·1142 syf.····Okunma: 07 Nisan 2019 09:29 Bu kitapla ilgili ikilemdeyim ve aslında hakkında bir şeyler yazmamaya da karar vermiştim...
Yine de dayanamadım. Bir kitaptan hem kopmak istememek hem de tam anlamıyla beğenmemek mümkün müdür? Eyy Rothfuss kafamızdaki soru işaretlerini biraz olsun cevaplandırmak ve heyecanımızı körüklemek yerine neden 1100 sayfa boyunca kıvrandırdın bizi?
Rüzgarın Adı, uzun zaman sonra aradığım tadı bulduğum, özenle kaleme alınmış, detaylarıyla ve içinde anlatılan hikayelerle matruşka bebek misali bir kitaptı. Patrick Rothfuss'un kalemi gerçekten çok güzel ve özel. Benzetmelerini okudukça kendince yazı yazan biri olarak adeta moralimin bozulduğu oluyordu... ^^ Ama bunlara rağmen ilk kitapta da Kvothe'nin parasızlığını dert etmekten, elindeki paraları saymaktan bir zaman sonra telef olduğumuz doğru. :) Yine de tadına varılmaz bir kitaptı benim için.
Kurgudaki kötüler, Chandrialılar öyle esrarengiz ve kusursuzca yaratılmış ki uzun zaman sonra okuduğum en iyi "kötüler" diyebilirim. Yazarımızın onlar hakkında bilgi verirken cimri davranması da söz konusu merak duygusunu iyice körüklüyordu...
Gel gelelim Bilge Adamın Korkusu'na... Kesinlikle böyle bir ikinci kitap beklemiyordum. Hatta ortalara doğru hikayeden öyle koptum ki ne kadar doğrudur bilmem kitaba birkaç ay ara verip öyle devam ettim. Kitabı okurken nefret ettim! Bu nefret sonrasında duruldu tabii. :)
---Dikkat Spoiler çıkabilir!
İlk 400 sayfa zaten birinci kitabın aynısı gibiydi.
Denna karakteri neden var, ondan nasıl sırlar çıkacak hala 1100 sayfanın sonunda bile emin değiliz. Kendisine hala ve hala ısınabilmiş değilim. Evet, Kvothe'yle aralarında özel bir iletişim var ama bu iletişime rağmen hala uzlaşamamaları yüzümü ekşitiyor. Kvothe'ye bu kadar değer verdiğini belli edip ona hayatı hakkında hiçbir şey anlatmaması bizim daha da kıvranmamıza neden oluyor.
Vintas sokaklarında Kvothe ile dolaşmamız keyifliydi.
Kitabın en büyük eksikliklerinden biri Chandrialılar hakkında 1100 sayfa içinde yalnızca birkaç yerde bahsedilmesiydi.
Diyaloglar gerçekten inanılmaz uzundu ve bir zaman sonra koparıyordu insanı.
Felurianlı kısımlar... Meh. Aşırı yetenekli, zeki, ve hatta kibirli Kvothe'nin "ilkini" yaşaması da ancak bir periyle olur deyip fantezilerini şaha çıkarmış Rothfuss. Bilmiyorum bana irite edici geldi... Sonrasında ise... Kvothe neredeyse zampara olacak hale geldi.
Ademler ilgi çekiciydi ama yine sık tekrarlardan ötürü sıkıcıydı.
Sahte Edema Ruh'lu kısımlar ilgi çekiciydi evet...
Kitabın sonucunda ise tam Bast'la ilgili detaylar ve Kvothe'nin durumu, neler olacağını vs merak etmeye başlarken yazar o her şeyi tükenmiş adamla bizi dımdızlak, hiçbir şeyi açıklamadan bırakıverdi.
---
Sonuç olarak bana ilk kitaptaki tadı asla veremeyen bu kitaba bu kadarcık yıldızda karar kılmamın nedeni Auri'ciğimin ve Rothfuss'un mest eden kalemi hatırına. Piyasada bu kadar kötü eser varken daha azını yakıştıramadım sanırım...
Beklentim çok farklıydı ve okuduğum kitap kesinlikle bunu karşılamadı.
Ben kitap boyunca daha fazla Chandrialılar görmek istedim. Ama genel olarak kitap yerli yersiz detaylarla ve diyaloglarla çok fazla uzatılmış, birinci kitaptaki soru işaretlerini biraz olsun açıklamak yerine üstüne daha da katlamıştı. Evet, gizem her zaman o kitabı canlı tutmak için iyidir, ama söz konusu gizemleri ayakta tutan etkenlerin bahsi geçilmezse okuyucu yorulabilir.
17 yaşındaki Kvothe'nin gelişim süreci 1100 sayfa sürecekse, o umutsuz, her şeyi tükenmiş Kralkatili'nin hikayesi için 5000 sayfa mı gerekecek? Bu kitapta yazar biraz amacından sapmış gibi geldi... Bu nedenle de üçüncü kitabın gelmesi için daha çok beklememiz gerekebilir. Nasıl toparlayacak göreceğiz... ( Yani umarım görürüz artık! :) )