8/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2019 6. kitabı
21 DERS-HARARİ ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Her dönem belirli PARADİGMA’lar düşünce dünyasına birer EZBER paketi olarak hazırlanıp salınır. Bu hazır düşünülmüş paketler o kadar çok tekrar edilir ve öyle önemli insanlara anlattırılır ki birer DOGMA olurlar ve sorgulanması zinhar haram kılınır. Sorgulayanlar ise derhal dışlanır veya birer etiketle paketlenirler. Paradigmalar, aslında satılır. Satışın iyi gerçekleşmesi için en gösterişli vitrinler hazırlanır. Birileri bunları satın alır. Bunlar toplumca önemsenen kişilerdir. Cengiz ÖZAKINCI, bu ilk alıcılara KANAAT ÖNDERİ adını veriyor kitabında. Bizde de pek çok kanaat önderi uzun yıllar boyunca bu ezberleri söylediler ve anlattılar. GOBBELS’in dediği gibi çok tekrar edilen ifadeler bir süre sonra doğru kabul edilir. Cemil MERİÇ’in hayalini kurduğu entelektüel İNSAN’ı Sosyoloji Notları’nda bulabiliriz. O entelektüeller bir süredir yetişmiyor ülkemizde benim fikrime göre. Atilla İLHAN’ın AYDIN’ı yıllar öncesinde kalmış gibi görünüyor. Ancak bir gerçek var ki AYDIN yoksa doğru düşünce de olmuyor. Bizim AYDIN! Larımız birer fikir bakkalı olabiliyorlar en fazla. Onlar, satın aldıkları paradigmaları biz aciz okurlara öğretmeye, belletmeye çalışıyorlar. İşleri zor. Bu dogmalardan biri de örneğin Tanzimat ve Islahat Fermanlarıdır. Bunları çok önemli siyasi hamleler gibi anlatırız. Aslında her ikisi de zaten yıkılmaya yüz tutmuş olan Osmanlı Devletinin ekonomik olarak bileklerinin kesilmesidir. Yabancılara toprak satışı, gayri Müslimlerin orduya girmesi, devlet memuru olmaları-bunun sakıncaları, bu hakkın verilmesinden hemen sonra anlaşılmıştır- misyoner okulları, anadilde basın yayın hakkı ve daha neler neler… Zaten ilanlarının hemen ardından bir dolu özerklik, bağımsızlık ve büyük toprak kayıpları yaşanmıştır. Bu fermanları okuyan yoktur da savunan çoktur. Yine 1838 Baltalimanı anlaşması hakkında hiçbir fikri yoktur Aydın-ımızın… Osmanlının büyük bir ipek, müslin, yünlü dokuma üreticisi olduğunu bilmezler. Sadri ERTEM’in Çıkrıklar Durunca adlı romanını okuyan yoktur, padişah izni ile yakılan dokuma tezgahlarından habersizdirler. Bu sonuçlar sevilen Fermanların ardından yaşanmıştır. Yine 1071 tezine dokunamazsınız. Hele bir dokunun IRKÇI olduğunuzun resmidir. Kafatasçı oldunuz artık. Oysa her geçen gün başka bir mezar taşı çıkıyor. Tarihleyenler de üniversiteden arkeoloji bölümleridir. Hakkari, Kars, İzmir ve daha nice yerlerde Türk motifli mezar taşları bulunur. Ama geldiğimiz tarih 1070’dir. Dokunulmaz. Harari’nin 21 dersinden bir kaçını okurken bunları düşündüm. Çünkü ULUS-DEVLET ten korkan aydınlarımız KÜRESELLEŞME sözünün peşini bırakmazlar. Kemalizm ölmüştür. Ulus devlet gericilik, küreselleşme çağdaşlıktır. Oysa bu terimin bir ekonomik örgütlenme modelidir. Tek suçu, ülkenin kendi üreticisini gümrük duvarları sayesinde korumaya çalışmasıdır. Aydınımız neredeyse bütün Avrupa Devletlerinin –o devletlere hayrandır hepsi- gümrük duvarlarını gözü gibi koruduğunu nedense bilmezler. Şu an Trump ile Çin ve Almanya restleşmesinin bu duvarlar olduğunu da ne yazık ki bilemezler. SAPİENS ile sevgimizi kazanmış olan yazar derslerini verirken sorduğu sorularla sözüm ona dünyayı biçimlendiren ideolojileri sorguluyor. Dışarıdan bakınca her düşünceye eşit mesafede duruyor da doğrusunu arıyor gibi görünmeye çalışıyor ama aslında seçimini daha en baştan yapıyor. Diyor ki “Liberal anlatı özgürlüğün değerini ve gücünü el üstünde tutar.” Benzer ifadeleri sıkça kullanıyor. S.30 vd) Sonra sayısal verilerle 20. Yüzyılın “liberal anlatı” sayesinde tam bir refah