Ophelinha,
Mektubunuza teşekkür ederim. Beni aynı zamanda hem üzdü, hem de hafifletti bu mektup. Üzdü çünkü bir şeyler insanı her zaman üzer; hafifletti, çünkü, gerçekte, tek çözüm şu: Her iki tarafın da artık aşkla doğrulamadığı bir durumu daha fazla uzatmayalım. Benim açımdan bakıldığında, derin bir saygı, bozulmaz bir dostluk kaldı geriye. Aynı biçimde Ophelinha da beni yadsımayacaktır, öyle değil mi?
Bunda ne Ophelinha’nın kusuru var ne de benim. Tek suçlusu Kader; farzet ki Kader kendisine suç yüklenebilecek biri olsun. Yüzleri ve saçları yaşlandıran Zaman şiddetli duyguları da yaşlandırır, ama daha çabuk. İnsanların çoğu budala olduğu için, bunu fark etmemeyi başarırlar ve alışkanlıktan başka bir şeyin kalmadığı yerde hala sevdiklerini sanırlar. Eğer böyle olmasaydı, dünyada mutlu insan olmazdı. Üst düzeydeki yaratıklar, yine de böyle bir yanılma olasılığından yoksundurlar, çünkü onlar aşkın sürekli olduğuna inanamadıkları gibi aşk bittiğinde yerine bıraktığı saygı ya da minnettarlığı da aşk sayıp aldanmazlar.
Bu işler insana acı verir, ama acı geçer. Eğer her şey olan hayat bile sonunda geçip gidiyorsa, hayatın anlarından başka bir şey olmayan aşk ve acı ve de bütün öbür şeyler nasıl geçip gitmesin ki?
Mektubunuzda bana haksızlık ediyorsunuz, ne var ki sizi anlıyor ve bağışlıyorum; kuşkusuz onu kızgınlık etkisiyle yazdınız, hatta belki de üzüntüden; ama çoğu insan —ister erkek olsun ister kadın— sizin durumuzda daha da sert bir tonda yazardı, çok daha haksız sözler kullanılırdı. Ama Ophelinha’nın eşsiz bir karakteri var, kızgınlığı bile onun kötü kalpli olmasına yol açamıyor. Evlendiğiniz zaman, hak ettiğiniz mutluluğa kavuşmamışsanız eğer, bu sizin yüzünüzden olmayacaktır kesinlikle. Bana gelince…
Aşkım geçti gitti. Ama içimde size karşı hala bozulmaz bir sevgi var ve ben sizin küçük zarif siluetinizi, küçük kız hallerinizi, sevecenliğinizi, bağlılığınızı, sevgi dolu yaradılışınızı hiç unutmayacağım —asla, inanın bana. Yanılıyor olabilirim, size atfettiğim bu nitelikler benim bir yanılgım olabilir; ancak böyle olduğunu sanmıyorum, kaldı ki, böyle olmuş olsa bile, benim için bunları size atfetmenin sevimsiz bir şey olduğuna da inanmıyorum.
Size neyi, mektuplarınızı mı yoksa başka şeyleri mi geri vermemi istersiniz bilmiyorum. Bana kalsa hiçbir şeyi geri vermem, o küçük, sevimli mektuplarınızı da, bütün geçmişler gibi ölmüş bir geçmişin canlı bir anısı olarak; bir ömürdeki, yılların akışının mutsuzluk ve düş kırıklığının akışıyla at başı gittiği kendi ömrümdeki dokunaklı bir şey olarak saklamayı yeğlerim.
Her zaman sıradan olan basit insanlar gibi davranmamanızı, beni gördüğünüzde başınızı çevirmemenizi, benimle ilgili olarak içine kırgınlık girmiş bir anı saklamamanızı isterim. Birbirimizin karşısında iki dost gibi kalalım, çocukluklarında birbirlerini biraz sevmiş, yetişkinlik dönemindeki yaşamlarında başka yollar izlemiş, başka aşklar yaşamış olsalar da, ruhlarının bir köşesinde her zaman o eskilerde kalmış gereksiz aşklarının derin anısını saklayan iki dost gibi kalalım.
Çünkü, bu “başka aşklar” ve “başka yollar” hikayesi sizi ilgilendiriyor Ophelinha, beni değil. Benim kaderim Ophelinha’nın varlığından bile kuşkulanmadığı bir Yasaya bağlı, hoş görmeyen ve de bağışlamayan Efendilerden dolayı giderek daha çok itaatkâr olmak durumunda.
Bunu sizin anlamanız gerekmiyor. Tıpkı benim hiç bozulmayacak biçimde sizi anılarım arasında saklayacağım gibi sizin de beni anılarınız arasında sevgiyle saklamanız yeterli.
Fernando