Gönderi

-Güneş de sanıyor ki bir tek o yanıyor.-
10/10
·434 syf.·
Beğendi
·
2020 2. kitabı
-Cümlelerinizi bir demet gül sunar gibi söyleyin.- -Dünya aşktan ibarettir, gerisi fasa fiso. -Eylemsiz düşünce, çıkarılmayı bekleyen define gibidir.- -Gölgeyi üşüten güneşe hasretidir.- . "Aşk, bir bedende iki kişi." “Ey aşk...! bir mucize gerçekleştir şimdi Şapkandan bir kumru havalansın Bana öyle büyük ki bu kalp, Gelsin yüreğime yuvalansın” Kitabı okurken sımsıcak bir yürek buldum. Yaşam kavgasının molalarında, sıcacık bir poğaça, buğusu üstünde demli bir çay, sevgi ve vefayla beslenmiş hoş bir muhabbet, zifiri karanlıklarda bir umut ışığı, sığınılacak güvenli bir liman, şifalı bir çift dost eli hissine kapıldım. 438 sayfalık kapsamlı ve güzel bir kitap, aforizmalarla, çarpıcı düşüncelerle dolu bir kitap. Düşünmeyi ve düşündürmeyi hedefleyen, beyinlere seslenen metafor zengini tam bir şiir ziyafeti. Bu ziyafetin menüsünde, sevgi var, sitem var, aşk var, barış var, umut var , çocuk var, kadın, insan, doğa ve Dünya var, kısacası belli bir yaşanmışlık var. Benim en çok sevdiğim aforizmalarının birinde Şair Tahsin Özmen diyor ki " İnsanın pilini, sahip olduğu mallar değil, mutlu olduğu anlar şarj eder." Ben de bu kitabı okurken gerçekten mutlu oldum, yaşam enerjim yenilendi tazelendi. Bu kitapta Şair şiiri, insan insan, insan doğa, insan toplum ilişkileri olarak yansıtıp, sosyal siyasal iktisadi ve kültürel olguların bir bileşkesi olarak ele almış. Bir empati aracı, duygusal paylaşım aracı olarak şairin şiirlerini, esas olarak insanı düşündüren, bunun yanında kimi zaman üzse de, kimi zaman hüzünlendirse de, genelde hayatı sevdiren, manevi bir hazza kaynaklık eden ve eleştirel bir farkındalık yaratmaya dönük şiirler olarak değerlendirebiliriz. Ayrıca Şair şiirlerinde, yaşadığımız zamanın garipliğinden, monotonluğundan, doyumsuzluğundan, duygusuzluğundan, duyarsızlığından, mutsuzluğundan, umutsuzluğundan, yalnızlığından da şikayet ediyor. Robotlaşmış, mekanikleşmiş, doğallıktan uzaklaşmış, başkaları ne der şiarıyla yaşamı kendine rehber edinmiş empati yoksunu bir insanlar topluluğundan rahatsızlığını da dile getiriyor. Bu bağlamda kitaptaki şiirlerin okuyucuyu sıkmayan, mesajı açık, anlaşılır, sade şiirler olduğunu düşünüyorum. Şair şunu demek istemiş, bunu demek istemiş şeklinde tercüme ve tercüman gerektirmediğini, yoruma ihtiyaç hissetmediğini, pazardaki karpuz gibi, elma gibi, erik gibi, kiraz gibi somut, capcanlı dipdiri şiirler olarak değerlendiriyorum. Yani şiir ete kemiğe bürünmüş, eğip bükmeden, lafı dolandırmadan söylenmiş, çiçekle ilgiliyse çiçek, güneşle ilgiliyse güneş, insanla ilgiliyse insanı odağına oturtmuş. Bu kitabın tüm geliri "ÇOCUK İSTİSMARINI VE İHMALİNİ ÖNLEME DERNEĞİ”ne bağışlanmış. Bazı şiirleri beklediğim gibi değilse de, Kitabı herkese önerir keyifli okumalar dilerim. Bir Delinin Senfonik Dokundurmaları -Sevgi, Kilidi olmayan tek hazinedir.- -Sevgisiz kalp ışık girmeyen mabet gibidir.- -Sevgisiz yürek ya pas tutar ya buz tutar.- (Sevgi sıcak su gibidir, tüm buzları eritir.) -Sevgi tüm olumsuz duygu ve hislerin panzehiridir.- . -Ne olur...! Beni yalnızca çicek açtığımda sevme.- 1. -Mutluluğu aramaktan, İnsanların mutlu olmaya hiç vakitleri yok.- . (-Mutlu geceler, neden sadece bir kadının kirpikleri kadar uzun olur?-) . -Ne mutlu...! Gün doğumunun mutluluğunu, gün batımına taşıyabilenlere.- . (-Hanımlar, Beyler...! Biraz da bana yağar mısınız mutluluğunuzu? -Mutluluğun anahtarı, varlığına şükrettiğimiz insan sayısını artırmaktır.-) . -Her güleni mutlu mu sanırsınız?- -Ne her güleni mutu, Ne de her ağlayanı dertli sanmayın.- -Acısı çok olanın gülüşü ya yavandır, ya da yalandır.- . Her yer mutsuz kadınlarla mutsuz adamların, Umutsuz evlilikleriyle doldu. . Sevmemek için bahanemiz hazır, ya çok yoğunuz ya çok yorgunuz (!), uyumak için önümüze sonsuzluğu sermişken kâinat. -Oysa bir kıvılcımın parlayıp sönmesi kadardır, bahanelerle geçiştirdiğimiz şu hayat.- . Aç parantez (Evliliği pişmanlık müessesesi haline getirdik, bravo bize...(!)) . Sevgiler tadımlık, dakikada bir renk değiştirir, poz verir gibi anlık oldu. -Ömürlük sevgilere hasretiz.- (İnsanın insanı sevmeye vakti olmadığı zamanlardayız.) . Herkes sevilmek istiyor, (Halbuki sevilmenin birinci koşulu sevmektir.) Ve hiç kimsenin kendinden başkasını sevesi yok. (Bu gidişle de hep kendimizi seveceğiz. Oysa en büyük yoksulluk sevgiden yoksunluktur.) . -Duygusal açlık, doygusal açlık sorununun önüne geçti.- Oysa gönlü doyurmak, karnı doyurmaktan daha mutlu kılar insanı. (Ne savaştan, ne hastalıktan, ne de afetten, Yapayalnız sevgisizlikten öleceğiz.) Oysa, -Yaşamak tüketti bizi, ölmek değil. Güvenmek tüketti bizi, sevmek değil.- . -Sevgi yaradılışın hamuru, varoluşun kaynağıdır.- -Tüm yaratılmışların özetidir.- -İnsan olmak sevmekle başlar.- -Sevmek alelade bir eylem değil, bir ibadettir.- (-Çabanız sevmek için olsun sevilmek için değil.- Sevme kapasitenizi yükseltin.) . -Sevdikçe sevildikçe olgunlaşır insan.- -Sevilince insan da çiçek açar.- Sevmemiş sevilmemiş insan yarımdır, ziyadesiyle ziyandır.- -Kalplerdeki pası ancak sevgi siler.- (-Sevdiklerinizi ihmal etmeyin, Çiçekler bizi sulayın diye miyavlayamaz.- -Hangi cerrah bir kalbin kırıklarını dikebilirki? Hangi çilingir bir yüreğin kapısını açabilirki?-) -Gölgeyi üşüten güneşe hasretidir.- -Hayat sevgiyle yeşerir.- -Sevgiyle sulanmayan kalp kurur, çöle döner.- . -İnsanı sevgi besler.- -Sevmek sevilmek, buğusu üstünde tüten bir somun gibidir, tok tutar insanı.- -İnsanın, paraya olan ihtiyacından daha çoktur sevgiye ihtiyacı.- (Kredi kartı limitsizi değil, yüreğindeki sevgi limitsiz insanı sevin.) . -Hiçbir kazak, hiçbir hırka, bir insanın sevgisi kadar ısıtamaz insanı.- (Kıblesi sevgi olanın, mutluluk elinin altındadır, Sadece uzanıp alması yeter.) . İllaki ilaçla iyileşilmez, sevdiğin bir sesi duymakla da iyileşilebilir. İllaki dudakla öpülmez, bir kaç çift güzel sözle de öpülebilir. İllaki sarılmak gerekmez, sevdiğinin hayaliyle de insanın ayakları yerden kesilebilir. Çünkü, -Sevmek, mesafeyi kaldırmaktır.- (Zaten mesafelerin önemi yoktur. İnsan sevdiklerini göz kapaklarının arkasında taşır.) . -Koşulsuz sevgi sihirli bir anahtardır açamayacağı kapı yoktur.- (Lütfen, Zengin fakir, genç yaşlı demeden, Dil, din, ırk cinsiyet farkı gözetmeden, Tüm insanları ve diğer canlıları Yormadan, kırmadan dökmeden, Şartsız şurtsuz, yalansız dolansız, Nedensiz nasılsız bir sevgiyle sevin.) . Maalesef, ortalıkta sahte seni seviyorumlar uçuşuyor, Sevmek eyleminin içini boşalttık. Dünyada sahtesi en çok üretilen şeylerden biri haline geldi sevgi. Bu nedenle, sevginiz yapay olmasın, içten olsun, gerçek olsun, Yirmi dört ayar altın gibi saf olsun. -Üstünkörü sevmelerle vakit kaybetmeyin.- (Zira hiç kimse yarım yamalak bir sevgiyi hak etmez. Gerçek sevgi, sevdiğinde ömür boyu tutuklu kalmak, müebbet yemektir.) . -Sevmenin sevilmenin yükü ağırdır.- -Sevgiyi, sömürüyle de karıştırmayın, Sevgiyi sömürüye dönüştürmeyin Sevgiyi kaybedersiniz.- (Çünkü sahiplik sevgiyi öldürür. Yani, Cüzdanlara kilo verdirmek için sevmeyin. -Sevgi ait olmaktır, sahip olmak değil.-) . Sevecekseniz güzel sevin. (Sevgi-siz-siniz...!) -Sadece sevmeyle yetinmeyin, İnsan bir kitaptır, okuyup anlamayı da deneyin.- -Sevdiğinizin sadece elinden değil, yüreğinden de tutun.- (Tene herkes dokunur, yüreğine dokunun. Sadece ağzından çıkanı değil, yürek dilini de anlayın. Kulağa söylenen söz yüreğe söylenen kadar etkili değildir. Sadece göz ile el ile değil, ruhen de kalben de sevin.) Çünkü... -Yürekte demlenmemiş sevgi hamdır.