Gönderi

10/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2019 10. kitabı
Turan AKINCI – SUİKAST – SÜRGÜN Yazarın iki kitabını okudum. Hamit devrini bazı farklı kaynaklardan okumuştum. Ancak kafamda bütünsel bir resim oluşmamıştı. Refik Halit’in Hamit Devri ile anlattıkları da önemli olmakla birlikte bunlar anı niteliğindeydi. Güvenilirliği tartışmalıydı ve konu üzerinde özelleşmiş kaynaklar değildi. T. AKINCI’nın Suikast kitabı, dönemin siyasi koşullarını etraflıca belirlemişti. Sultana yapılan suikast bütün ayrıntıları ile anlatılmıştı. Ermeni tebanın Sultana öfkesinin nedenlerini anlayabilmiştim. Hamit devrinin etnik parçalar üzerine siyaseti tamamen ayrı bir çalışmadır ve belki de yapılır. Ancak yönetimde olduğu sürenin uzun olması başlıca zorluklardan biridir. SÜRGÜN’de kafamda genel resim oluştu diyebilirim. Hamit hakkında yazılanlar o kadar çoktur ki doğrular, yanlışlar, yanılgılar ve amaçlı olarak uydurulmuş yalanlar birbirine karışmıştır. Sürgün kitabında Hamit’in uyguladığı baskı rejimini iyice anlayabildiğimi zannediyorum. Kitapta öncelikle Yıldız Sarayı her açıdan ayrıntılarıyla anlatılıyor. Hünkar’ın saray içinde nasıl yaşadığı, nelerle ilgilendiği, ailesi etraflıca anlatılıyor. Kendisinin ne kadar kuruntulu ve hastalık düzeyinde şüpheci olduğunu görüyoruz. Çevresindeki insanların içinde çok iyi eğitimli insanlar olduğunu görüyoruz ama o, daha çok çıkarları için yanında olan cahillerin sözünü dinliyor. En güvendiği adamlardan bile şüphe edebiliyor. Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa gibi bir askeri değeri atıl duruma getirdiğini ve ondan da şüphe ettiğini görüyoruz. Pek çok defa sadrazam değiştirdiğini, mevcut Osmanlı idaresini çok defa değiştirdiğini de öğreniyoruz. Polisiye romanlara meraklı olduğunu, marangozlukla hobi olarak uğraştığını, Yıldız sarayında pek çok işletme ve fabrika olduğunu ancak bunların çok verimsiz kullanıldığını anlıyoruz. Saç ve sakal boyadığını buna özel bir önem verdiğini, dindarlığının aslında gösteriş düzeyinde olduğunu, aslında batı kültürüne yakın olduğunu müzik, tiyatro ve bale ile ilgilendiğini görüyoruz. Gerçi yönetime geçtikten sonra bunlarla eskisinden daha az ilgilendiğini de okuyoruz. Kaba bir sofu değil. Devlete ait pek çok işletmeyi kendi üzerine geçirdiğini, döneminde asker ve subay maaşlarını iki üç ayda bir ödenebildiği halde kendi korumalarının düzenli olarak çift maaş aldığını, Arnavutlara çok güvendiğini en çok güvendiği sadrazamının Mehmet Sait paşa olduğunu da okuyoruz. Tarihin Cilvesi olarak 2. Meşrutiyetin ilanı ve Meclisin açılmasından sonra en güvendiği adam tarafından tahttan indirildiği ve sürgüne gönderildiğini de öğreniyoruz. Gerçekten de denizden hoşlanmadığını, donanmayı çürüttüğünü de okuyoruz. Yine talihin bir cilvesi olarak sürgün gittiği Selanik’ten DENİZ yoluyla dönmek zorunda kaldığını ve Koskoca Osmanlı devletinin Selanik’ten İstanbul’a hünkârı getirecek bir gemisi kalmadığı için bir Alman gemisiyle dönebildiğini okuyoruz. Sayısız gayrimenkulü yanında mücevherlerini, üç yabancı ülke bankasında büyük miktarlarda parası olduğunu okuyup şaşırıyoruz. Tahttan indirileceği belli olduğunda çok güvendiği Arnavut tüfekçilerin onu terk ettiklerini, çevresine dağıttığı ölçüsüz ihsanların hiçbir işe yaramadığını ve daha pek çok önemli ayrıntıyı da… O çok hassas dönemde dünyada hanedanlıklar bir bir yıkılıyordu. Hamit, Mithat Paşave ekibine Meşrutiyet sözü vermişti. Tahta bu şekilde çıkmıştı. Belki bu sözünü tutsaydı bazı durumlar farklı gelişirdi. Ama o ilk iş olarak Mithat Paşa gibi değerli bir devlet adamını Taif’e sürgün edip orada öldürttü. Binlerce insanı bu biçimde sürgün etmişti. Taif Sürgünü ve Mithat Paşa ile ilgili ayrıtılar Hıfzı Topuz’un TAİF’TE ÖLÜM adlı kitabında doyurucu miktarda vardır. İlgilenenler okuyabilirler. Roman formunda olduğunda okuması çok kolay bir kitaptır. Aynı dönemde Rusya’da Romanovlar da tahttan indirilmişti. Son çar da Hamit gibi, DUMA’yı kapatmıştı. Sürgün edildikten bir süre sonra idam edildi. Hamit, kardeşi Mehmet Reşat’a yaşattıklarının aynısını yaşadı. Ve sürgün ettiği pek çok insan gibi o da sürgün edildi. Onun başına gelenler İran Şahının da başına geldi. Fransa’da BOURBON’lar, Almanya’da Habsburglar da aynı sonu paylaştı. Hamit’e kötü davranıldığını, Yıldız sarayının yağmalandığını duyardım. Böyle bir sonucun yaşanmadığını SÜRGÜN’de belgeleriyle öğreniyoruz. Harari’yi okurken onun ikide bir LİBERAL ANLATI övgülerinden sıkıldığım için SÜRGÜN’ü onun önüne alıp okudum. Zira Harari’ye ne yazık ki katılmıyorum. Övdüğü liberal anlatının bütün dünyada çökmeye başladığını herkes görüyor. Daha önce Suikast’i de yine aynı lezzette okudum ve Hamit devrine ilgisi olan arkadaşlara öneriyorum. Ancak yazarın İSYAN kitabını henüz okumadım. İlk fırsatta onu da okuyup resmi tamamlamayı istiyorum.
Tarih
İsyanTuran Akıncı · Remzi Kitabevi · 201833 okunma
·
279 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.