·616 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Mayıs 2019 15:36 Kitabı okurken binlerce yıl öncesine gittim. Atların üzerinde hırs, umut ve büyük bir güçle savaşıldığı, ozanların savaş sırasında yır yırlattığı, iki erin Gök Türkler için köprü vazifesi gördüğü, ağaca kendini asıp, milleti için oklara gogus geren genç bir onbaşını gördüm. Binbaşı Pars'ın kavuştuğu sevdalısı Almila'yı tanıdım. Ve Kür şad'ın oğlu Urungu'nun ölüm uçurumda beraber uçmağa varırken kavuşabildiği Ay Hanım'ı tanıdım. Neler neler gördüm, hissetim... Savaşırken kendinden geçen, kılıçla, okla büyüyen çocuklarla konuştum. Kıtlık yıllarında, Ötüken'in bozkurlarında ölen kadınlar çocuklar için ağladım. Gözlerini çinlilere bırakan ama yüreği Türk'lerde olan ve son bir savaş görebilmek için Tanrı'ya yalvaran Gök Börü'yü gördüm yanıbaşımda. Onbaşı Sülemiş, Tulu Han, Yüzbaşı Yamtar, Yüzbaşı Yağmur, onbaşı Sungur, onbaşı Gök Börü, Yüzbaşı Üç Oğul...
Ve Kür şad.. Kırk bir kişiden sonra Kür Şad ölmüş, fakat attan düşmemişti.
Ölmüş fakat yenilmemişti.
Gözlerimle okuduğum ama yüreğimde hissetiğim bir kitap. İyi ki bizi binlerce yıl öncesine götürdün Nihal Atsız.
Bu kitabı ve Türk Tarihini unutmayacağım.
Gök girsin, kızıl çıksın!..