- . Hatta biraz sevginizin dozunu kaçırın: Sevdiğinizi boğmadan, sevdiğinizde boğulmadan, Nefesiniz kesilinceye kadar sevin. (Mesela ben sarılınca kemiklerimin ısınacağı bir sevgi istiyorum.) -Bu Dünya’nın, en çok sevgiye ihtiyacı var.- (Sevgiyle sakinleşir. Zira cehenneme çevirdiğimiz yeryüzüne, cenneti getirecek yegâne güç sevgidir. Örneğin bir kadını sınırsız ve koşulsuz sevin, Dünyanızı cennete çevirsin.) . -Yürek yarasına sürülen en iyi ilaç, sevgidir.- -İnsan yüreği sevildikçe çocuksulaşır.- -Sevmek sevilmek mutlu bir alışkanlıktır, siz de alışın.- . (Şımaracak kimsesi olmayanların şımartacak kimsesi olun...! Mutluluk ancak öyle bulaşır.) . Gönül bağı için ne gözün görmesi, ne de elin değmesi, Sadece yüreğin sevmesi yeter. . Aç parantez (Başta insanlar olmak üzere, Yağan yağmura esen yele, Yanan ateşe, doğan güneşe, Daldaki yaprağa, açan çiçeğe, Uçan kuşa, börtü böceğe, Koyuna kuzuya, kediye köpeğe, Havaya suya toprağa teşekkür edin, tebessüm edin, selam verin. Teşekkürü günlük yaşamınızın bir parçası haline getirin. . -Tebessüm sevaptır, kimseyi acıtmaz kimseyi incitmez.-) . Bu arada (-Bir insanı diğerine aşık edecek, sevdirecek, ne siyasi ne de iktisadi bir rejim henüz icat edilmedi.- bunu da bilin.) . Ancak, Sevgiyi alış veriş zannedenler bilmelidir ki, -Sevgi hesaplanamaz, ölçülemez.- (Mesela ben hiç yarım kilo sevmedim. Aşkın da birazı olmaz, ya aşıksındır ya da değilsin. Zira “Aşk tartıya gelmez.” Sayılara sığmaz.) . Çiçekle arının ilişkisine de benzemez. -Sevgi, bir defalık durağan bir his değildir.- (Geliştirip büyütmek, soldurup kurutmamak, Özenle koruyup kollamak, besleyip sulamak gerekir.) -Sevgi, tarlada kendi kendine ot gibi bitmez.- Kadın...! -Her kadın bir şiirdir, her adam okuyamaz.- -Bir kadının yüreğinde doğup yüreğinde ölmek, her adama nasip olmaz.- (-Rengarenk dünyada bir kadın asla siyahlara bürünmez, onun dünyasını karartmışlardır.-) 2. Bir şeyi güzel ve özel yapan; O şeye, bir kadın elinin, gözünün veya yüreğinin değmesidir. (Çünkü güzel şeyler güzel kalplerde filizlenir.) . -Kadınlar en çok gülerken güzeldir.- (Eğer bir kadın seviliyorsa mutluysa, O kadar güzel ve içten güler ki, Sanırsın gözbebeklerinden serçe sürüleri geçiyor.) . (Ben önemli olanın, bir kadının yüzünü değil, yüreğini güldürmek olduğunu anladım. Ve bugüne kadar, bir insanın kalbine girmekten daha güzel bir yer bulamadım.) Dolayısıyla, Girmeyi başarabilirseniz, dünyanın en güzel yeridir bir insanın yüreği.- Yani, -Fethin güzeli, kaleleri değil, kalpleri fethetmektir.- Bazen bir kalbin fethi, dünyaya hükmetmektir. . Aç parantez (Size bi’şey söyleyeyim mi? -İnsanın yarısı kadın yarısı erkektir.- (Bütün olmayan, yarım insan hiçbir şeydir.) -Erkekler bu dünyanın beyni, kadınlar kalbidir.- (Dolayısıyla, Erkek aklen, kadın ruhen huzurluysa mutlu olur. Çünkü, -Kadınlar mutluluğu ruhi, erkekler akli doyumda bulur.-) Kadına Şiddet...! -Kadına Şiddet Tüm İnsanlığa Şiddettir.- -Kadına şiddet, en çirkin medeniyet ayıbıdır.- 3. -Bazıları, delikanlılığı elikanlılık sanıp, kadını kırmızıya boyuyor.- -Kadınların namusu, namussuzlara mı kaldı?- . Kolay ölümler ülkesi olduk, canın hiç kıymeti yok. . Kadına şiddet bataklığının suyu da çamuru da; -Delikanlılıkla elikanlılığı bir tutan.- -Her şeye hakkı/m var koca zihniyeti ile -Namus etiketini sadece kadınların alnına yapıştıran, namusu apış arasına sıkıştıran, -Ve bunca kötülük dururken, öpüşmeyi ayıba, sevişmeyi ahlaksızlığa yakıştıran zihniyetten gelir. -Bazılarının gözünde, kadının çörek otu kadar kıymeti yoktur.- (-Bu ülkede, Ulu orta gülmek yasak, ölmek serbesttir kadınlara.-) . Kız çocuklarının rengini soldurdular (“Namus davası” deyip: babam boynuma ip, annemse ayaklarımın altına sandalye oldu.) -Bazı yörelerde, kız çocuklarına çörek otu kadar değer verilmez. Fesleğen otu kadar başı okşanmaz.- -Bazıları, kadını varlığında değil, yokluğunda fark eder.- . (Kadınların pahasına, kadınların sırtında gezinenler, inmeyi bir türlü kabul edemediler. -Kadını toprak gibi gördüler, İliklerine kadar sömürdüler.-) . (Kadını; Kız iken babasına, Evliyken kocasına, Yaşlanınca oğuluna bağımlı hale getiren bir düzen kurdular. -Bu erkek egemen düzen kadını, ya ayakta kalma, ya da hayatta kalma mücadelesinin tam ortasına attı.-) . -Kadın erkeğin gülümsemesine hasret.- Bazı erkekler, kadını sevmek için değil yok etmek için adeta çırpınıyor. Oysa, Sevmek için bilek değil, yürek lazım. . Asırlardır Kadın...! Bazı erkekler tarafından rahatlatma aracı, kendilerinin duygusal işçisi, Evlerinin bekçisi, toplumun günah keçisi olarak görülüyor. Yaratılan öfke, nefret ve korku ortamında, Kadınlara esaret yaşamı sürdürülüyor. Kadınlar dövülüyor, sövülüyor, kovuluyor, ya da vurulup öldürülüyor. . Sadece fiziksel şiddetle değil, Zihinsel ve duygusal istismarla defalarca bıçaklanmalarına rağmen, Yaralarını gösteremiyor kadınlar, Ruhen yıkık bir harabeye döndürülüyor. . Çoğu kadın kendini, Hep yakalanmak istenen bir kuş gibi hissediyor. (Oysa kafeslere göre degil kadın, En az erkek kadar özgürlüğü hakkediyor. -Kafesin büyüklüğü kuşu özgür kılmaz. Bazılarına Dünya bile kafestir.-) . -Sevgi özgürlüktür, bir pranga degil.- (Kafesine kuş arayanlara duyurulur...!) -Şiddetin olduğu yerde sevgi olmaz.- -Evlilik güç gösterisi, ego savaşı değildir.- -Mutlu evlilikte üstünlük savaşı yoktur, kıskanmak yerine güvenmek vardır.- . Aç parantez (Kaldı ki evlilik bir kafeste esir hayatı yaşamak da değildir. Evlendik diye, başımıza heykel dikmiyoruz, Kadını erkeğe, erkeği kadına köle etmiyoruz. Ancak evli bir kadın veya erkeğin bekar gibi davranma hakkı olmadığını da biliyoruz. Acısıyla tatlısıyla hayat müşterek. Ekmek gibi dilimleyip paylaşmak gerek.) -Cümlelerinizi bir demet gül sunar gibi söyleyin.- 4. Yaşamak yakışmıyor…! bazı insanımsılara. Adamlık kalıpla değil kalple ilgilidir. . (Ahh kadını kırmızıya boyayan adam olamamış erkekler...! erkeksiler…! Ya da erkeğebenzerler…! Delik deşik olduk...! Siz öldürmekten yorulmadınız mı? Biz ölmekten yorulduk...! diyor kadınlar.) Hasta zihinli bazıları, şiddetin vücut bulmuş hali, adeta ayaklı cehennem. -Dikili taş gibi duygusuz.- . Kadını güçsüzlükle yaftalayıp aciz ve zavallı, Kendini ise kavanoz kapağı açıyorum diye güçlü gören bir zihniyete sahip. (Zaten, -Görece, erkekte acıtma, kadında acıma duygusu daha yoğundur.-) . Parantez içi (Adam değilsen hiç fark etmez, Ha cahil ha alim olmuşsun. Eşeğin sırtına ha kitap ha saman çuvalı koymuşsun.) -İnsanın oluşu değil duruşu mühimdir.- Saygı, itibar doğuştan değil duruştan kazanılır. . -İnsan en çok sevdikleriden kanar.- (Bize en yakın olanlar, en keskin bıçağı elinde tutanlardır. Genellikle bize kıyanlar, kıyamadıklarımızdır.) Papatya yürekli adama (!)... (seviyor/sevmiyor) . Karnını yurt bileceksin, memesinden süt emeceksin. Kucağında ağlamayı keseceksin, aşık olup kalbine gireceksin. İşine gelince seveceksin, Gelmeyince ya dövecek ya kovacak ya da vuracaksın. Seni seven bir kadının eli kanlı katili olacaksın, O senin saçının teline kıyamazken, Sen onun canına kıyacaksın. . Sözde en çok anneleri seveceksin, Lakin en çok annelere söveceksin. Aç parantez (-Hiç kapanmaz, kadın olmadan anne olmaya zorlanan kız çocuklarının yarası.- bilesin.) . Hayalleri peşinde koşmaktan başka, Ne yaptı size bu şiddet uyguladığınız kadınlar? . Yapma !.., Bu vahşete “Kadına Şiddet" diyoruz biz. Yapma !... Sen ne zaman Adam olacaksın? Dünyada ‘kadına şiddetten’ illallah diyen bir kadın; “Şeyhim, yeni bir gezegen bul ve beni oraya ışınla diyordu.” Zorbalık üzerine hayat inşa edilmez. Sulamadığın ağaçtan meyve beklenmez.