Gönderi

10/10
·552 syf.··
Beğendi
·
2019 11. kitabı
İSLAM TARİHİNDE “HARRE OLAYI” İslam tarihinde Harre olayı olarak geçen facianın tam anlamıyla anlaşılabilmesi için, erken dönem İslam tarihini ve dört halife devrini biraz gözden geçirmek gerekir. Peygamberimizin vefatının hemen ardından yaşanan halifelik sorunu Ebu Bekir’in hilafete geçmesiyle çözümlenir gibi oldu. Peygamberimiz; pek çok kaynağa göre Yahudi bir kadın tarafından zehirlenmiştir. O dönemde kullanılan zehirler çoğunlukla uzun vadede öldüren kimyasallardı ve anlatılanlara göre, peygamberimiz zehirlendiğini fark etti. Kadın çağırıldı neden yaptığı soruldu. Kadın Hayber savaşında öldürülen eşinin intikamını aldığını söyledi. Anlatılanlara göre, peygamberimizin yüzünde ve bedeninde yaralar oluştu ve vefatına kadar geçmedi. Kendisinin son anlarında bir vasiyet bırakmak istediği ancak halife Ömer’in bunu engellediği; bütün kaynakların hem fikir olduğu bir konudur. Cenazesi kaldırılmadan başlayan halifelik sorunu Ebu Bekir’in seçilmesiyle; bir süreliğine durdu. Daha sonra halife olan Ömer, öldürüldü ve onun yerine Osman halife olarak seçildi. İslam tarihinde bir kırılma noktası olarak kabul edilebilecek olan Osman’ın seçilmesi ile İslam devletinin yönetimi Ümeyye Oğullarının eline geçmiş oldu. ÜMEYYE OĞULLARI VE OSMAN’IN HALİFELİĞİ Arap yarımadası ve peygamberimizin yaşadığı coğrafyada Kâbe’nin hizmet işleri Haşim Oğullarının göreviydi. Bu sıradan bir iş değildi. O dönemin koşullarında bu görev, çok büyük bir itibar kaynağı olarak kabul edilirdi. Bu bölgenin diğer büyük ailesi Ümeyye Oğullarıydı. Ancak Ümeyye Oğulları, dönemin egemenlerinden kabul edilirdi. Ticaretle ilgilenen ve büyük servet sahibi olan Ümeyye Oğulları; bu bölgede kesinlikle sevilmeyen, çekinilen bir aile olarak kabul edilirdi. Ümeyyeler ile Haşimler arasında her zaman bir çekişme ve rekabet söz konusuydu. Ümeyyeler, Haşimleri çekemezlerdi çünkü saygı, itibar Haşimlere gösterilirdi. Ümeyye ailesi mensubu olarak Osman’ın halife seçilmesi aslında o dönemde neredeyse kaçınılan bir durumdu. Ama nüfuz sahibi olan Osman’ın halife olmasını engellemek çok kolay değildi. Sonuçta Osman halife oldu. Ancak onun halifelik dönemi sıkıntılı ve sorunlarla geçti. Peki, Ümeyye Oğulları kimlerdir? Peygamberimizin amcası Hz. Hamza; dürüstlüğü, dünya malına mesafeli oluşu, kahramanlığı ile efsanelere konu olmuştur. Ebu Süfyan’ın karışı HİND, Hz. Hamza’nın azılı bir düşmanıydı. Uhud savaşında özel olarak tuttuğu VAHŞİ adlı bir savaşçıya Peygamberimizin amcası Hz. Hamza’yı vurdurttu. Mızrakla yaralanmış olan Hz. Hamza’nın başına gelen HİND; henüz canını teslim etmemiş olan Hamza’nın ciğerini çıkarıp yedi. Daha sonra Arapların MÜSLE yapmak dedikleri bir iş yaptı. Müsle yapmak; öldürülen kişinin gözlerinin çıkarılması, burnunun ve kulaklarının kesilerek, bütün bunların bir ipe dizilerek kolye biçiminde takılması veya birine hediye edilmesi demektir. İşte Ebu SÜfyan’ın karısı HİND, peygamberimizin öz amcası Hz. Hamza’ya bunu yapmıştı. Osman’ın