10/10
·584 syf.··
Beğendi
·
2019 22. kitabı
Akilah Kohen okurken birçok şey değişiyor. İnsan kendini başka bir varlık olarak algılamaya başlıyor. Sonra kendini tanımlamaya çalışıyor. Ama sadece çalışıyor. Çünkü kendini tanımlamak çok zordur. Sonunda iyi de çıkabilir kötü de çıkabilir. Azra Kohen de bu süreci yaşamış. O belli. Kendini bir şekilde tanımlamış ama kimselere benzememiş. Sahi nasıl başarmış bunu? Garip bir tat bırakıyor insanın ruhunda. Neden bunu yapıyorsun Akilah! Rahat bırak insanların ruhunu. İnsanlar yalancı hayatlarıyla orada mutlular. Ben değilim, biz değiliz. Okuyabiliyorum seni. Sonje gibi. Sen de parçalanmışsın benim gibi. Bir parçalanmışı, en iyi bir diğer parçalanmış anlayabilir. Tanıyabilir ve tanımlayabilir. İlk 30 sayfayı okudum, sanki Numi de parçalanacakmış gibi hissediyorum ilerleyen sayfalarda. Akilah... Ne ilginç bir isim. Nedir diye de bakmadım ama merak ediyorum, bakacağım. Üstüme garip bir his çöktü. Akilah, sen Numi gibi misin? Akilah diye seslenmek yakışıyor sana. Gördüm seni, çok güzel kadınsın. Ben kadınlara başka bir bakarım, eşin kıskanmasın ne olur. İlahisel bir kutsallık değil, dünyevi bir kutsallık veririm onlara. İlahi kutsallık bu dünyada lazım değil, beni de ilgilendirmiyor zaten. Akilah... Kitabın girişindeki sana atfedilen kutsal sözlere baktım da en iyilerini kadınlar yazmış. Bundan bahsediyorum Akilah, başka bir şeysiniz. Dünyadan olmayan ama Cennetten de düşmeyen başka bir şeysiniz. Kim bilir belki hepimiz yanılıyoruzdur ve asıl yasak olan elma sizsinizdir. Belki de asıl suçlu Adem’dir, yasak olan size dokunduğu için. Aşık Tanrı kızmış, kıskanmış ve kovmuştur hepimizi. Önyargı düşüncenin en büyük hastalığıdır Akilah, önyargılı bakma bana. Ben de başka bir şeyim, toplumun içine giremeyen, cemaatince kabul edilmeyen ama cemiyete de giremeyen. Bu sözlere dikkat et Akilah, gerçeklerin kelime kelime örülmüş halini kaçırma. Senin kadar ileri olsaydım, şimdi senin bu haline akılla bakardım, aşkla değil. Çaldım sözlerini Akilah şaşkınlıkla, affet beni insanlığı aşan aşkınla. Sen de narindin bir zamanlar değil mi. Yoksa bu kadar sağlam bir dal haline nasıl gelebilirdin ki! Olmak için olduğun şeye dönüştün. Zihnimden çık Akilah, Sonje değilsin sen. Yönetme kafamın içindekileri, rahat bırak artık beni. “Kelimelerin ruhtaki fırtınaları dindirmesi için önce anlamlarını bedene indirmeleri gerekirdi.” Bu da ne demek şimdi. Ne demeye çalışıyorsun bana. Ne yapmamı istiyorsun Akilah, yazıyorum işte. Neden fısıldadın bunu bana? Ulu Tanrım, böyle zamanlarda sana ihtiyacım varken neredesin. Cennetten kovduğun bu kadın, Akilah, zihnimi ele geçiriyor. Kim bu kadın? Akilah ne demek sahi? Akilah mı zihnimin sahibi, yoksa Kohen mi? Kohen ne demek? Azra daha insancıl. Akilah Kohen, sen Aedenli misin? Azra’yla konuşmak istiyorum ben, lütfen onunla konuşmama izin ver. Burada kitabı kapattım, okumaya ara veriyorum. Zihnimden çıktın, Akilah’ı duymuyorum şu anda. Kohen de yok. Azra da hep sessiz. Biraz dinlenmeliyim. Çok zorluyor beni. -Baktım olmuyor, devam ediyorum.