- -Kusur ararsan kusur, Huzur ararsan huzur bulursun.- -Ahlaklı insan, ahlaksız iş yapmaz.- -Kadın, erkeğin satranç taşı değildir.- Zorla ne nefret ettirebilirsin ne de sevdirebilirsin. -Bir kadının cennetine havlayarak girilmez.- (Ki havlamak korkutmak, kükremek korumaktır.) . -Kadın kimsenin cinsel objesi, duygusal işçisi değildir.- (Hiç kimse diğerinin dolgu malzemesi değildir.) . Kadını stres topu, mutfak robotu olarak görme, Onlara köle muamelesi, esir muamelesi, kullanışsız amele muamelesi çekme !... . Parantez içi (-Bir kadın için en acısı, Sevdiği adamın, eli bıçaklı katili çıkmasıdır.- Hiç bir anne babayı, kızlarını katillerine kendi elleriyle veren anne baba durumuna düşürme.) Be Adam (!) -Sevgiyi yanlış öğrenmişsin, Sevgi acı çekmek de çektirmek de değildir.- (Kaldı ki, -Kadın dövülmek için değil, Sevilmek için yaratılmıştır.- -Kadının kan gurubu sevilmektir.-) . Güle kurşun sıkılır mı? Güle dikenleri var diye kızılır mı? . -Kadınları el üstünde tutmaktan tabutta taşımayı anlıyorsun.- Sevdiğin kadın için cenneti yeryüzüne getireceğine, Ayaklarının altına cennet serili kadına, Cehennemi yaşatıyorsun. Bravo sana(!), Cehennem yaratma konusunda yarışıyorsun. -Hiç bir kadın cenneti bulmak için, erkeğin cehennemine katlanmak zorunda değildir.- . (Hem unutma ki...! Mazlumun çığlığını serçeler taşır, Dört nala koşar şiddet gören kadının ahı Arş-ı Âlâ’ya ulaşır. Ve mutlaka tecelli eder ilahi adalet, Bu vahşet er yâda geç yapanların ayağına dolaşır. Çekip gidenlere bir bak, mezar taşları ne anlatır.) Bil ki.., Ne kara kalemle gökkuşağı çizilebilir. Ne de senin gibi, Avı için ağlayan ucuz ruhlu timsahın gözyaşları içilebilir. . Kimseyi yalandan sevme !... Seveceksen adam gibi sev, Adam gibi sevmeyi beceremiyorsan sevme !... . Yalan demişken, şunu da söyleyim ki; (Çok iyi tanıdığımı sandığım insanların, Zamanla hiç tanımadığım insanlara dönüşmesi, en büyük hayal kırıklıklarım. Nasıl da boşmuş dolu sandıklarım, Birer yalan rüzgârıymış, bu hayatta hakikat diye inandıklarım. . -İnsan yalan söyleyendir.- Neredeyse dürüstün nesli tükeniyor. Oysa doğada yalan yok, atılan tohum filiz veriyor. . Aslında yalancıda gerçek aramak, zaman kaybıdır. -Yalan suya benzer, en çok da yayılmak ister.- -Yalan önce herkesi kendine inandırır. Sonra gürültüsüyle hakikati uyandırır.- Ve her zaman kendine bir ortak bulur. Oysa gerçeğin şahide ihtiyacı yoktur, Tek başına hep ayakta durur. Tek bir gerçek, tüm inkârları yıkmaya yeter. Onu arayanla er ya da geç buluşur.) Bu arada (Hiç sevmem kötü hikayesi olan yerleri; Adliyeleri, Hapishaneleri, Hastaneleri.) . Bazıları seçimlerini sahiplenmeyişinin adına kötü kader diyor. (!) . Yani diyeceğim şudur ki; -Yamuk bir kişilik, doğru bir hayat yaşatmaz.- -Yürek yarası dikiş tutmaz, Bazı acılar, kalp sökülüp atılmadıkça bitmez.- . Bir yürek: Kin, kibir, nefret ve hasetle kirlenir. Sevgi, vicdan ve merhametle temizlenir. . Aç parantez (Unutmayın, içinizdeki firavunu dizginleyin. Her insanın karanlık bir tarafı vardır. En korkunç yer bir caninin zihnidir. İçindeki kafeste bir vahşi besler. Bunların bazıları evcilleştirilemediği için dişisinin canına kıyan adi bir caniye döner. Her yer egoistle, mazoşistle, sadistle, narsistle, psikopatla, sosyopatla dolar. . -Ve hiçbir şey topluma, insanlığından kopmuş kadın ve çocuk istismarcısı tecavüzcü katiller kadar dehşet yaşatamaz.-) 5. -Unutmayın…! en değerli sermayemiz yaşamaktır.- Bir anlık yaşam, Bir tonluk mücevherden daha değerlidir. . (Unutmayın kelebeğin rüyasını. Ölümsüzlük ümidiyle kozasından çıktı. Çok sevdi yaşamayı uçmayı düşledi kanat çırptı. Lâkin kader ona üç günlük ömür biçti.) . -Hayat yengilerden, yenilgilerden ve yanılgılardan ibarettir./ . Göster onlara okyanusun öfkesini...! -Başını güneşe dayayanlar, karanlığa kafa tutanlardır.- Eylem her daim söylemden değerlidir. . Bilinçsiz kadın bu tür erkeklerin işine gelir, Farkındalık yaratmak, bilinçlenmek gerek kadına şiddeti durdurmak için. Boyun eğmek, teslimiyet çare değil, ayağa kalkmak gerek kurtulmak için. . (-Gerçi suskunluk...; -Bazen yıkım, bazen çözümdür.- -Bazen cehaletin gürültüsü, Bazen de bilgeliğin türküsüdür.- . Benim düsturuma göre; -Gereksiz konuşmak kadar, Nedensiz susmak da bir zulümdür.-) . Bir zamanlar, susmak; Kadınların konuşma diliydi. Söyleyecekleri ya gözlerinde ya da yüreklerinde gizliydi. . Aç parantez (-Gözler ki dilin telaffuz edemediğini söyler.- Zira dil yürekten her geçeni söyleyemez. Kalbe sığmayan dile hiç sığmaz.) . Tek savunma silahları, Yumruk yapmaya kıyamadıkları elleriydi. Sığınabilecekleri biricik mekân, Ya mezar ya da ana baba evleriydi. -Cesaretini toplayamayan, bavulunu toplamak zorunda kalır/dı.- Oysa, Hayat, hayatı akışına bırakanları değil, hayata yön verenleri ödüllendirir.- -Bir insanın en sağlam dostu cesaretidir.- -Hayat bahaneleri değil cesareti ödüllendirir.- Aç parantez (Cesaret kördür.) . Ki kadınların çığlıkları ışık, Korkuları şarkı, hıçkırıkları çağrıdır kıyamete. . Parantez içi ( Ancak yine de, Kadın sinirlenince dağı taşı delesi gelir, Lâkin ojelerini görünce, gülen bir emojiye dönüşüverir.) . Diyeceğim şudur ki... -Sevdiğinizin gölgesinde yaşamayın, gelişemezsiniz.- -Acılarınızla kimseyi beslemeyin.- -Diktiğiniz putları, başkasının kırmasını beklemeyin.- -Değmeyenlere vaktinizi harcamayın, yol verin gitsinler.- -Taşlanacak sözleri, bandajla sarmayın.- -Hiç kimsenin egosuna sponsor olmayın.- . Kurtarıcı aramayın, -Kimse seni duymuyorsa kurtuluşun kendindedir.- -Düşmek istemiyorsan, başkalarına yaslanma.- Zira, -Başkalarının ışığına güvenen, karanlıkta kalır.- . -Zaferlerin en kıymetlisi: Düştüğünde yardım almadan kendi kendine kalkabilmektir.- (Unutma, Mazeret silahı başarısızın elinden hiç düşmez.) . -En iyi intikam, intikam arzunu bitirmektir.- (Anneler kızlarına güneş ve kutup yaldızından oluşan bir gökyüzü örer. Kızımın güneşe açılan bir penceresi olsun, Karanlıklarında yönünü bulsun diye.) . -İstiyoruz ki, Hayat hep bana güneş açsın, Uçmamız için sevdiklerimiz kanat taksın.- Kimse bana meydan okumasın, rahatımız bozulmasın. . Sakın unutmayın...! -Durgun sular çürütür.- -Kişiye değil, kişiliğe önem verin.- -Sureti hoş, sireti boşlardan sakının.- -Dişiliği kişiliğin önüne koyanların sonu hüsrandır.- -Yüzde olan sözde olur, Özde olan gözde olur.- -Burca göre de, borca göre de eş seçilmez.- -Nefsin dili değil, gönlün dili kalpleri birleştirir.- -Aşk pahalıdır ucuz insanla yaşanmaz.- Kitap gibi kadınlara sayfa sayfa şiirler yazılır ama, -Her kadın bir şiirdir, her adam okuyamaz.- -Ehline düşmezse hayat, ziyan olur.- -Güzel insanlar, özel insanlara layıktır.- -Sevmeye kendinizden başlayın. -İnsan kendi değerini bilince dünyası güzelleşir. . Öz Benlik !.. Yaşamı el alem jürisi ne dere göre dizayn etmek, öz benliğe ihanet etmektir. -Yaşamınızı, kendinizi el âleme pazarlama stratejisiyle dizayn etmeyin. -Dünya bir yarış pisti değil, sabır isteyen uzun bir yürüyüş yoludur.- 6. -Hayat büyük zaferlerden çok küçük doğrular ve güzellikler toplamıdır; Onurlu bir yaşam sürmek, doğru bir duruş sergilemek, temiz bir vicdana sahip olmak, karanlığa bir ışık yakmak, bir yarayı sarmak, bir kalbe dokunmak…- -Onur; Kendi çölünde yanmayı, Bir başkasının gölgesinde donmaya tercih etmektir.- -Kendini okuyamayan kara cahildir.- -Kendisiyle barışık olanın, başkasıyla savaşı olmaz.