Sanki derin bir uykudaydım , bütün bildiklerim yalanlardan ibaretti , küçükken tırmandığım erik ağacına ve içtiğim süte küfürler ettim , içinde bulunduğum evin duvarları renk değiştirirken ben sadece olduğum yerde kalakaldım . Hiç bir şey söylemeden , gözlerimi açmadan , sadece kalakaldım . Çünkü korkuyu beklerken torbalara sıçan insanlardan , yurda gitmemek için annesinin ölüsünü parçalayıp farklı mezarlara gömenlerden , on bir yaşındaki bir kızı satıp bir sadistle evlendirenlerden bahsediyordu sevgili Hakan Günday . Uzunca bir zaman gözlerimi açamadım . Baktığım dünyanın gördüğümle aynı olmadığını fark etmiştim çünkü . İçime dolan ve her yanımı saran umut , acının yanında hafif kaldı ilk defa . Kitapların sonu nasıl biterse bitsin , yaşanmamış oldukları , sadece kalemi tutan insanın beynindeki şeritler olduklarını bildiğimden çokta umursamazdım . Bu sefer kendimi bir okuyucu gibi hissedemedim. Kendimi Derdâ’nın saçları olarak , Derda’nın taşıdığı korsan Kitaplar olarak , içtiği sigara olarak hissetmiştim . Gözlerimi açtıktan ve kendime geldikten sonra , sevdiğim ve beni seven tüm insanlara “sizi az seviyorum “ cümlesini söyleyecektim . Çünkü az , çoktan daha büyüktü . Ve hayatımı değiştiren Kitaplar arasında yerini aldı . Hoşgeldin Derdâ ! AzHakan Günday