350 syf.
Kitap hakkında bilgi içerir.

"Felsefe: Kendisini akla dayanan nedenlerle, gerekçelerle meşrulaştirmaya çalışan bireysel, eleştirsel, refleksif, bütüncü ve tutarlı bir düşünme faaliyetidir."

Kitap, felsefenin tanımı ve felsefenin yaratıcısınin Eski Yunan mı veya felsefenin Eski Yunan'da doğduğu tartışması ile başlıyor. Ardından Eski Yunan'in Sokrates öncesi felsefe dünyası enine boyuna ortaya koyuluyor.

Burada ilk noktada yazar, felsefenin Eski Yunan'da doğduğu fikrindedir. Neden Eski Mısır ve Mezopotamya değil de Eski Yunan diye sorulmasına cevaben de genel olarak şunu diyor diyebilirim: Filozofun toplumun kendine sağladığı kolektif dünya görüşünü, mitolojik- dinsel tasavvurunu özel bilgi, birikim ve düşünce ile eleştirerek aşarak bireysel- kişisel çabası sonucu dünya hakkında bütün olarak sistemli, tutarlı, akılsal bir tasarım geliştirmesi gerekiyor. Bu durumun gerek Mısır gerekse Mezopotamya veya diğer yerlerde olmadığını ilk defa Eski Yunan'da gerçekleştiğini dile getiriyor. Ben de yazara bu konuda katılıyorum.

Bunun oluşmasında coğrafi etkenler, siyasi ve dinsel yapı da etkili olmuştur. Bu noktada Yunan dinine biraz giriş yaparsak; Homeros'un metinlerinin çizdiği din portresi daha çok üst tabakanın yani ekonomik olarak refah seviyesi yukaridaki kitleye hitap eden bir şekildedir. Heisodos bunu yumuşatmak daha aşağı tabakaya hitap etmesini sağlamaya çalışmıştır dinin. Örnek: Homeros'ta Zeus kadın peşinde koşarken, Heisodos'ta Zeus halk için adalet getirmeye çalışır. Öte yandan Demeter, Dionizos, Operaues Kültü gibi inançlar da bulunmaktadır. Bu inançların ortak özelliği aşağı tabakaya hitap ederek, arınma, öteki dünyada kralsin gibi anlayışta olmaları diyebiliriz. Özellikle Dionizos, ölüp dirilen ve insanın içindeki şeytani yanla sürekli mücadelesini gerekli kilan aynı zamanda da tanrısal bir yönü de olan bir külttür. Akla hemen İsa gelmiş olabilir haklı olarak. Şahsen benim gelmişti.

Yunan Felsefesi kişi bazında Thales ile okul olarak da Milet okuluyla başlıyor diye kabul ediliyor. Milet okulunun üç ismi var: Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes. Bu okulun üç isminin felsefelerindeki ortak özellikleri, görünen her şeyin temelinde olan arkhe'yi aramalaridir. (Arkhe: Bir yandan başlangıçta bulunan şey, öte yandan varlığın yapısını teşkil eden, değişenin altında değişmeyen her şeyin kendisinden meydana geldiği şey anlamindadir.)

Thales'e göre arkhe su'dur.
Anaksimandros'a göre aperion'dur. (zitliklari barındıran her şeyin ondan gelip onda ortadan kalkacagi sey)
Anaksimenes'e göre ise hava'dır.

Milet Filozoflarinin felsefelerini etkileyen temel unsur doğa ve doğa üzerine yaptıkları gözlemler olmuştur. Göksel ve ruhani bir açıklama hıc düşünmemisler. Zaten madde-disi açıklamalar kesin bir dille ilk Platon'da başlıyor deniliyor. Milet Filozoflari varlık ile oluşu beraber görmüşler ve aralarında bir çatışma gormemislerdir.

Burada siyasi bir olay yaşanır: Perslilerin istilası neticesinde Milet okulu yıkılır ve göç yaşanır. Milet okulunun şekillendirdigi zihinler, az önce tasvir ettiğimiz dinsel düşüncedeki insanların yoğunlukta olduğu bir geleneğin içine girmiş olurlar. Bu gelenek ile etkileşim neticesinde ise Pythagoras ve Pythagorasçılar ortaya çıkar. Bunlar, felsefeyi evrenin ana maddesi hakkında bilgi veren bir etkinlik olarak değil bir yaşam biçimi ortaya koyan bir hayat yolu olarak görmüşlerdir. Nitekim Pythagoras bir tarikat kurmuş. Ruh göçünu savunmus,bu nedenle et yemeyi yasaklanmis. Nihayetinde amaçları evren hakkında bilgi vermek değil, insanları 'kurtarmak' olmuştur. Tabi bu yola girenler alt tabaka insanlar ve haliyle Homeroscu din anlayışına da tepkililerdir. Pythagorasçilarin bütün Batı ve Doğu felsefesine etkisi şudur: Ruh- beden ikirciligini kabul etmeleridir.