- . Başkalarının düşüncelerini kendininkinden önceleyerek ve önemseyerek, insan en çok kendine haksızlık eder, kendine kıyar, kendi kalbini kırar. Oysa insan önce... Kendine dost, kendine deva olmalı, kendini sevmeli, saymalı, Kendine karşı doğru, dürüst davranmalı. -Yaşamak zevk vermez, kendinden hoşnut olmayana.- (Kısacası... İnsanın kendine söyleyecek bir şeyleri hep olmalı. -Çünkü insanın kendine, Ve iç sesinin muhabbetine hep ihtiyacı vardır.- Ama yeri geldiğinde de, -İnsan önce kendine meydan okumalı.- Zira, bazıları kendi dışında her şeyi görür. İnsan en çok kendine iki yüzlüdür.) İnsanın herhangi bir sebebe ihtiyacı yoktur; Kendini sevmesi, sayması, onurlandırması için. Sadece kendine güvenmesi, kendini keşfetmesi ve kendi yolundan çekilmesi, Kendini affederek hata ve kusurlarını sahiplenmesi, Kendine merhamet etmesi yeter. . (Önce kendimizin kimsesi olucaz, Sonra sesi kısılanların. -Kendine sadakati olmayanın başkasına hiç olmaz.- . Gerçi bir ömür harcadım, halâ kendimi tam keşfedemedim. Kendimle didişiyorum, yıllardır kendimin peşindeyim.) . Yaşam telâşından, çoğu zaman, En az vücut kadar ruhumuzun da dinlenmeye, En az vücut kadar ruhumuzun da dokunulmaya ve doyurulmaya ihtiyacı olduğunu unutuyoruz. (-İnsanın ruhsal gücü bitikse, bedensel gücünün elinden bir şey gelmez. Yani kalp kasınızın kuvveti kol kasınız kadar önemlidir.-) Çocuklar, hayatın bütün tuşlarına aynı anda gelişi güzel basarak eğlenmek istiyor. Gençler, diğerlerini görmezden gelip, sadece hoşlandıkları tuşlarla keyiflenmek istiyor. Yaşlılar ise, hayatı durduracak bir tek tuş bulup, biraz olsun ara verip dinlenmek istiyor. . Ancak, -Hayat dediğin siyah-beyaz. Bir yanı aydınlık, bir yanı karanlık biraz.- Otomatiğe bağlarsan, çok fazla hata verir. Ve hazır bir senaryosu da yoktur. Onu sen kendin yazıp oynayacaksın. -İnsanı uçuran müritleri değil, azmi ve gayretidir.- . -İnsan bembeyaz bir kağıtla doğuyor, içini doldurmazsa hayatı sıfırın ortası gibi bomboş oluyor.- Şayet, Bu Dünyada her şey boş diyorsan, içini sen dolduramamışsın demektir. . -Ferasetine güvenen, şirazesini kaybetmez.- -Bir başkasının hikayesini tekrarlayanlar, kendi hayat hikayesini oluşturamayanlardır.- (Çünkü hayatı bekleme odası olarak kullanmak...; Çölde bahar, Seni hasta eden yerde şifa aramak, hiçe razı olmaktır. Yaşamın rengini matlaştırmak, Kendi kanatlarıyla uçma zevkinden mahrum kalmaktır.) -İçi renksiz olanın, dışarda gökkuşağı araması beyhudedir.- -İçine kapanıp saklanırsan, ışığını kimse göremez.- (-İnsan bir kere ışığını kaybetti mi, kanatları tellere takılan serçeye döner.-) -İnsan en çok kendi karanlığında kaybolur.- -İnsanın en ümitsiz olduğu an, artık gökte yıldız göremediği andır.- . -Pencereni açmazsan, içeri hava girmez.- -Gözleriniz açık olsa ne yazar, ruhunuz kaplıysa aydınlığa çıkamazsınız.- -Yürekten üşüyene, güneş kâr etmez.- (-Yani perdeler kapalıysa: Gündüz olmuş gece olmuş, Güneş batmış, güneş doğmuş Hiç farketmez.-) . (Mesela ben, -Yürümeyi unuttum, Ayakkabılarım beni öldü sanıyor.- Oysa, -Yaşamak için o kadar çok sebebim var ki Çünkü ölmeye hiç cesaretim yok.-) -Gerçek mezar: İnsanın ölürken değil, Yaşarken içine düştüğü boşluktur.- Çoğunlukla direnmek acının, kabullenmek huzurun kaynağıdır. 7. -Huzurun yolu, kendini yontmaktan geçer.- (İnsan isterse bir şaheser yaratabilir. Mermer de heykeltıraş da kendisidir.) -Havaya sıçrayana kadar, her şeyin su ve denizden ibaret olduğunu sanan bir balıktım.- -Saksına alışamamış bir toplumun yaban çiçeği ürkekliğindeydim.- Feleğin yayı çeliktenmiş çekebilene aşk olsun. (-Sanki evrenin kanunlarını ben yazmışım gibi. Bütün dertleri yıktı üstüme felek, Koca dünyada bir tek ben varmışım gibi.-) . -Hayat Bilgisi öğretmenime kandım Feleğin çemberini yuvarlak sandım.- (Başın göğe erdi mi, Mutlu musun felek? Girdiğim bütün savaşları kaybettim…!) . -Cemre, havasına suyuna, toprağına taşına düşüyor da, Bir tek yüreğimin kışına düşmüyor.- Sanki dünyayı omzumda taşıyorum, çoooook yorgunum...! (-Sanki dünyanın çivisi çıkmış da yerine ben çakılmışım gibi.- Ama felek dışında, ne kimseye dargınım, ne de kimseye kırgınım. Kaderin seçtikleriyle, benim seçtiklerimin uyumsuzluğunda bütün sorunum.) . -En büyük dert benim sandım Hiç tahammül edemedim dertlerimden hep iğrendim. Fakat gün geldi, -Hasta ziyaretlerinde, bedenimi sevmeyi saymayı öğrendim.- İlaç kokusu solumaktan ciğerleri çürümüş hastaya, bir tutam çiçek götürmenin kabalık olduğunu da. Vücutlarımızın ecza deposu haline geldiğini de. Ahh uykusuz ve yorgun kalbim ah !... Bilirim kırıklarını toplamaya bile fırsat bulamadan, Kuru bir ağaç dalı gibi defalarca kırdılar seni. Serçe kadardın, dağlar kadar acılarla yordular seni. Sen yine de her şey yolunda rolü yapmaya, Hiç kırılmamış gibi tıkır tıkır atmaya devam ettin. . Aç parantez (Çok şey öğreniriz bu hayatta, kalbimizi defalarca kıranlar yüzünden. Kalp kırıklıkları alçıya alınarak iyileşmez. Bazı kalp kırıklıklarının tamiri ömürboyu sürer, Zira, Kırık bir kalbi kime satabilirsin ki?) . Hayat işte…! Kimini hayata asılmak yerine, tavana asılmaya zorlar. İstediğini su üzerinde yürütür, İstemediğini suya düşen mürekkep damlası gibi eritir. . Ah ne çok yaralı insan var. Bazılarının ömrü hayal kırıklıklarıyla kalp kırıklıklarıyla geçer. Hayata kırgın bakışı, olur olmaz uzaklara dalışı hep ondandır. (Ancak, -Kimse kimsenin sessizliğini duymaz, Herkesin sessizliği kendine yapışır.- -Gözyaşını su damlası sanır, yüreği bulutlu olmayanlar.-) -Ah bu Dünya !... Camlar kırılır sesten durulmaz. Canlar kırılır hiç ses duyulmaz.- -Uçan kuş göğe, insanoğlu yere sığınır. Hep bir yol arar insan, gidecek yolu olduğu için değil, varacak yeri olmadığı için huzursuzdur.- (-İnsan bazen özlemek özlenmek için gider.-) . -Olmaz olmaz demeyin, gün geliyor kaçtıklarına koşuyor insan.- Makine değiliz, medcezirlerimiz var. İnsanoğlu yazı da kışı da yüreğinde taşır, dört mevsim içimizde. . -Bazen su yanar, ateş donar.- -Tam uçuyorum derken, bir anda yere çakılırsın. Tam düşüyorum derken, ummadığın bir dala takılırsın.- İnsan dertler senfonisi, Nereye baksam her yer keder rengi, içimiz kül yığını. Yanmadan kim kül olmuş ki. Parantez içi (Her şeyi içime ata ata, yüreğimin boşluğu İstanbulun çöplüğüne döndü. Elbet birgün çıkar içimize attıklarımızın kokusu.) . Bazı yaraların acısı ne azalır ne de biter. İçeride közü inceden inceden ömür boyu tüter. Oysa söndürmek için oluk oluk yağmur gerekmez, bir damla su yeter. . Unutmayı unutan herkesin bir yangını var, Kustukça sönen sustukça yanan. Ya içine attıklarından, ya da içinden atamadıklarından. . (Mesela, -Benim derdim; Sağımdaki solumdaki, Önümdeki arkamdakilerle değil içimdekilerle.-) Ancak, -Arkaya bakarak ileri gidilmez.- -Asıl enerjimizi tüketen unutamadıklarımızdır.- (-Unutmak nedir ki sesiz bir soykırımdan başka.- -Unutmak özgürlüktür.-) . İnanın bu hayatta, -Sözden daha ağır hiçbir şey yoktur.- Bazı sözler kör bir bıçak yarası gibidir hatırlandıkça actır. Tonlarcaymış gibi insanı ezer. Bazen yaralar, bazen yara sarar, Bazen tek bir söz hayat verir, Bazen de tek bir söz uğruna hayat verilir. (Hatta, -Bazı sözler kanserli hücre gibidir, İçinize atarsanız metastaz yapar.-) . Biz buna "Dert Adamı Çürütür" diyoruz. . Bazen susarak kendimizin efendisi, konuşarak başkalarının esiri olsak bile. -Kırgınlık biriktirmektir susmak.- Sık sık konuşmak gerek vakti gelince, Zira susmaya bol bol zaman olacak ölünce. . Gerçi, -İnsanlığı dili çalışanlar değil eli çalışanlar besliyor.- ama, Olsun siz yine de susmayın, içinizi dökün. -Gönlün yakıtı muhabbettir.