Kitabın ortalarına geldiğimde beynimi saran tek düşünce “Bu kadın amma da karakter israfı yapmış!” oldu. Bunca karakteri bir hikayede kullanmak, yılbaşı sofrası kurmak gibi. O kadar çok çeşit ve o kadar fazla miktar olur ki, insan o gece tıka basa kusana kadar yese de, yılbaşını izleyen bir hafta boyunca o geceden arta kalanları yer.
Bu kadar çok karakter olmasının en kötü tarafı, kitabın içine giremiyor oluşunuz. Hani okurken kendinden bir parça bulursun ya da baş karakterle kendini özdeşleştirirsin ya… Bu kitap ona izin vermiyor. Sürekli karakter, mekan, zaman değişikliği var. İnsan kalabalığı yetmemiş, işin içine cinleri de katmış!
Bunca karakter arasına bir de Kundera adında bir kafede buluşan bir entel grubu sokuşturup, her bir karaktere isim yerine sıfat vermiş. Sırf kafa karışsın maksat. Alkolik Karikatürist, Alkolik Karikatüristin Hayatla Kavgalı Karısı, Gizli Gay Köşe Yazarı, Olağanüstü Yeteneksiz Şair, Aşırı Milliyetçi Filmlerin Gayri Milliyetçi Senaristi, Aşırı Milliyetçi Filmlerin Gayri Milliyetçi Senaristinin Kız Arkadaşı…
İnanılmaz yorucu bir okuma oldu benim için.
Hikayeye gelince, 19 yaşında bir kızın kürtaj olmak için doktor muayenehanesine gitmesiyle başlıyor. Kitabın içinde neler yok ki. Kendince dini yorumlamalar, Ermeni-Osmanlı/Türk ilişkileri, aile içi şiddet, ensestlik…
Yazdıkça anlıyorum; ben cidden zaman kaybetmişim bu kitabı okurken. Neyi anlatmaya çalışmış ki?! Türk-Ermeni ilişkilerini mi? Babası belli olmayan bir genç kızın sorunlarını mı? Babasız bir çocuğu büyütmenin zorluklarını mı? Erkeksiz bir ailede olan biteni mi? Öte tarafla nasıl ilişkiler geliştirebileceğimizi ya da ne bileyim entel takılan bir grubun neler konuştuğunu mu?
Sizin anlayacağınız daha kafamda bir karakteri oturtamadan yenisi geldi, sonra bir başkası, bir başkası derken; karakterleri hayalimde canlandıramadan kitabı bitirdim ve öldürdüm hepsini.
Ben tavsiye etmiyorum kitabı. Elbette farklı görüşte olanlar olacaktır.