·336 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Haziran 2019 19:47 Hayatımızda, ömrümüzde bir daha (büyük olasılıkla asla) göremeyeceğimiz milyonlarca insan görüyoruz. Peki bu insanlara ne kadar dikkat ediyoruz? Yanından geçtiğimiz herhangi biri bedensel-zihinsel engelli, kör ya da sağır olabilir. Dünyevi şeylerle o kadar meşguluzki bunları fark etmiyoruz bile.
Vakitlerin en kiymetlisi ne geçmiş ne gelecek, içinde bulunduğumuz an. Çoğumuz anı yaşamak yerine ileriye dönük planlar yapıyor. Hâlbuki bir saniye sonramızın bile garantisini kimse veremez. Ne malûm yarın sabaha kör bir şekilde uyanmayacağımız? Belki yolda giderken bir yere çarpıcaz ve bir gözümüzü tamamen kaybedecegiz. Bize bunları düşünmek bile korkunç gelirken bazıları bunlara ömür boyu katlanmak zorunda kalıyor.
Günde farkında bile olmadan gözümüzü kaç kere kırpıyoruz? Peki bunun kıymetini biliyor muyuz? Sıradan bir günde gözümüzü kıpıp tekrar açtığımızda beyaz bir boşlukta asılı kaldığımızı hayal edelim, naparız? Bir gün görme yetimiz etkisini yitirse nolur?
Bizim her gün yüzlerce kez yaptığımız sıradan gibi görünen bu eylem acaba bir kör içinde mi sıradan? Onlar her gün her dakika süt havuzu olarak adlandırdıkları körlüklerinin içinde boğulmadan yüzmeye çalışıyorlar. Peki bu daha ne kadar devam edecek? (Bütün soruların cevapları kitapta)
Yeşil ışığın yanmasını beklerken bir adamın ansızın kör olmasıyla başlıyor her şey. Adamın baktığı herkese körlük bir grip gibi bulaşıyor. Ve yavaş yavaş bütün şehri içine çekiyor. Bir kişi hariç.
300'e yakın körün hastalığı diğer kişilere bulaştırmasınlar diye ve neredeyse ölüme terk edildiği bir akıl hastanesinde görebilen ama kör gibi davranan sadece bir kişi: doktorun karısı. Çaktırmadan sadece kocasının değil 300 kişinin gözleri olmaya çalışıyor. Ama sadece bir arı koca kovanı tek başına kaç gün idare edebilir?
Gelelim kitaba alıştığımın dışında bir kitap. Karakterler isimleriyle değil sıfatlarıyla anlatılıyor. Mesela: doktorun karısı, koyu renk gözlüklü genç kız, gözü siyah bantlı yaşlı adam, şaşı çocuk... Böylesi bence daha güzel olmuş, kitapta fazla karakter olduğu için kimin kim olduğunu unutlabiliyoruz. Bu yöntem sayesinde karakterleri gözümde daha güzel canlandırdım. Romanda konuşma çizgileri yok onun yerine her konuşma virgülle ayrılmış. Nokta çok nadir kullanılmış. Ne soru işareti ne ünlem, virgül ve noktadan başka hiç bir şey yok. Bu yüzden de kitabı okurken dikkatli olmak gerekiyor. Paragraflarınn cok uzun olması okumayı başta zorlaştırsada ilerledikçe ve kitabı tanıdıkça alışıyor insan.
Bir zamanlar dünyaya gözleri kapalı ama kalp gözü her daim açık bir öğretmenim vardı. Bana gittiğim yolda ne kadar kaya olursa olsun eğer istersem ve azimle çalışırsam başaramayacağım hiç bir şey olmadığını ve o yolda kararlı bir şekilde yürüyebileceğimi öğretmişti. Şimdi o öğretmen nerde ne yapıyor bilmiyorum ama o güzel muhabbeti ve nasihatleri hep yanımda. Bana bunları hatırlattığı için José Saramago'ya ayrıca teşekkür ederim.
Sadece yiyeceklerin değil duyu organlarımızın, gecenin, gündüzün, güneş ışığınında birer nimet ve ayrı ayrı önemlerinin olduğunu, bunların hepsini bilinçli bir şekilde kullanmamız gerektiğini bir kez daha hatırlatan ve insana empati duygusu aşılayan çok güzel bir kitap.
Sağlıcakla ve kitapla kalın...