- (Muhabbet duygusu gelişmemişlerden, Vefasızlığın adını vakitsizlik koyanlardan uzak durun.) Çoğumuz vefalı bir kalp arayışındayız. -Bir muhabbet bin hüznü defeder.- -En çok anlatamayıp içimize attıklarımız yorar insanı.- -Dertleşmek, yürekteki yükü hafifletir.- Ara sıra yüreğinizdekileri döküp temizlik yapın, rahatlarsınız. Dertleşmek akarsu gibidir, içinizdeki pisliği alıp götürür. . Aç parantez (Şikayet, içinizdeki kemirgeni defetmektir. Ancak başkalarına şikayet, kemirgeni besleyebilir de. Bu durumda, bağıra bağıra evde aynaya şikayet etmek veya şikayetlerini yazıp, sonra kendine sesli okumak en etkili iki yöntemdir.) -En yoksul insansınız: birinin vazgeçilmezi değilseniz, bir seveniniz, bir düşüneniniz, bir özleyeniniz, yolunuzu gözleyeniniz yoksa.- . (-Benim yüreğimde dağ gibi hasret çektiklerim vardır: bayramlarda ayrı düşünce üzüldüğüm. Benim yüreğimde masmavi denizler vardır: dalgalarında hayallerini yüzdürdüğüm. Benim yüreğimde güneş gibi dostlarım vardır: bir merhabasına kırk kış ısınmayı sürdürdüğüm.-) . Herkesin içinde dostlarının sığınabileceği bir liman vardır. -İnsan insanın gönlünde ikamet eder.- (Öyleyse, Aç yüreğini dost üşüyorum, kara bulutlar güneşim yok sansın. Ser gölgeni dost düşüyorum, dipsiz uçurumlar boşluğundan utansın.) . Bağırsanız, sesten rahatsız olacak değil de sizi duyacak, Bahçenizdeki çiçeklere basacak değil de sulayacak insanlarla dost olun. -Dost, insanın yaşamaya tahammülü kalmadığında, yanı başında bitiverendir.- Dost yara yerlerine şifa sürünce, yapraklarını döken ağaçlar misali tüm incinmişliğini döker insan. -Her dost nefes almak için bir penceredir.- (-Dost dediğin, üşüyünce kalorifer üstünde ısıtılmış havlu sıcaklığında, Yanınca, buzdolabından yeni çıkmış limon kolonyası serinliğinde insanı sarar.-) . -İnsana, masaya içini dökünce kusmayacak dostlar lazım.- (Ancak bu devirde içini dökecek birini bulmak o kadar zor ki, Herkes ağzına kadar dolu. Üstelik bazılarının hamurunda ya hiç tuz yok, Ya da zehir gibi tuz çok.) Aç parantez (Kimileri yüreği acıyla dolunca, Kimileri de sustuklarının ağırlığı dayanılmaz olunca, benim gibi şiir yazar. -Ki yazmak, soyunup dökünmek, arınmaktır.- Bazen insanı şair veya yazar yapan zarif bir elbiseyi giyinmektir. (Ancak benim kelimelerim çıplaktır.) . Şair ve şiir demişken, -Şair bir kelime zanaatkarıdır.- -Bir ülkenin uyandırma servisidir.- (Şair şiir yazmaktan, Anneler üzümlü kek yapmaktan Çiçekler sulanmaktan, Şirler okunmaktan bıkmaz.) . Bunca gürültünün içinde kimimiz şiirle tutar yasını. kimimiz de şiirle siler yüreğinin pasını. Zira bir fincan şiir içip demlenmeden huzura erilmiyor. Yıllanmış şiirler var, yıllanmış şaraplar kadar güzel. . (Mesela ‘Kalbimi Kırma İsmail Şiiri’: -Git başımdan İsmail…! Sen beni en ince yerimden kırdın. -Bekleme yapma İsmail…! Aşkı alan Üsküdar’ı geçti. -Artık sokağıma girme İsmail…! Dolambaçlı sokaklarla dolu kafam, ben bir çıkmaz sokağım. -Bir de sen gölge etme İsmail..! Kafamın içi çin ordusu kadar kalabalık. . -Dünyayla uyuşamadım İsmail…! attığı kazıklar yüzünden. -Kalbimi kırma İsmail…! kalbim paramparça kırıklarından vazo olur. -Düşme içime İsmail…! kaybolursun. . -Aşkın da bir haysiyeti vardır İsmail…! Cilveleş benimle bıktım felekten. -Ben senin her şeyin olmak istiyorum İsmail…! -haydi beni güneşe götür- -Gelmiş geçmiş en büyük yalnız benim İsmail…! -Beni yalnızlığımdan kimse ayıramaz. -senden başka- -Gitme başımdan İsmail…! Tüm varım yoğum sensin.) . Ki şiir; çizerek değil, yazarak yapılan resimdir, Kelimelerin dansıdır. Şairin yüreğinden savrulan bir yapraktır. Ve (Düşünebildiklerimiz kadardır yazdıklarımız. Yine de iki kitap kapağının arasına, koskoca dünya sığar.) . (Şairim ben…! Benim mekânım gecelerdir. Şairim ben…! Benim kelâmım hecelerdir. Şairim ben…! Benim meramım acılardır.) . -Şiir, Dünyayı yaşanılır kılmak için dertlenenlerin feryadıdır.- Tutsaklığa, durağanlığa, haksızlığa, hoyratlığa, adaletsizliğe, vicdansızlığa bir baş kaldırıdır. . Şair ise bir volkandır, bir ülkenin uyandırma servisidir. . -Şiir ilhamını acıdan alır.- -Şiir insanın en derin acılarından doğar.- Mutluluk şiirin düşmanıdır. . (Ah'lar Ağacı kitabını okuduktan sonra, göğsümün orta yerine bir Didem Madak oturdu. Ah dedim içimden… Ah!) . -Şiir, acıdan dili tutulanların dilidir. (-Acı ekilen bir ülkenin toprağından, ancak şiir biçilir. Bu topraklarda ilaç diye sadece şiir içilir.-) -Şiir yaraları sarmak içindir.- (Bu zulüm tarlası şişko dünyada şiir yazmak, ak güvercin uçurmaktır.) -Şiir bir milletin özüdür.- -Şiir sözün hasıdır.- -Şiirsiz bir dünya, şuursuz bir dünyadır.- . (-Yalan söylemez doğa, ekilen her tohum tomurcuklanır. Şiirler okundukça yeşerir, insan okudukça mutlanır.- Ve her kadın bir şiir bekler Yazdınız mı erkekler?) Yine de siz siz olun, -Bu anlamsız dünyada anlam aramayın, yorulursunuz. Çünkü bazılarının her şeyi vardır ama gerçeği yoktur. -İnsan karada boğulduğunu, bir türlü anlatamaz denize.- (Çünkü -Çok fazla insan, Çok fazla gürültüdür.- -Herkesi dinleyin, Ama çok azını ciddiye alın.- -Bataklığa batmış birine yardım edecekseniz, çamurun size de bulaşacağını asla unutmayın.- Bataklık içinde temiz kalmak zordur.) -İnsanı en çok uzatmaların oynandığı ilişkileri yürütmek, Ve üzerinde bir lanet gibi yapışıp kalmış lekeleri temizlemek yorar.- -İnsanlara güven kaybolunca, yaşamak nefes darlığına döner.- . (Esasen konuşmak değil susmak, Aldanmak değil inanmak, Düşmek değil kalkmak, Savrulmak değil sarılmak, Sarhoşluk değil ayılmak, En çok da; Sevmek değil ayrılmak, Ölmek değil yaşamak yorar insanı. Ancak, Yine de unutmamak gerekir ki, Kara bulutlardan sonra yağmur ve güneş sarar insanı.) Gözleri buğulu, saçları yağmurlu kızıma. 8. Ah Biz Erişkinler...! Hem kendimizi, Hem de başucunda bir bardak su gibi beklediğimiz çocuklarımızı çok üzdük. Gerçekte, yetişkin bedeni içinde öfke nöbeti geçiren beş yaşındaki çocuk bizdik. . Daima hatalı onlarmış gibi hep düzeltmeye çalıştık. Aman çocuğum çok sevinirsen, başına kötü bir şey gelir deyip, Duygu dünyalarına bile karıştık. Bol bol yalanlar ektik zihin tarlalarına, (Büyüyünce biçmek için.) Çok nasihat ettik çok konuştuk, Az okşadık, az sarıldık. Koşulsuz sevmedik, Evin içinde her an yüz yüze baktığımız çocukları görmedik. . İyi iletişimi öğrenemedik, Dinle dedik, ama nerdeyse onları hiç dinlemedik. Görmezden geldik hep, onlar yokmuş gibi davrandık. Sizin fikriniz nedir diye sormadık. Koşullu sevdik, her daim arkalarında durmadık. . Her şeyi silah olarak kullandık onlara karşı, Köle zihniyeti için, otoriteyi hiç eksik etmedik. Hiç öğrenmedik, hep öğreteceğiz dedik. Doğru sandık kendi eğrimizi, Gösterdiğimiz yoldan gitmelerini istedik. . Sonuç: Nasıl da yabancıyız birbirimize. Oysa, her şey çok farklı olabilirdi. Fakat hep sonradan gelir aklımız başımıza. Eyvah...! eyvah...! -Büyümeyi çocuklardan öğrendim.- Bir travmadır çocuk kalmış kalpler için büyümek. Biz kitap arasında gül kurutan geleneksel bir nesildik.- Küçüktük...; Mucizelere dil çıkaran, bir varmış bir yokmuşlarla büyütülmüş hayat dolu çocuklardık. . Elma şekerine, tavşan balona, pamuk helvaya havalara uçardık, Saklambaç oynardık, ip atlardık, seksekle zıp zıp zıplardık. Çocuk öldürmez tahta silahlarımız, füzeden hızlı sapan taşlarımız, bomba sesinden korkmaz kağıt kuşlarımız vardı. Düşünmezdik bu dünyanın kara yüzünü, tüm kötülüklere inat içimiz dışımız bahardı. Minicik yüreklerimize, kocaman dünyaya yetecek kadar sevgi sığardı. Büyüdük...; Ne sihirli güçlerimiz, ne çocuksu düşlerimiz, ne de yürekten gülüşlerimiz kaldı. Nereden bilecektik, büyüyünce hayatın bizi sobeleyeceğini, Su katılmamış acılarla canımızı yakacağını, büyüdükçe mutlu günleri elimizden alacağını. . -Gözleri buğulu, saçları yağmurlu kızım, Ne olur büyütme çocuk yanını...!