Puan vermedi·154 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Nisan 2019 16:04 Bana huzursuzluk ne diye sorsanız, Huzursuzluk birkaç saniye süren huzurun bir bulut gibi etrafını sardığı hissin yokluğu derdim. Huzuru hayatımızın bir anında buluyoruz ve kalanında o ana tutunarak yaşıyoruz bence. Kitapta anlatılan huzursuzluk ise baştan itibaren içinizi saran bir yokluk, eksiklik. Var olan huzuru ezen acılar, zulümler var her tarafta. Konuların harman edilişi ve işlenişi sizi kitaptan kaldırmıyor. Sürükleyiciliğiyle bir günde bitirilebilecek fakat işledikleri ve hikayesiyle uzun süre sizinle yaşayacak bir kitap.
Ben arka kapağından etkilenerek okumaya karar verdim bu kitabı, size de tavsiye ederim. Kısaca konuya değinecek olursam; Suriye’deki iç savaşta azınlık olan Ezidiler'e yapılan zulmü, Ezidiliği, Mardin’i, Mardin’deki yaşamı, oradaki göçmenleri, İstanbul hayatını, Doğu ve Batı karşılaştırmaları içinde ana karakter gazeteci İbrahim’in Mardin’deki çocukluk arkadaşı Hüseyin’in Mardin’de başlayan hayatında vurulmasından Amerika’da Cakson-Jacksonvillage-‘ta öldürülmesini araştırmasına eşlik ediyoruz Huzursuzluk kitabında.
Son üç kitabım Zülfü Livanli’dendi sanırım bir üç kitabını daha okuyacağım. Kitaplarını okuduğum gibi iyi kötü demeden kitaplarla ilgili incelemeleri de okuyorum. Gözüme çarpan birkaç şey var, onları bu arada dillendirmek istiyorum; Livaneli kitaplarını kendi yaşadıklarından, hayatından çıkarıyor adeta. Öyküdeki gizemi, suçu ya da ölümü çözmeye çalışan karakterleri kendisi gibi gazeteci, müzisyen, siyasetçi, besteci olduğu gibi-bazen bu saydıklarım karakterlere ve hikayeye de dağılmış olabiliyor- ortada hep zulme uğrayanlar da var. Ama anlattıkları ve yaptıklarıyla zulme uğrayanların yanında olmadığı gibi zulüm uygulayanlara karşı da bir davranışı da yok. Her an bir yerden çıkabilecek gibi bir muallaklık var. İşlediği ana karakterle ve dinlere, inançlara bakışında-özellikle müslümanlığa ve Allah’la iletişime geçme konusunda dinleri ayırt etmeden dua eden karakterlerinde- doğrunun, mantıklı ve olması gerekenin bu olmasını dikte eden bir tutumu var. Bu beni rahatsız ettiği kadar farklı bakışları öğrenmek, Livaneli’nin anlattığı azınlık zulümlerini onu kaleminden okumanın da oldukça güzel bir deneyim olduğunu söylemek isterim. Söylediklerimi toparlamak gerekirse; Kitaplarını okudukça sanki Livaneli’yi ve onun doğru bildikleri ile yanlış olduğunu düşündüklerini eleştirileri ile ayrıntıları ince ince düşünülmüş zulümleri, ölümleri ve yaşamları okuyoruz. Bu bir yandan canınızı sıkarken bir taraftan da bilmek istiyorsunuz. En azından benim için, değişik bir döngü oluyor.