Gece-göğü bir tür kopya kağıdı yalnızca.
Koyu mavi,baş döndüren döngüleriyle yıldızların.
Milyonlarca gözdeliğinden ışık gönderen yıldızların-
Kemikbeyazı bir ışık, tıpkı ölüm gibi, arkasında her şeyin.
Acı çekiyor o, yıldızların gözleri ve ayın açık ağzı altında,
İnce sinir bozucu, kumunu dört bir yanına yayan
Çöl yastığından ve uykusuzluktan...
Şaşırtıcı sahneler sergiliyor eski
granüler film
Birbiri ardından - düşlerle yapış yapış
Çisentili çocukluk ve ergenlik günlerini sergiliyor,
Uzun bitki sapı üstündeki, bazen duygulu anne-baba yüzlerini,
Onu ağlatan böcekli gül bahçesini.
Kayadan bir çuval gibi, yamru yumru alnı.
Demode film yıldızları gibi, itişip kalkışıyor anılar, girmek için makyaj odasına.
Haplara bağışık o- kırmızı, mor,
mavi haplara-
Nasıl da azaltıyor sıkıntısını uzun gecenin!
Onu etkilemeyi başaran bu tatlı gezegenler
Bir süre için yaşamsızlıkla kutsanmış bir yaşam...
Ve tatlı, miskin uyanışı dalgın bir bebeğin.
Eski tanrılar gibi bitik ve şaşkın şimdi haplar.
Hiçbir yararı yok ona haşhaşlı-uyuşuk renklerinin...
Biraz da gri aynaların iç dünyasını yansıtıyor başı.
Anında aşağıya uçuyor her devinim
Azalan görüngeler vadisinden ve
çıkarıyor anlamını
Su çıkarırcasına karşıdaki çukurdan.
Tavansız bir odada yaşıyor, gizlisi
saklısı yok
Dehşetle açılıyor, dolmuş, çıplak gözbebekleri
Birbiri ardından çakan şimşekleriyle olayların.
Ağlaşıp durdu gece boyu, görünmeyen kediler...
Granit avluda, kadınlar ya da örselenmiş çalgılar gibi.
Günışığını duyumsayabilir adam şu anda ve beyaz illetini,
Seyrek yinelemelerle sinsice ilerleyen
kötü hastalığını.
Kıkır kıkır gülüşmelerden yapılma bir harita şimdi kent,
Ve mika-gümüşü ve boş gözlü insanlar her yerde
İşlerine gidiyorlar ardarda dizilmiş taşıtlarla,
Yıkanmış gibi beyinleri, yakın zamanda...