halife seçilmesi bu aileyi yani Ümeyye Oğullarını iktidar yapmış oldu. Osman, halife olur olmaz ilk yaptığı iş, bütün memuriyetleri Ümeyye Oğullarına vermek oldu. Peki başka ne hataları vardı? Abdullah bin sa’d bin Ebu Serh, adlı kişi Osman’ın sütkardeşiydi. Peygamberimiz, bu kişiyi Mekke ve Medine’den sürmüştür. Ebubekir ve Ömer’in halifeliğinde bu kişinin bu Mekke’ye ve peygamberimizin kenti Medine’ye gelmesi yasak olarak kaldı. Ebu Serh, Osman’ın halifeliği sırasında Mısır’a vali olarak atandı. Bu atama büyük tepki çekti. (Allah’ın hikmetine bakınız ki Osman’ın öldürülmesinde; Ebu Serh’in çok büyük payı olmuştur) Bundan başka Osman; amcasının oğlu olan Mervan bin el-Hakem’i devlet kâtipliği görevi ile onurlandırmıştır. Oysa Mervan da yine bizzat peygamberimiz tarafından Taif bölgesine sürgüne gönderilmişti. Devlet Katibi olan bu mervan daha sonraları ümeyye oğullarının devleti olarak anılan EMEVİ devletinin de kurucusu olarak kabul edilecektir. Tüm bunlardan başka Halife Osman, yine akrabalarından biri olan Velid bin Ukbe’yi Kufe valisi olarak atadı. Velid, sürekli olarak şarap içen, gece alemlerinden çıkamayan yani aslında islam ahlak ve kurallarına asla uymayan bir insandı. Çok defa Mihrap ve namaz sırasında kustuğu bilinirdi. Velid’i, Halife Osman’a şikayete gelenler, Osman tarafından hakarete uğradılar. Dövüldüler. Velid’in valiliği meselesi peygamberimizin eşlerinden biri olan Aişe’nin konuya tepki göstermesinden sonra çözüldü. Osman istemeden de olsa Velid’i görevden aldı ve başka bir valiliğe atadı. Velid’in yerine gelen kişinin ilk yaptığı işin cami mihrabındaki kusmukları yıkattığı söylenir. Osman hakkında oluşan olumsuz görüşlerin nedenlerinden biri de tefsirli Kur’an nüshalarını yaktırması kaynaklıdır. Oysa bu tefsirler, bizzat peygamberimiz tarafından yazdırılmıştı. Sonuç olarak Osman’ın halifeliği, öldürülmesiyle sona erdi. Osman’ın cenazesinin halk tarafından taşlanacağı ve hatta taşlandığı ama halkın Hz. Ali tarafından engellendiği bilinen bir gerçektir. Halife Osman'ın ’cenazesine üç kölesi ve kızından ve MERVAN bin HAKEM’den başka katılan olmamıştır. Cenazesinin BAKİ Mezarlığı adı verilen Müslüman mezarlığına gömülememiştir. Aişe’nin, Osman’ın cenazesine “Nas’el” yani bunak ahmak olarak bağırdığı konusu pek çok kaynakta geçer. İşte halife Osman’ın yaşamı bu şeklide sona ermiştir. Ardından gelen Hz. Ali’ye ise rahat yüzü gösterilmemiştir. Bilindiği üzere Hz. Ali, peygamberimizin amcasının oğludur. Peygamberimizin yaşayan tek çocuğu olan Hz. Fatma, bizzat peygamberimiz tarafından Hz. Ali’yle evlendirilmiştir. Ve bu evlilikten Hz. Hasan ve Hüseyin doğmuştur. Hz. Ali’de Hariciler tarafından şehit edildikten sonra, halifelik bir defa daha ama bu kez gasp edilerek Muaviye’nin eline geçmiştir. Muaviye, Ebu Süfyan ve Hind’in çocuğudur. Ebu Süfyan, asla kalben Müslüman olmamıştır. Onun Müslümanlığı, politik bir zorunluluktur. Ebu Süfyan, Osman’ın halifelik haberini aldığında, İslam şehidi Hz. Hamza’nın mezarına