Tolstoy'un varoluşsal sancı çekmesine sebep olan etmenleri görünce aynı sancılardan müzdarip olanların kitabı okuduktan sonra pek bir şeylerin değişmediğini görecek olmaları kendileri için pek şaşırtıcı olmayacaktır. Tolstoy'un kitapta söylediği üzere kendiyle yaşadığı çelişkinin temel sebebi sadece dinden kaynaklı değil.Yaşadığı çevrenin Rus toplumu ile baştan beri bir çelişki içinde olması yazarı kendine sorular sormasına itiyor.Eserin bazı bölümlerinde yazar hakikatı arama yolunda neden doğru yolu bulamadığını geçmişinden örnekler vererek açıklıyor.
''...Bir sanatçı olarak ben yazıp çiziyor ve insanları eğitiyordum.Ama ne öğrettiğimi ben de bilmiyordum ve bu işin karşılığında belli bir ücret alıyor,nefis yemekler yiyor,harika bir yerde kalıyor,muhteşem kadınlarla birlikte oluyor ve mükemmel bir camianın içinde yer alıyordum.Ünlü biriydim , bu da öğrettiklerimin doğru şeyler olduğunu gösteriyordu.''[S.15] Tolstoy geçmişinde -kendince- anlamsız bir yaşamdan örnekler sunarken sanatın-sanatçanın nasıl yozlaştığını gözler önüne seriyor. Bu yüzyıla bakınca durumun içler acısı halini anlatmamıza gerek yok sanırım.
Tarihin en sonundan başlayıp günümüzü inceleyecek olursak bazı değerlerin insanlık için hiç değişmediğini görebiliriz. İnsanlar tarafından şekilden şekile sokulan din olgusu ile gelen gücün getirdiği yozlaşma Tolstoy'da ilk zamanlar dinden nefret etmesine sebep olmuş. Tarihi incelediğimizde egemen güçlerin dini, toplumu dizginlemede bir araç olarak nasıl kullandığını görebiliriz. Tolstoy'un dikkatini çeken; kilisenin inandığı din çizgisi ile dışarıda gördüğü fakir köylünün inandığı din aynı çizgide olmasın rağmen proleter dediğimiz halkın, inandığı dine uygun bir yaşam sürmüş olması. Tolstoy'un da asılında aradığı,sadece Hiristiyanlık dinine inanıp inanmamak değil hakikatı bulmayı umduğu dinin şatafatlı yaşam tarzından arınmış olması.
''Bizim çevremizdeki inananların bütün hayatları inançlarıyla bir çelişki içerisindeyken, işçi-halktan inananların bütün hayatları inançlarının kendilerine verdiği o var oluşun anlamının bir doğrulamasıydı. Ben de bu insanların yaşamlarını ve inançlarını daha derinlemesine araştırmaya başladım; bu konu üzerinde ne kadar düşündüysem, bu insanların kendileri için zorunluluk olan, tek başına hayatlarına bir anlam veren ve yaşamı onlar için olanaklı kılan gerçek bir inançları olduğuna o kadar ikna oldum''[S.86]
Yaşamının büyük çoğunluğunu hakikatı aramakla geçiren,inanç kavramını körü körüne inanmaktan öteye götüren Tolstoy'un tren istasyonunda sefil bir halde hayata gözlerini yumması belki de kendisi için en huzurlu ölüm olsa gerek...
''Hakikat hayatın anlamsız olduğuydu''/Tolstoy
~İyi Okumalar~