çağı olduğuna ikna etmeye çalışıyor bizleri. Bu yüzyılda savaşlarda ölenlerden daha fazla insanın şişmanlıktan veya trafik kazalarından öldüğünü söylüyor. Bu tezini farklı sayısal verilerle destekliyor. Ama girişte de belirtiyor. Yazara göre sorun liberal anlatı da değil onun güncellenmeyişindedir. Ancak Harari, liberal anlatı ile dünyayı devletlerin değil şirketlerin yönetmesinin insanlığa neler yaptığına değinmiyor. Bu anlatının bayraklaştığı ülkelerin bugün hâlâ Afrika kıtasını sömürdüğüne, bu yüzyılda savaşların doğrudan ülkelerin orduları tarafından değil VEKALET SAVAŞLARI biçiminde yapıldığına, Ruanda’da milyonlarca insanın (HUTU ve TUTSİ’lerin iç savaşında) birbirlerini palalarla doğradığına, demokrasi aşığı liberal anlatı ülkelerinin bütün İslam ve Arap coğrafyasında yine milyonlarca insanı katlettiğine, Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Mısır ve daha öncesinde Yugoslavya’da (Bosna Hersek) topluca öldürülen insanlara değinmiyor. Ya da bugün Yemen’de açlıktan ve ilaçsızlıktan ölen çocukların sorumluluğunu liberal anlatının üzerine almıyor. Bu ülkelerdeki kayıpları savaş kaybı olarak görmediği için de doğal olarak 20. Yüzyılda açlıktan ölen insanların savaşlarda ölenlerden daha az olduğunu iddia edebiliyor. Gezegenin en büyük toplu yok oluşu yaşamasının sorumluluğunu da yine Liberal Anlatının sahibi olan ülkelere vermiyor doğal olarak. Milyar yıllık ömrü boyunca bu gezegenini gördüğü en büyük yıkımın bu yüzyılda yapıldığını görmüyor. Küçülen devletlerin oluşturduğu boşluğa mafyatik şirketlerin yerleştiğini görür gibi oluyor. Ve diyor ki sosyal hizmetler devlet destekli olmalıdır. İyi ama bu liberal anlatı, en temel sosyal hizmet olan sağlığı ve eğitimi bile devletin elinden alıp özelleştiriyor. Liberal anlatının hükmettiği bu yüzyılda yaşlı kıta Avrupa’da nüfus artışının eksilerde olduğundan, sözde en gelişmiş kentler olan Londra’nın, Paris’in, Roma’nın bile göçmen gettoları ile dolduğundan, bu gettolarda her türlü insanlık dışı koşulların yaşandığından, çocuk seks işçilerinden, organ mafyasından, salgın hastalıkların yayıldığından söz açmıyor. Oysa bu gettolar, bu büyük kentlerin hemen dibinde büyüyorlar. Yazar, dünyada Faşizm, Komünizm ve liberalizm olarak üç dönem belirliyor. Satır aralarında ULUS-DEVLET’i inceden bir küçümseyip okura şunu söylüyor. Komünizm veya Faşizme dönemeyeceğimize göre liberal anlatıya sahip çıkmaktan başka çaremiz yok. Evet, eğer üç seçenek varsa seçim c seçeneği olacaktır da üç seçenek mi var sorusunu sormadan edemiyorum. Adına liberal anlatı, küreselleşme ya da ne dersek diyelim aslında dünyaya getirdiği tek gerçekliğin ölüm, yıkım ve parçalanma olduğuna da değinmiyor. Dijital devrim bize aile kurumunu geri vermeyecek. Bu anlatı yağmur ormanlarını, sonsuza kadar dünya üzerinden silinecek hayvan türlerini, yok edilen kültürleri ve yerel dilleri geri getiremeyecek. Tarafsız olan ortalama her insan, HARARİ’nin savunup güzellediği ve adına LİBERAL ANLATI dese de aslında KÜRESELLEŞME olan bu ideolojinin en baştan beri çok ciddi açmazlar yaşadığını biliyor. Bu anlatı, 1930’larda faşizm derdini ve 1960’larda Sosyalizm sorununu, bu ideolojilerden kopardığı parçaları kendine ekleyerek geçici olarak aştı. Benzer bir kriz dünyada yeniden baş göstermiştir. Bugün Paris sokaklarında sarı yelekleri ile gösteri yapan binlerce insan aslında Polisle değil tam olarak, çökmekte olan Liberal Anlatı ile çatışıyor. Liberal anlatı eşittir KÜRESELLEŞME’dir. Bunu gözden kaçırmamak gerekir diye düşünüyorum.
Bilim
21. Yüzyıl İçin 21 DersYuval Noah Harari · Kolektif Kitap · 20189,1bin okunma
·
37 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.