basarak, “Ey Hamza, tepemize vurarak bizden aldıkların artık bizim elimize geçti. Artık o mevkide onlar keyif yapmaktalar” diyen kişidir. Hind’in kim olduğu ise daha önce anlatılmıştı. DÖRT HALİFE / ASR- SAADET SONRASI Asr-ı saadet olarak ezber edilen dönemdeki dört halifenin üçü ne yazık ki öldürülerek can vermişlerdi. Muaviye’nin halifeliği gasp etmesiyle beraber başlayan EMEVİ İslamı döneminde, Peygamberimizin tek hazinesi olarak kabul edilen Hz. Hasan ve Hüseyin katledilmişlerdi. Hz. Fatma ve Hz. Ali’nin çocukları olan Hz. Hasan, zehirlenerek; Hz. Hüseyin ise KERBELA’da şehit edildiler. Aslında ilk haksızlık FEDEK HURMALIĞI konusu olmuştu. Bu hurmalık bir gelir kaynağı idi. Peygamber efendimiz bu hurmalığın geliriyle geçiniyor ve artan geliri yoksul halka dağıtıyordu. Hz. Fatma’ya miraz olarak bırakılan bu hurmalık önce üçe bölündü. Üç parçadan biri Osman zamanında peygamberimizin Medine’den sürdürttüğü Mervan’a verildi. Her yeni halife bu hurmalığı kendi kafasına göre böldü ve paylaştırdı. Sonuçta Peygamberimizin kızı Hz. Fatma’nın yasal hakkı olan bu hurmalık onun elinden zorla alındı. Hatta bu hurmalık meselesi yüzünden halife Ömer’in Hz. Ali’nin evinin kapısını tekmelediği, evi yakmakla tehdit ettiği ve tekmelenerek kırılan kapının altında kalan Hz. Fatma’nın çocuğunu düşürdüğü anlatılan olaylar arasındadır. Zaten bir süre sonra Hz. Fatma vefat etmiştir. Muaviye dönemine yeniden bakalım. Muaviye, İslam devletine hanedanlığı getiren kişidir. Kendisi politika yapmak konusunda kusursuzdu. Aynı kusursuzluğu, peygamber efendimizin EHL-İ BEYTİM dediği peygamber ailesine zulüm etmekte de gösterdi. Muaviye, hilafetinin onuncu yılında, Hz. Hasan’ın eşi Cude’yi, oğlu Yezit’le evlendireceğini, kendisinden sonra Yezit’in halife olacağını söyleyerek kandırmıştır. Ayrıca yüz bin dirhem verdiği de söylenir. Cude’yi ikna etmek fikri Mervan’a aittir. Zehiri bulan, Cude’yi ikna eden ve zehiri ona teslim eden de yine Mervan’dır. Hz. Hasan, Cude’nin suyuna kattığı zehir nedeniyle kırk gün boyunca acılar içinde kıvrandı. Kan kusarak şehit oldu. Zehir bir Yahudi doktordan alınmıştı ve etkisi kesindi. Böylece peygamberimizin soyunun bir dalı budanmış oldu. Zaten kızı Hz. Fatma ölmüş, amcasının oğlu ve damadı Hz. Ali, hariciler tarafından öldürülmüştü. ( Hz. Ali, İbn-i Mülcem tarafından alçakça bir saldırı ile yaralandı. Kendisi camiye gidiyordu. Ağır yara aldı. Birkaç gün hasta yattı. Kendisini yaralayan İbn-i Mülcem; onun bir savaşta aman dilediği için affettiği, karnını doyurduğu bir kişiydi. Hz. Ali, “eğer ben ölmez de sağlığıma kavuşursan, Mülcem’i affedeceğim. Eğer ölürsem, ona eziyet etmeyin canını bir kerede aklın” diyecek kadar kinden ve nefretten uzak bir kişilikti.) Artık ondan geriye yalnızca Hz. Hüseyin kalmıştı. Halifelik konusunda verdiği sözü tutmayan Muaviye, kendi ölümünün yaklaştığını hissedince, şaraplarıyla ve av hayvanlarıyla meşhur olan Kıbrıs adasındaki oğlu Yezit’i çağırttı. Yezit, hayatı boyunca şarap içmiş, kadınlı kızlı alemlerde