Gönderi

Uygar(mı?)lık
8/10
·182 syf.··
2019 23. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2019 08:11
Uygarlık isimli bu kitabı alırken, biraz çevirmenlerinden etkilendiğimi söylemem gerekir sanırım. Bu kitap, benim okuduğum Toplumsal Dönüşüm Yayınları, Kuram serisi kapsamında Mina Urgan, Melih Cevdet Anday ve Vedat Günyol gibi tanınmış isimlerin bölüm çevirmeleriyle Türkçemize kazandırılmış. Kitabın girişinde Clive Bell, uygarlık kavramını anlamaya çalışmasında kendisini etkileyen olay olarak Birinci Dünya Savaşı'nda İngiltere'nin moral kavramı olarak uygarlık adına savaşmayı öne sürmesinden sonra kendisinin de uygarlık ne ki uğrunda insanlar savaşsın diye düşündüğünü söylüyor. Bundan sonra kitap, uygarlık örneklerine geçmeden önce uygarlığı bazı kavramlardan dışlıyor, daha da sonrasında bireysel düzeye inip, uygarlık diye düşündüğü düzeyin nasıl oluşturulabileceğini kurguluyor. Bell, kendisi, Oxford mezunu, kafası tamamen Antik Yunan kültürüyle dolmuş, hatta kendisinin ve Antik Yunan düşüncesiyle ilgililerin o gün yaşayan bir insan gibi düşünebileceğini öne sürüyor. Bu bana abartılı ve tek yönlü bir bakışa saplanmışlık gibi geldi. Anlatımında Bell, devletlerin, bir kesim belirlenecek insanlara liberal eğitim olarak tanımladığı, programsız, tasasız, merakıyla öğrenen insan kurgusu oluşturmaları gerektiğini söylüyor. Bu savında Atina'daki filozofların tasasız hayatlarından yola çıktığı çok açık. Ancak bence her zaman söylenen bir diğer şeyi unutuyor ki akıl, hareket alanı bulabilmek için boşluk ister. Bell'in kurgusunda ise tatmini üst düzeye ulaştırılmış bu uğraşsız insanların meraktan çok tembelliğe yöneleceklerini düşünüyorum. Yok, aksi olarak devlet bu insanları merak göreviyle yükümleyecek denirse de bu sefer durum liberal denebilecek serbestiden yoksun kalıyor. Kitapta en çok dikkatimi çeken şeylerden birisi, Bell'in uygar insanı erdemlerden soyutlaması, ahlaktan neredeyse bağımsız kılmasıydı. Şöyle ki bir tür, insani diyebileceğimiz, merhamet gibi erdemlerin ilkel insanlarda da olabileceğini hatta daha yoğun olduğunu, uygar insanın ise eğitim işi bir yapaylıkla insan doğasına da uzak olmadığını kurguluyor. Machiavelli'nin Hükümdar isimli eserini okumasam da Genel Kamu Hukuku derslerinden bildiğim kadarıyla Machiavelli'de hükümdarı bu tür erdemlerden soyutluyordu. Bell ise bunu bir zümre için yapıyor ve bu zümre öyle bir yaşam sürüyor ki halk kitlelelerinden beslenen asalak aydınlara dönüşüyorlar. Ahlaksızlık, baskıcılık insanlar üzerinden bir yapıya devredilmemelidir. Eğer Bell uygar insan tanımına erdem koymamakla onu bağımsız da yaşatsa buna bir şey diyemezdik ancak halktan beslenen bir insan halka erdemle yaklaşmalıdır diye düşünüyorum. Bell'in uygar insan tanımlamasının pek de tutmadığını düşünüyorum buna içten içe de iyi ki demekle incelememi sonlandırıyorum.
Siyaset
UygarlıkClive Bell · Toplumsal Dönüşüm Yayınları · 199846 okunma
··
74 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Merhaba Sn.Batuhan sitede hala yaşıyormusun onu bilmem fakat kitabı iyi irdelemişsin ancak kitabın özeti kitabın başlarında geçen bu metin sanırım yazarı özetliyor. "Rus-Japon Savaşından hemen sonraydi, bir süre Soho'da bir lokantada yemek yiyordum. Orada, on onbeş kadar çok aydin genç, haftada bir kez bir İngiliz subayi ile buluşuyorlardi. Bu subay, görevi geregi aptallaşmak zorun- da olduğu bir dünyada, ne denli akllı oldugunu unutacak kadar uzun süre yaşamış, kendi halinde sevimli İingiliz subaylanndan biriydi. Aklımda kaldığına göre, bu denemenin konusu olan "Uygarlık nedir?" sorunu üzerinde tartşlyorduk Fabianizm, günlerde hayli gözdeydi ve kimimize göre, yoksulların sakatların ve delilerin kayınlmadığı hiç'bir topluma uygar denemezdi. imimize göre, (kadinlar da vardı aramızda),
İyi(mi?) ki. Farklı(mı?) ki. Beğendim incelemeni, yine pek beğenmediğin bir düşünce kitabı okumuşsun anladığım kadarıyla. Yine de bunun sana mutlaka katkısı vardır ve sen de böyle düşünüyorsundur. İyi okumalar, insan ancak okuyarak ve bunu muhakeme ederek iyi ile kötüyü ayırt edebilir. Okumaya devam !