- Çocuk ve Umut !... Bir fincan umudunuz var mıydı, biz de kalmamış da? 9. Bir andı, Yelkovan kuşlarına özendim. Umut yaşamdan yanaydı, Gittim çocuk oluverdim. . -Mutluluk arayışındaysanız, Kılavuz kitabının baş yazarı, içinizdeki çocuktur.- Bir çocuğun kahkahasından daha güzel ne olabilir ki...? -Yüreğinizi bir çocuğa emanet ederseniz, en azından içi kirlenmez.- -Ha bir çocuğun kalbini, Ha bir serçenin kanadını kırmışsınız farketmez.- . (Neyse benimkisi, Çocukça bir mutluluktu geldi geçti. Bir umuttu, Bir ışıktı karanlığı deldi geçti. Şimdi de uykumu bekliyorum, birazdan gelir.) -Güzel şey umut dolu bir sabaha uyanabilmek.- . Ne zaman hüzünlensem, (-Hüzün ki akşam güneşi görememiş umuttur.-) hüznümü kollarımın arasına alır, Ta ki neşesi yerine gelene kadar çocukluk gülüşlerime giderim. Ne zaman başımda kara bulutlar dolaşsa, çalsa mevsim zemheri ayazına, Kıpır kıpır çocukluğum konar penceremin pervazına, Getirir çocukluk güneşlerimi içimi ısıtır. Bazıları benim gibi, kitap okulunu değil hayat okulunu bitirir. Hayat okulu yaşayarak, kitap okulu okuyarak öğrenilir. Birine beş on yıl, diğerine bir ömür verilir. -Okumak, insanın kendi cehaletiyle savaşmasıdır.- -Okumayanın idraki zayıftır.- -Cahilin karası kitap değil, hayatı okuyamayandır.- (Okuyun…! hiç şiir okumamış bir göz, hiç gül koklamamış bir ömür demektir.) . -Adeta kitaplarla kavgalı, kitaplara küskün bir toplumuz.- Okuma alışkanlığımız zayıf. -Oysa öğrenmek asla bitmez, her yer okuldur.- (Bu arada belirtmeliyim ki Okuduğum kitaplardan öğrendiğim bir şey varsa, o da hayatın kitaplardan öğrenilmeyeceğidir.) . Benim de düşlerim vardı. -Lakin ben, saklandığı yerde unutulmuş bir çocuktum.- -Hayatı, büyüklerin anlattıkları sanırdım.- -Serçelerin mutluluktan kanat çırpıp uçtuklarına inanırdım.- Arkamdan hiç su dökenim olmadı. (Gerçi, -Denize kavuşmaksa yolun sonu, Hangi ırmakta damla olduğun önemli değildir.-) . Bir sokak çocuğu misali, (Ki sokaklar; Tüm suskunların dili, mazlumların evidir.-) Hangi bankta sabahlasam, Üşüyen sokak lambaları gibi, Direnirim gecenin ayazına, soğuk benim yurdum. Yüreğimin varoşlarına, kardan kıştan kaçanları doldururum. Ne bir eve sığabilirim ne de koca bir kente. Yaşamın ayak dibinde küçük bir damla olurum, Bir anne yüreği düşler içinde uyurum. Yani, -Dışımız kar kış olsa ne yazar, Varsın olsun, içimiz hep bahar.- . (Elbet baharı olacak her kışın. Kış, yularından tutamadığımız bir attı, bembeyaz dişlerini göstererek gitti. Dağıldı örtü, çözüldü çiçekleri tutan kar, Kollarında uyuyan serçeleri uyandırdı çamlar, Kurtuldu ltihaplı tanelerinden yaraları kanayan nar. Gözümüz aydın...! Toprakta havada suda, taptaze bir çoşku var. Erik dalları gülüyor, lirik çiçek tarlaları filiz veriyor, Demek ki sütten kesilmemiş, Dörtnala doğurgan bir bahar geliyor.) Ey hayat, ne kadar çok dikenin var senin. Ne çok acıtır zihnimize çaktığın çivilerin.- (-Önce yaşama isteğimi yok ettin, sonra hayata tutun deyip gittin.-) . Diken mi kaldı batmadık, ah bu yalın ayak yürümeler. Yine de seviyorum Dünyayı, Yaşamak her gün canıma okusa da besbeter. Olsun !... Biliyorum bir yerlerde bir gül var, Hayalimdeki kokusu da yeter. (-Dikenler çiçek olma hayaliyle yaşarlar.-) . Yüreğinde ukte kalmamış fani mi var ki.- Zaten ben, -Olmadık hayaller kurarım; Mesela içimden bir ses, Ya yağmur damlası, ya da telgrafın tellerine sıra sıra dizilmiş serçelerden biri ol diyor...! Gönlümse, Kuşlar konar çiçek açarım... Ağaç dalı olmak istiyor...! (Ben ki, Ağaçları geceleyin sallayınca, yıldız düşeceğine, Dökülen yaprakların Ya kelebek, ya da serçe olacağına inanırım.) . Hayat kendi rengine boyasa da kanatlarımı, Saçağından hep şeker kokulu umut sarkan sırça evler düşler, İkinci bir şansa değil, ikinci fırsata inanırım.- -İnsan dediğin... Yaprak yaprak dökülen bir umut ağacıdır.- (-Aslında hepimiz, umut ağacının bir dalına tutunuruz, Ama çoğu zaman dalın kırılabileceğini unuturuz.- -Bazen kendi kendini kandırmanın adıdır umut.- Yemsiz oltada balık beklemek misali.) . -Umut: ışıksız kaldığında, ben bu karanlıktan mutlaka kurtulacam, bir elimde ayı diğerinde güneşi tutacam diyebilmektir.- . -Gün doğumunu kaçırmışsan, gün batımını yakala. Zira ışığı görmeyi bilenler için, hayat her zaman gülümsemeye hazırdır.- Dünya harikalar diyarıdır, yaşayabilene.- (-Düştüğünüz yerden kalkmışsanız, kırıldığınız yerden çiçek açmışsanız; -Yılmamayı, yitmemeyi, çabalamayı öğrenmiş, Karanlıktan aydınlığa çıkmışsınız demektir. . Hayat, biraz suskunluk, biraz kaybolmuşluk çokça da kırılmışlık ve gücenmişlik yaşattı. Yorgun yüreğimde derin bir değersizlik hissi bıraktı. . kendimi yeniden bulmalıyım yüreğimin sesini duymalıyım.) . -Keyif, yaşamı ıskalamamanın ödülüdür.- . İnsanoğlu zaman zaman, Boğulmadan çıkamanın mümkün olmadığı hayallere dalar, Gökyüzüne bile sığdıramadığı, ayakları yere basmayan hayaller kurar, Mesela kayan bir yıldızı gökteki yerine tekrar koyar. Geceleri yıldız gibi parlayan, Yeni umutlar filizlenir her sabah güneşle birlikte ufuktan. Kimi güneşin batmasıyla hiç olur, Kimi de birilerinin üstüne basıp geçmesiyle piç olur. . Tekrar tekrar umutlanmak döngüsü insanoğlunun kaderidir. Ve -Umut, insanın yıkılan en son kalesidir. -Ne uyur, Ne yorulur, Gezinip durur. . Zira, -Kazanmayı umut etmeyen, çoktan kaybetmiştir- -En zavallı kelime “vazgeçmektir”.- -Gerçek karanlık, dışınızdaki ışıksızlık değil, içinizdeki umutsuzluktur.- -İçi umut dolu olmayan, Ya çöl ortasında fırtınaya yakalanır, Ya da kış ortasında dımdızlak kalakalır. -Umudun tükenmesi, yaşama sevincinin bitmesi, ölümlerin en sessizidir.- -İnsan umudunu yitirdikçe, gülüşünü de yitirir.- -Uçmak için kanadın olmuş neye yarar, hevesin kırılmışsa.- (Hevesi kırılmış insan kanadı kırılmış kuşa döner.) -Hayallerinizle hayatınız arasında uçurum varsa; Hayalleriniz yıkılmaya, Siz de yere çakılmaya hazır olun.- Ancak yine de, -Çırpınışlardır hayatı kanatlandıran. Hayallerdir insanı umutlandıran.- (Siz siz olun, -Kuş olup uçamıyorsanız, bari hayalini kuranların heveslerini kırmayın.-) . Aç parantez (Maalesef hayal yıkma yarışında birinciyiz. Uçmayı beceremeyenler kanat kırmayı pek becerirler. Bir bilseniz, Yıkık hayallerinin enkazı altında kurtarılmayı bekleyen o kadar çok insan var ki. Hayalsizler ülkesine döndük.) -Bazılarına az verip çok alan dünya.- (Bir koca okyanus Dünya, kıyısında güneşin tadını çıkarıyor da olabilirsin, ortasında boğulmamak için çırpınıyor da olabilirsin. Hayat bazen, bir ömür peşinden koştuğun şeyin sadece yanından geçmeyi bahşeder insana.) -Umuttur fakirlerde bağımlılık yapan. Ve yoksulluktur bu Dünyada en cömert paylaşılan.- (Ki ben, -Yoksul insandan degil, yoksul zihinden korkarım.-) . Garip ne zaman mutlu olacak olsa, Ya uyandırıp içine ederler rüyanın, ya da fişini çekerler dünyanın. (Ben bir garibi, ellerini nereye koyacağını bilmeyişinden tanırım. . İnsan bazen, şükretmek mi gerek kahretmek mi gerek yoksa küfretmek mi gerek bilemiyor. (Ama yine de, Ben, -Haklı olmayı bıraktım, mutlu olmaya baktım.- Siz de öyle yapın. Zaten, -Mutluluk denizinde yüzelim istemiyoruz, Bir damla da yeter bize.