gününü gün etmiş bir kişiydi. Yezit, babası ölmeden onun parmağındaki yüzüğü aldı ve biat töreninin başlaması emrini verdi. Biat etmek, kişinin sahip olduğu makamın yasallığını kabul etmek demekti. Arap toplumunun en belirgin özelliklerinden biri olan biat kültürü, bugün de devam etmektedir. Yezit’in halifeliği önündeki en önemli engel Hz. Hüseyin’di. Çünkü Yezit ve ailesi Ümeyye oğulları; başta da belirtildiği gibi parasal olarak zenginlerdi ama itibar ve saygı, hep Haşim oğullarına gösteriliyordu. Arap yarımadasındaki önemli bir çoğunluk Hz. Hüseyin’in halife olması gerektiğine inanıyordu. Bu politik olarak, Yezit’i zor duruma düşürebilirdi. Bunun yanında Kufe halkı Hz. Hüseyin’in halife olması için Medine’ye davet mektupları yollamaya başlamışlardı. Bu mektupların gerçekliğini araştırmak isteyen Hz. Hüseyin bir akrabasını Kufe’ye gönderdi. Akrabası, şehirde Yezit’in zulmünden korkan halkın onun tarafına geçtiğini gördü. Ancak bu yeni durumu Hz. Hüseyin’e iletemeden Yezit askerleri tarafından yakalanıp öldürüldü. Bu nedenle Hz. Hüseyin, şehre yürümeye devam etti. Ancak Yezit askerleri tarafından KERBELA bölgesinde durduruldular. Hüseyin’in yanında bulunan pek çok kişi onu yalnız bıraktılar. Hüseyin’le beraber kalan kişi sayısı bütün ailesi ile beraber 72 kişi kaldılar. Kerbela, bir çöldü. Hz. Hüseyin ve yanındakiler susuz kalmışlardı. Fırat nehri ile Hz. Hüseyin arasında Yezit’in askerleri vardı. Susuzluktan ölmek üzere olan ailesine su istediğinde Yezit’in askerleri ok ve mızraklarla engel oluyorlardı. Susuzluk, günler sürdü. Hz. Hüseyin’in büyük oğlu çok hastaydı. Küçük oğlu Ali Asgar ise yalnızca 6 aylıktı ve susuzluktan ölmek üzereydi. Hüseyin, atına bindi, oğlunu kucağına aldı. Yezit’in askerlerine yalnızca 6 aylık oğlu için su istediğini söyledi. Ancak kucağındaki bebeği, yezit’in askerlerinden biri olan Hurmala Bin Kahil tarafından boynundan vurularak öldürüldü. Küçük oğlu kucağında ölen Hz. Hüseyin çadıra döndü. Eşi, çocukları ve akrabaları savaşın bitmesini bekliyordu. Bebeğini annesinin kollarına bıraktı. Dedesinin giysilerini giydi. Babasının kılıcını aldı ve tek başına savaşmaya gitti. Birebir savaşmayı önerdi ancak Yezit ordusundan hiç kimse onunla savaşmayı göze alamadı. Onlarca ok aynı anda atıldı. Hz. Hüseyin’in bedenine onlarca ok ve mızrak isabet etti. Atından düşen Hüseyin hâlâ canlıydı. Yezit ordusundan ŞİMR bin zil Cevşen, onu yüz üstü yatırdı ve henüz canını teslim etmeden mübarek başını kesti. Bu baş, bir mızrağa takılarak herkese gösterildi ve Yezit’e gönderildi. Yezit ordusunun Peygamber ailesine kini bitmiş değildi. Hüseyin’in üzerindeki her şey yağmalandı. Bedenini çöl kumlarıyla dümdüz olana kadar atlara çiğnetildi. Ailesindeki herkes öldürüldü. Kız kardeşi Zeynep, çıplak olarak bir deveye bindirilip Şam’a gönderildi. Sözde bir mahkemeye çıkarıldı ve hapse atıldı.
Tarih
İmamı Âzam Ebu HânifeYaşar Nuri Öztürk · Yeni Boyut Yayınları · 2009245 okunma
·
126 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.