·136 syf.····Okunma: 02 Temmuz 2019 13:19 Rus edebiyatının üstadından kıssadan hisse tadında hikayeler içeren bir kitap.3 saatten aşağı film çekenleri dövdüklerini düşündüğüm Bollywood filmleri gibi , Rus edebiyatındaki tahlillerle dolu 400-500 sayfalık kitaplardan bunalmış biri olarak böyle kitaplarla karşılaşmak umut verici.Az ve öz olarak da bir şeylerin anlatabileceğini anlamış sonunda birileri.
4 tane hikayeden oluşuyor kitap.Her hikayenin vermek istediği önemli mesajlar var ama bunları pek özgün olarak nitelendiremeyeceğim.Her zaman her yerde duyabileceğiniz Tanrı,merhamet,sevgi,nankörlük gibi şeyler. Kitaba da ismini veren "İnsan ne ile yaşar" hikayesindeki ,yazarın olayı ele alış biçimi oldukça etkiledi beni.Hikayeyi okurken kurguladığım olay dizgisiyle karşılaştığım arasında oldukça büyük farklar vardı.Bizim Yeşilçam filmleri gibi birbirine bağlanan olaylar oldukça çarpıcı.Birbirleriyle alakasız olan karakterleri bir ağacın farklı yönlere giden dalları gibi düşünürsek yazar bunları bir ortak gövdede buluşturup bize aktarma görevini oldukça başarılı bir şekilde yerine getiriyor.
"Üç soru" hikayemizde ise .Burada da hayat boyunca yaşadığımız olayları yaşamamıza neden olanları, o olay yaşanırken yaptığımız şeyleri ve onların sonuçlarını kestiremeyeceğimiz dersini bir kral-bilge hikayesiyle aktarmaya çalışmış yazar.Kısaca kime güvenip kime güvenmemesi gerektiğini öğrenmeye çalışan bir kral bunun bilinemeyeceğini,kendisini öldürmeye gelen ve muhafızlarınca yaralanan bir düşmanının hayatını kurtararak onu yanına adamı olarak almasıyla öğreniyor.Bu arada böyle hacı-hoca ayağına sizi dolandırmaya çalışan kişilere de itibar etmeyin ,hayat size neler olacağını bizatihi öğretecek zaten mesajını da veriyor gibi sanki!
Gelelim "Surat'ın Kahve Dükkanı" hikayemize.Olay kahvehanedeki bir adamın kölesine Tanrı var mı yok mu sorusunu sorup ,ardından kölenin cebinden bir put çıkararak beni doğduğum günden beri koruyan Tanrım işte burada demesiyle başlıyor.Bu konu dikkatlerini çekmiş olacak ki kahvedeki diğer insanlar da konuya dahil olarak kendi dinlerini övmeye başlıyorlar ve tek gerçek dinin kendilerinin inandığı din olduğunu ifade ediyorlar.Herkes fikrini beyan ettikten sonra Çinli Konfüsyüç'çü abimiz kenarda hiç sesini çıkarmadan oturuyor.Kahvedeki Türk , adamı lafa dahil edip Müslümanlığın hak din olduğunu desteklemesini istiyor Çinli'den.Bir Hristiyan ,bir Yahudi,bir Müslüman bir gün kahvede oturuyorlarmış gibi bir ortam var .Sonu o kadar eğlenceli değil ama .İnsanın bencilliğinin onun fikirlerini savunmada ,din gibi bir konuda bile ne kadar tehlikeli olup,kişiler arasındaki farklılıklara neden olduğuna dikkat çekiyor ve tartışmaya şu sözlerle noktayı koyuyor."Güneşin dünyayı saran ışığını görenlerin,suçlamalardan uzak olması ve kendi putunda bu ışığın sadece kırıntısını gören boş inançlı insanları hor görmekten kaçınması gerek.GÜNEŞİ GÖREMEYİP,İNANÇSIZ OLANLARI BİLE HOR GÖRMEMEK GEREK."Başka söze gerek yok.Çekik gözlü abimiz konuşmuş yeterince.
Ve en son hikayemize geldik." İnsana Ne Kadar Toprak Lazım?"İnsanın bencilliğine ve ve doyumsuzluğuna ayna tutup,biraz dahi olsa bu durumdan utanıp yüzümüzün kızarmasını sağlayan hikaye.Toprak işleyen bir adamın doyumsuzluğu sonucu kendi sonunu hazırlayışını adım adım anlatıyor Lev N. Tolstoy.Hep daha fazlası için sürekli çalışmak zorunda olduğumuzun öğretildiği ve dayatıldığı bir dünyada ,ömrümüzü bu uğurda boşa harcadığımızı ve azla yetinmeyi öğrenerek gerçek mutluluğa ulaşabileceğimizi kötü sonla biten bu hikayeyle aktarıyor.
Velhasılıkelami, umarım ki dünyalık şeyler için sürekli tartışma içine girip,birbirimizin önüne engeller koyarak yükseleceğimiz gibi mantık dışı düşüncelerden kurtulur, beraber hoşgörü ve sevgi ile yaşayacağımız günlere en kısa zamanda ulaşırız.İnsan bunun için yaşamalı ve çabalamalı diyerek yazımı bitiriyorum.