-) . Biz buna "Şükür" ve “Umudun insana yüz çevirmemiş hali.” diyoruz. . Bu arada (Yoksullar için Alaaddin'in sihirli lambasındaki cin olmayı düşledim hep. Her kapıya gerçekleşebilir bir umut koyacağım süt şişesi koyar gibi. Kim bilir...! Belki cin fakirlere, bu ömürleri gibi hep umutla geçmeyecek yeni bir ömür verir.) Bir insan yoklarıyla değil, çoklarıyla değerlendirilmeli. Çünkü Dünya bazılarına alâ, bazılarına şehlâ bakar. Hayat kimilerine lunapark, kimilerine Berlin Duvarı, Yatacak yerleri yok dediklerimiz, kuş tüyü yataklarda yatar. . Oysa bazıları hayatı eksile eksile öğrenir. Yaşamak kudretiyle doldurur tüm boşluklarını. Ve bir gün, -Damla olarak geldiği okyanusa kafa tutar.- . Zira, -Sabır upuzun bir yoldur, yorulmak bilmez ata benzer.- -O umudun penceresinde beklemekten saçları ağartmaktır.- -Sabır, zor zamanların ilacıdır.- -Marifet, sürüklenen değil akarsuya yön veren taş olabilmektir.- Ağlamadan keyif, çileden zevk alabilmektir. (Kaldı ki, Her şeye sahip olmak, en büyük mutsuzluk kaynaklarından biridir. -Zenginlik cepte değil, kalptedir.- -Niyet bir tohumdur kalbe ekilen. İyiyse gül biten, kötüyse diken.- Rastgele !..) Ben, Annem ve Babam !... . En içinden çıkılmaz anımda, ya annem ya da babam gelir aklıma. 10. -Anneler yaratılmışların en güzelidir.- (Ya kimsesiz çocuklara atkı örerim, bere örerim kazak örerim yumuşacık anne sesinden. Ya da kuru bir dala yaprak olurum sıcacık anne nefesinden. . Salıncaklardan mutlu çocuk kahkahaları, Ağaçlardan kuş sesleri toplarım, Rüzgârla uçup gitmesinler diye. Çocuk yüreklerinde uyuyan masallar biriktiririm, Unutulup yitmesinler diye. . Yoktur çocuk olup da gökkuşağına kanmayan. Masal var mıdır içinde çocuk olmayan? Varsa biz buna "Büyüklere Masallar" diyoruz.) Her şeyi herkesin yerine düşünmenin, Bir ekmeği sekiz kardeşe adilce bölüşmenin, Kaynayan boş tencerelerle umudu ve sabrı öğretmenin piriydi. Anne uygarlığının baş mimarı, Çilenin ta kendisiydi Annem…! . Annem...! Dört mevsim yediveren mor çiçekli bir daldı. Tüm anneler gibi onun da binlerce karatlık bir yüreği vardı. Balkondaki ipe çamaşır sermek yerine, mahallemizin serçeleri okuyup kültürlensin diye şiirler asar, Kuşlara edebiyat öğretmenliği yapardı. Ne zaman kardeşim balkondan sarksa, Ellerinden önce gözleriyle tutardı. Kardeşim ne zaman salıncaktan düşecek olsa önce başörtüsü uçardı. . -Elinin erişemediği yere yüreği yetişirdi.- (İnsan yüreği ki, en az bir tohum kadar cömert olmalıdır.- Ve -En dürüst yerimiz kalbimiz.-) -Yüreği güzel olanın dili de güzeldir.- Bilirsiniz... Anneler evlatlarını önce dokuz ay karnında, sonra da ömür boyu yüreğinde taşır. . -Annemin gülüşünü, merhem diye yıllarca sürdüm yüzümdeki acılara.- (Ne çok acı biriktirirmiş annelerin dizleri. En çok annemin dizini özledim…!) -Hiç kimse beni annem gibi sevmedi.- -Bütün sevgileri topladım, bir anne sevgisi etmedi.- (-Herkes herkesi terkeder, Tek istisnası anneler.-) Duaya durmuş annelerin, Avuç içlerinde hep çocukları vardır. . Aç parantez (Biri beni karnında, diğeri kalbinde taşıyan. İki kadını çok sevdim bu hayatta. Biri kan bağından, diğeri can bağından. İnsan ömür boyu, Ana sırtına binerken duyduğu güveni, Ana kucağında meme emerken bulduğu huzuru arıyor. Bu açıdan, Dünyadaki bütün erkekleri toplasak bir anne etmez.) Siz hiç, hayal kırıklığına uğrayacağınızı bile bile, Her gece yüreğinizde yeşerttiğiniz binlerce umutla, Birini, pencere kenarına oturup kırk yıl bekleyecek kadar sevdiniz mi? İşte o benim Babamdı...! (-Ben en çok, babamın sabrından damıttığı merhametini sevdim.-) . Dünya’yı omzunda taşıyan bir bilge adam; Gülünce yedi renk açardı yüzünde bahar, Lunaparka benzerdi benim babam. (-Ben en çok, babamın gülen yüzünü özledim…!-) . Tomurcuklandığım dalımdı, Dağlara baş eğmeyen yanımdı, Bir tek onun ceplerinde, umut hangi çocuğun kapısını çalacak şıngırtısı arardım. Gerçi o inanmazdı benim çocukluk mucizelerime ama, Mahalleli çocuklara en güzel lolipopu, onun ayçiçeği gülüşlerinden yapardım. (-Babasız, insan kendini yoksul hissediyor.- -Babanız yoksa sırtınızı bir boşluğa dayamışsınız demektir.-) . Balkondaki çiçekleri üşümesin diye içeri alan babamı, annemi buz gibi toprağa vermek yıktı en çok. . Bilir misiniz ? Babam, Yıllarca annemin ölürken ağzında yarım kalan naneli sakızını sakladı, Saç tarağına takılan üç beş saç tellini kokladı. (-Babam ağlayınca, çaresizliği öğrendim.-) Anladım ki en güzel kokular üste değil, yüreğe siniyor. -Allah kimseyi sevdiklerinin kokusuna muhtaç etmesin !...- Bana gelince, Babamın hastaneye yatarken dönünce alırım diye bıraktığı cüzdanını, ağızlığını, tespihini, Bir gün veririm umuduyla hâlâ yanımda taşırım. Kaldırmaya kıyamadığım, Koltukta asılı hırkasıyla sabah akşam selamlaşırım. Bakıp bakıp iç çektiğim o hırkanın yalnızlığı öyle bir oturur ki yüreğime, Bir sarılıp, bir vedalaşırım. . Aç parantez (Hayatımdaki bütün boşlukları doldurdum, Bir tek anne-baba boşluğunu dolduramadım. İki kez yıldırım düştü yüreğime, biri annem diğeri babam öldüğünde, Enkazlarını hâlâ kaldıramadım. . Omuzlarımda ağırlığı asılı kalan tabutlarının bir köşesine kıvrılıp yatmak istedim, kendimi sığdıramadım. Hayatta en çok, Anne ve babamın üstüne, kürekle toprak atmak yaktı canımı. Hayatta en çok, Anne ve babamın sesini duymayı Ve onlara tekrar dokunmayı özledim. Parantez içinde parantez (-İnsan özlediklerini, gözleri açıkken değil, gözleri kapalıyken görüyor.-) . Her yıl gözyaşı ekerim topraklarına, ruhumu mavi bir sızıya salar ölüm. Bilirim ki artık anasız babasız, boşluğa savrulmuş külüm.) Zaten, -Gidenler hep kalanları ağlatır Kalanlar hep gidenleri anlatır.- Ah ölüm! dönülmezliği öğretir insana. Aşk ve Duygu Dünyam -Yarsızlık, yoksulluğun dibidir.- -En büyük yoksulluk ilgiden sevgiden yoksunluktur.- -Mutluluğun kapısı insan aradığı rengi bulunca aralanır.- 11. Şair demiş ki “Yalnızlık paylaşılmaz.” Oysa ben, yalnızlığımı, buğusu üstünde tüten bir somunu paylaşır gibi paylaşmak istiyorum. -Yalnızlık kişi değil his meselesidir.- . -Bazılarının insan fobisi var, Adına yalnızlık diyorlar.- -Yalnızlık, kendi osuruğunun kokusunda boğulmaktır.- -Yalnızlık, özlem denizinde yüzmektir.- -Yalnızın kapısı, açılacak olmasından değil, yıkılacak olmasından gıcırdar.- (-Boşuna arama, Gölgesi bile yoktur yalnızın...!-) Modern çağın virüsü yalnızlık !... İnsanın en kadim ve en sadık dostlarından(!) biridir. (-Yalnızlığım beni hiç yalnız bırakmaz. Her sabah uğurlar akşam karşılar.- Tek sorun, İnsan yalnızlığına sarılamıyorki. . -sarılmayı öğrettim gölgeme- bir hançer sapladım yalnızlığımın tekil hâline.) . Yalnız insan, pamuk tarlasına konmuş zenci serçeye benzer. -Kalbiniz çırılçıplaksa, yalnızsınızdır.- -Yalnızın gönlüne bahar gelmez. . (Ben yalnızları, üşümüş ellerinden tanırım. Bir kanadı eksik serçedir onlar.) . Yalnızlık hep buz keser, yalnız yaz bilmez. -İnsan karın kışın çokluğunda değil, sarılacak birinin yokluğunda daha çok üşür.- . -Sararıp dökülen yaprak misali solarsa insan, yalnızlıktan solar. Dolarsa yalnızlığın boşluğu, bir tek sevgiyle dolar.- Esasen, Yalnızlık (ruhsal açlık) tek tedavisi sevgi olan bir hastalıktır. -Mutsuzluktur yalnızlık.- -Üzerinde çizik dahi olmayan, bir beyaz kâğıttır.- . İnsanın kapısını hep geceleri vurur. Kapıyı açsanız da açmasanız da, Öteleyip içinize attığınız tüm dertlerle birlikte, gelir göz kapaklarınıza oturur. Baş yastıkta gece boyu tavandan mucize bekletir insana. Sadece sokup çıkartır buz gibi bitmeyen düşünceler denizine, kara kara düşündürür. Ne sarılıp ısıtır, ne de durulup uyutur. . Parantez içi (-Yüreğinizi sık sık ziyaret edin, En zoru yürek yalnızlığıdır.- -İç dünyası yalnız olanın, dış dünyası kalabalık olmuş neye yarar.