Milet okulu felsefesinde varlık ile oluş birbiriyle çatışmasiz ele alındığını söylemiştik. İşte bu noktada geri dönüşümsuz çatışmanın başlayacağı kişiye geliyoruz ki bu kişi Nietsche gibi birçok filozofu da etkilemiş bir insandır: Heraklietos. Heraklietos'un felsefe kısaca, her şey her an değişme halindedir. Dolayısıyla üzerinde konuşacağımiz, inceleyecegimiz vb her şey her an değişmektedir. Yani evren ve doğada tek var olan 'oluş'tur. Varlık çöpe gidiyor yani. Ayrıca her şeyin göreli olduğunu, bir amacı olmadığını, oluşun bir yasası olduğunu da söylemiştir.

Heraklietos'un arkhe'si olan ateşiyle yaktığı çatışma Parmenides ile farklı bir boyuta taşınır. Parmenides Heraklietos'tan farklı düşünür ve onu eleştirir. Parmenides'e göre varlık vardır, oluş yoktur. Aynı zamanda boşluk da yoktur ve bu varlık Bir'dir yani tek bir varlık vardır ve o her yerdedir. Varlık ezeli-ebedi, bölünemez, değişmez, sürekli olmak zorundadır. Ayrıca evren sonludur, çünkü sonsuz olan şey eksiktir ve yetersizdir. Sonlu ise tamamlanmıştır.

Parmenides'e göre varlığın iki nedenden dolayi varlığa gelmiş olması imkansızdır:

1) Var olmayan var değildir ve onu düşünmek imkansızdır. Dolayısıyla varlık var olmayandan gelemez.
2) Varlık eğer varolmayandan oluşursa onun varolmayandan neden daha önce veya daha sonra değil de o anda varlığa geldiğini açıklamanın zorluğu ortaya çıkar. Burada zaman kavramının kabulü söz konusu olursa neden o anda oldu ve bunun olmasını ne sağladı sorunu ortaya çıkar. Ki bu ikinci kanıtı İbni sina- Farabi gibi islam Filozoflari ve Leibniz kendi felsefelerinde yararlanmislardir.

Artık Parmenides'ten sonra gelen Filozoflar hem varlığı kabul etmek hem de değişmeyi, oluşu açıklamaya çalışmıslardir. Bu filozoflara pluralist (çoğulcu) deniyor. Bunlardan ilki Empedokles'tir. Arkhe'yi birden fazla kabul eder. Ancak aslında geçmiştekilerin su,hava, ateşine toprağı ekleyerek dört maddeyi öngörür. Bunların birbirleriyle birleşmesi, ayrılması şeklinde oluşu varlığı inkar etmeden açıklar. İkinci pluralist filozof Anaksagoras'tir. Ana madde olarak sonsuzu alır. Ona göre saf tözler yoktur. Bir eti parçalayinca eti görürüz. Bu sonsuza kadar gider ve bunla beraber her. şey her seydedir der. Anaksagoras'in önemli yanı ise heralde kendisinin evrende bir amaca uygun olarak etkide bulunan bir ilke düşüncesini, ilk ortaya atan kişi olmasıdır. Ayrıca, Anaksimandros kaostan kozmosun oluşmasına ne neden ne de amaç one sürmüştü. Empedokles sevgi ile birlikte duran karışımın nefret ile kozmosa döndüğünü söylemiş ancak neden? sorusuna cevap vermemisti. Anaksagoras ise ilk karışımdan kozmosa dönüşün 'Nous' dediği akıl, düzenleyici ilke ile olduğunu öne sürmüş. Yani fail nedenle beraber bu nedenin neden dolayi evreni meydana getirdiğine ilişkin bir açıklama yapmış olmuştur. Bu da kozmosun kaosa göre bir iyilik ve mükemmellik hali olmasıdır.

Sokrates öncesi Yunan felsefesinin son temsilcileri ise atomcular yani Leukippos ile Demokritos'tur. Bunlar maddenin nihai yapitasinin bölünemez atomlar olduğunu ve bu atomların şekil olarak farklı olduğunu öne sürmüş ve bunların birbirleriyle olan etkileşimi ile oluşu açıklamışlardir. Ayrıca bir boşlugun da olduğunu kabul etmişlerdir. Hiçbir şeyin rastlantı eseri olamayacağını her şeyin bir nedeni olduğunu söylerler; ancak burada tamamen makinist bir anlayışla bunu dile getirirler.

Ve son olarak hem atomcularin hem de aslında Yunan felsefesine hakim olan temel görüşün kısa özeti olan sözü yazmak istiyorum:

"Hiçten hiçbir şey çıkmaz. Varolan hiçbir şey yok edilemez. Her değişme parçaların birleşmesi ve ayrılmasından başka bir şey değildir."

Burada Hiçten hiçbir şeyin çıkmayacagi kısmı Yunan felsefesinin temel ilkesi gibi bir şey durumdadır.

Kitabı kısaca özetlemiş oldum. Yazar gayet açık ve anlaşılır bir uslupla kaleme almış ve olaylar- Filozoflar arasındaki bağlantıyı güzel kurarak fikirlerin nasıl oluştuğunu, kimlerden ve hangi şartlardan etkilendiğini çok iyi idrak etmemizi sağlamış. Felsefeye ilginiz var ise ve aynı zamanda anlayamam endişeniz de varsa bu endişenizin yersiz olduğunu size kanıtlayacak çok güzel bir eserle karşı karşıysiniz. Herkese tavsiye ediyorum.

Keyifli okumalar.