-) Her neyse, Koskoca bir ömür aşksız, yalnızlığın kucağında ölmek değil, Yanağından öptüğüm bir aşkın, kurumuş yaprağı olmak istedim. . (Esasen kimse cansız, canansız hayat sürmesin, Ömrünü yalnızlıkla çarçur etmesin. Hem, en harika duygu sevmek sevilmek varken, Yalnız yaşamak israfların en büyüğü değil midir?) . Yani, -Yalnızlığın panzehiri sevmektir.- -Sevgisiz bir gönül kuraktır.- -Sevgisiz kalmış bir gönül her daim kıştır.- -Sevgisiz bir hayat zay olmuştur.- . (-Aşk her âdemin kalbine konar.- Şükürler olsun ki biz de aşık olduk, aşkta şifa bulduk. Yalnızlığı kendi kendiyle baş başa koyduk. Allah herkese, muhabbeti müebbet aşklar nasip etsin.) (Misafir gelip de yatsın diye naftalinleyip bekletilen yorgan gibiydim, henüz kimse örtmemişti beni üstüne. Ne olur Tanrım bu durumu hiç kimseye söyleme.) . (Bu arada, -Bana ne zaman evleneceksin diye soranlar Evliliği, kafese kuş aramak sanıyorlar.-) Neyse, Daha sonraları medeni durum, Bütün ıhlamurlar sen kokar, şekline evrildi. Şimdi sevmek zamanı, -Her aşkta bir hayır vardır- En güzel sevgili henüz sevilmemiş olandır- deyip aşk çağrıldı: Ey aşk...! Bir mucize gerçekleştir şimdi Şapkandan bir kumru havalansın. Bana öyle büyük ki bu kalp, Gelsin yüreğime yuvalansın. (-Ki aşkta, yürekten gelmeyen yüreğe değmeyen her söz, lafügüzaftır.- Zira, -Yüreği, insanın bahçesidir. Bu bahçede yetişmeyen aşk, aşkın ya serabı ya da sahtesidir.-) Her neyse, -İnsan gönül kapısına “Tadilat Nedeniyle Kapalıyız” tabelası asamıyor.- Şükürler olsun ki bizim de payımıza aşk düştü, -aşkı alan üsküdarı geçti-. Artık adımız aşk bizim, yolumuz aşk, Islık çala çala, keyifle büyütüp besledik aşkı gönül bahçemizde. Ördü ağlarını, -sandal oldu aşk ömrümüze-. (Lâkin yine de aşkla dönmüyor dünya.) A ş k !... -Dünya aşktan ibarettir, gerisi fasa fiso.- -Güneş de sanıyor ki bir tek o yanıyor.- 12. Aşk bir insanın başına gelebilecek en muhteşem felakettir. Aşkın iyileştirmediği hastalık, hasta etmediği aşık yoktur. Öyle bir sihirdir ki aşk, Alevden daha sıcak, nefesten daha yumuşak. Öyle bir düştür ki aşk, Yüzyıl uyanmak istemiyiz bu düşten, bir kere uyursak. (Yani aşk bilinç kaybıdır. Biraz akıl tutulması, çokça da yürek tutulmasıdır. İksirinden bir yudum içen iflah olmaz.) -Aşktan daha anlamlı bir şey yok, Her şey aşktan, her şeye değer aşk.- (İnsan, sevda cehenneminde yanıp kavrulmamışsa, kül olup savrulmamışsa, aşkı tattım demesin…!) -Aşık olmak için öyle çok sebep var ki; Mesela, dalından düşen bir gül yaprağı beni sev diyor. Gönül bahçesi hariç, tüm bahçelerin gülü solar, Rüzgar gibi seyyah olma, bir insanın gönlüne gir diyor.- . Ben nasıl ölünürü bilmiyorum, Ama nasıl aşık olunuru biliyorum. İçim aşka dair heves ve arzu dolu, Kalp çarpıntısı yapan düşler kuruyorum. Ben nasıl ölünürü bilmiyorum, Ama nasıl aşık olunuru biliyorum.- Ve hatta, Aşkın kulu-kölesi, tiryakisi oldum, Aşk nedir, nerde bulurum diye Pirime sordum. Dedi: -Aşk görebilene her yerdedir. -İhtiyacı yoktur hiçbir tarife de. -Tüm canlıların ortak kullandığı bir dildir. -İkametgahı kalp, sembolü güldür. -Allah’ın, yarattıklarına bahşettiği en büyük ödüldür. . (Aşk aradım ben de her fırsatta, duramadım. Çöl sıcağında yüzme değen kar tanesi gibiydi, Aşktan daha güzel bir şey bulamadım.) . Aşk, herkesin bildiği sır, Bazen gerçek bazen yalan, Bazen bir asır, bazen bir an. -Herkesin yüreğinde, Uyandırılmayı bekleyen bir aşk yatar.- -Aşk yürekte gömülü bir definedir.- Biraz akıl tutulması, çokça da yürek tutulmasıdır. -Aşkın kapısını çalmadığı bir kalp, ceset torbasıdır.- -Gerçekse, aşk bir nimettir.- (-Gerçek aşk, bir mermiye müşterek göğüs germektir.-) . Aşk aklın değil, yüreğin çizdiği rotayı takip eder. (Aşık, aklı kalbine teslim olmuş kişidir.) Yani, -Aşk, zincirsiz tutsaklıktır.- (Asıl olan aşktır, Sözle tarif edilmez. Tarifsiz bir tattır, Azıyla yetinilmez.) . -Aşk, Tüm canlıların ortak kullandığı bir lisanın adıdır.- Karnı hep aç bir kedidir. (Biliyorsunuz, yaşam cinsel yolla bulaşır. -Hepimiz aşk annenin çocuğuyuz.-) . -Aşk, sakin bir tanışma değil, Şiddetli bir çarpışma halidir.- -Aşk bir intihar provasıdır.- -İnsanın kendi kendine çözemediği tek problemdir.- (Bazı aşklar, kapı altından duyulan ayak sesi uzaktan gelip geçen araba sesi gibi gelip geçicidir.) -Aşkın kısa olanı makbuldür.- . -İnsanı dünyanın en güçlü mıknatısı gibi çeker.- Okuduğunuz şiirin her mısrasında, sevdiğiniz size göz kırpar. Görünce, çöl güneşinde kalmış dondurma gibi erirsiniz, Nefesinizi tutsanız, taklacı güvercine dönen kalbiniz yanardağ gibi patlar, Ne eve, ne sokağa, ne de koca kente sığamazsınız. Kılcal damarlarınıza kadar, mola vermeksizin onu düşünmekten uyku girmez gözünüze, günlerce uyuyamazsınız. (Zaten, -Aşıkken uyumak haramdır, uyuyan da haindir. -) . -Aşk kanatlandırır, Dünyanın yükü kalkar insanın üzerinden.- -İnsan şekerciye girmiş çocuğa döner, içine aşk girince. İnsan kendini sönmüş balon gibi hisseder, içinden aşk çıkınca.- . -Aşk, Ki insan coğrafyasının en güçlü duygusu; Ya yıldırım çarpmışa, ya da üstünden tren geçmişe döndürür insanı.- İnsan bazen sevinçten deliye, bazen de üzüntüden ölüye döner.- (Aslında, -Aşk bir ölüm halidir.- -Ne zaman ki aşk biter, İşte o zaman insan hayatta olduğunu hatırlar.- Ya da, -Aşk, sürekli bir susuzluk halidir.-) . -Aşk, kalpte barınır kalpte gizlenir, ve sadece gönül gözüyle izlenir.- Dolayısıyla, -Aşkın dili gözcedir.- Ve -Kalbe dokunmanın yolu gözceden geçer.- Aşkın çiçeği, gözlerdeki nemde büyür. . Aç parantez (Aşk ve ölüm ikisi de kalpten vurur.- Gerçi, -İnsan, kırık kolla kırık bacakla yaşayamıyor ama, Kırık kalple yaşamayı (ki bütün kalp kırıkları insan yapımıdır.), Kırıla kırıla kırılmamayı, yıkıla yıkıla yıkılmamayı öğreniyor önünde sonunda.-) Ve nihayet biz, Ne ilk ne de son kabustu gördüğümüz, Yine de dağlara hiç baş eğmedik. Kana kana içip yaşarken öldüğümüz, Kızılcık şerbeti dolu bir kâseydik. Ne mezar taşı vardı, ne toprak ne de kemik, Kazma küreksiz nicelerini gömdüğümüz, İki yüreğimiz vardı, sırçadan incecik. . (Yani biz birbirine sığınmış iki yürektik. Tek taşla duvar örülmez dedik, taşa sevgi ektik. Ve Güzeldir yardan gelen, Ondan gayrı ne varsa haram olsun Nazlı bir kaş çatışından evladır ölüm, Ondan gelirse belâm olsun dedik.) . Biz buna “Bir bedende iki kişi, Aşk” diyoruz. -Aşk; su arayan ateştir.- (Çünkü aşka ulaşmak için yangınlardan geçmek gerekir. . Aşkın girdabında semazenler gibi döndüm. Beni de katın halaya, -suyla yanıp…ateşle söndüm.- . Aşkın gölgesinde hep seni düşündüm. Uyandırın güneşi, -alev mi titriyor…ben mi üşüdüm.-) . Ve -Aşk, İçi ateş dışı buz, Girer yanarsın, çıkar donarsın. Düşte gör, ateş mi yakar seni sen mi ateşi yakarsın.- -Aşk bir denizdir, batmadan yürüyebilene aşk olsun...!- . Ve yine -Aşk, Defter arasında bir tutam gül kokusu.- Ve -Aşk on üçüncü ay, beşinci mevsimdir.- . Çooook büyüksün aşk...! Ya olmasaydın, Nereden nefeslenirdi bu kimsesiz pencere? . (Gün yanıyor, gece sular altında, Bana öyle güzel bakma...! Taşa donerim sevmezsem, Allahım, Aşsız bırak ama, Ne olur beni aşksız bırakma...!) Öldürmenin başka yolları da var. Terketmek gibi… (Bazılarında aşk, hava durumu gibi değişken bir histir.) -Oysa sadakat çölde bir inci tanesidir. Diyâr-ı aşkın en güzel
Şiir
Düşünmek Yaşamın Pasını SilmektirTahsin Özmen · Karina Yayınevi · 2018552 okunma
··2 alıntı·
1 +1'leme
·
50,2bin Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
öyle bir anlattınız ki, hemen okuyasım geldi
Cansu Biray
Gönderi Sahibi
Gerçekten öyle bir başucu kitabı. Kitapla ilgili diğer incelemeleri de okumanızı öneririm.
Merhaba, ben bu uygulqmayı yeni indirdim ve nasıl kullanıldığını neler yapıldığını bilmiyorum rica etsem yardımcı olur musunuz ?