- Zihnimde fısıldayan sesinden bıkıyorum ama aşktan, şiirden bıkmak gibi bir şey bu. Ne yaparsan yap kaçışın yok. Durmadan fısıldayan sesin var Akilah. Yok, eminim sen Dünyalı değilsin, Aedenli olmalısın. Nereden biliyorsun tüm bunları yazdığımı? Kafamın içinde durmadan dönüp duran aynı kelimeler. Ama haklısın Akilah. Dünya zor bir yer. Yaşamak, çetin bir savaş demek. Bazen her şey zor geliyor. Öyle bir yorgunluk çöküyor ki zihnime, düşünmek bir yokuşu koşarak çıkmaya benziyor. Bazen sadece durup boşluğa bakıyorum. Düşünmüyorum. Yoruldum Akilah, ait olmadığım bir yerde o yere aitmiş gibi yaşamaktan. Numi gibi hissediyorum bazen. Numi gibi mi? Yooo. Sayfalar ilerledikçe Sonje ile bağ kurmaya başladım. Sonje şöyle söylüyordu; “bir gezegenin kanadığını gördüm bugün.” Çok mu çok duygusalız, bilmiyorum. Çünkü bu durum kimsenin umrunda değil Akilah. Geldiğin yer Aeden’de işler daha farklı ilerliyor olabilir ama gördün ya işte, Dünyada kendi sonumuzu hazırlıyoruz. İşin en ilginç tarafı ise sonumuzu hazırlayan zenginler ve sonumuz geldiğinde kendini kurtarabilecek olanlar da gene zenginler. Çünkü bizler kimsenin umrunda değiliz. Bürokrasimiz sadece yükselmek ve kendi adamını yükseltmek üzerine kurulu. İşin ilginç yanı bizde bu sistemin içerisinde, bu sisteme uygun yaşamak zorunda kalıyoruz. Vazgeçmeden, pes etmeden mücadele etmek. Mücadeleyi bile sessizlik içerisinde, kimseye fark ettirmeden yapmak zorunda kalıyoruz. Fark ettirmeden nasıl fark edileceğiz ki? Aldığımız maaşları kaybetmemek uğruna kendimizden, değerlerimizden vazgeçiyoruz. Türkiye’mizin son yıllarına bakın; olmaz dediğimiz, olursa yer yerinden oynar dediğimiz ne çok şey oldu. Alıştık, alıştırıldık. Sistemli ve kapsamlı bir vahşi ilkel devlet kapitalizminin esiri olduk. En ufak aykırı ses, en ağır şekilde eziliyor. Bunu bildiğimiz için de sesimiz çıkmıyor. Çünkü korkuyoruz. Maaşlarımızı, koltuklarımızı, imkanlarımızı ve o alıştığımız yaşamı terk edemiyoruz. Böyle bir yaşamın ağırlığının insanın sırtında bırakacağı izleri düşünebilir misin Akilah. Düşünürsün, muhtemelen düşündün de. Yoksa bu kitaplar insansılardan çıkamaz. Parçalanmışlarız biz Akilah. İlle de Aedenli olmaya gerek yok ki Akilah, parçalanmışsan aşıyorsun belli bir bilinci. Altıncı his gelişir insanda bilir misin, parçalanınca. Mesela birinin yanına gitmen yeterlidir, onun iyi ya da kötü bir insan olup olmadığını anlaman için. Ondaki enerjiyi çekersin kendine. Bir nevi telepati gibi bir şey bu. Tıpkı Sonje ile Manu’nun karşılaşması gibi. Sadece bunun üstün bir bilinç alımı olduğunun farkında değiliz ki zaten çevremiz de öyle bir tasarlanmış, aldığımız eğitim öyle bir programlanmış ki bunu aşmayı bırak, fark etmemiz bile mümkün değil. Sadece hissediyoruz. Saçmalamıyorum Kohen. Ne zaman düşüncelere dalsam, tam seninle bağ kuracakken, bu bağı engelliyor Kohen. Akilah sen bilinci aşmış, parçalanmışsın. Azra insancıl yanın. Ama Kohen; bu Kohen sendeki kötücül enerji mi anlayamıyorum. Senin de geldiğin yerin, Aeden’in insanlarıyız biz parçalanmışlar. Dünya dar geliyor bize. Girişe açık, çıkışa kapalı bir gezegenin içerisinde kalmamızın sebebi Kohen mi yoksa? Savaş onunla Azra, Akilah olduğun gibi Kohen’i de parçala. Ama çok acıtıyor. Sen zaten bunu biliyorsun. Ateşler sarıyor tüm bedenini. Terliyorsun ve hiçbir okyanusun, denizin dindiremeyeceği bir susuzluk çekiyorsun. Sanki günah seninmiş gibi, sanki hatayı sen yapmışsın ve karşındaki kişinin insanlığını sen almışsın gibi acılar içinde kıvranıyor, o günahtan ateş çemberinin içerisinde çırıl çıplak bir şekilde eksiliyorsun. Sonra derin bir karanlık, gözlerinden her bir hücrene yayılırken, en acımasız anların baş kahramanı oluyorsun. Sessizlik. Yalnızlık. Acı. Kir. Nefret. Hepsi ve daha fazlası tüm vücudunu değil, tüm Çi’ni parçalamaya başlıyor. Sonra sesler başlar. Çi’nin tüm karakterleri açığa çıkmıştır ve konuşurlar seninle. Kafayı yedim zannedersin ama hayır. Aştın artık. En ihtiyaç duyduğun anlarda çıkar Çi’lerin ve konuşur seninle. Uyarır seni. Duyduğun bir ses değil bunlar Azra, hissettiğin sesler. Akilah biliyor, sor ona. Lütfen Kohen, ciddi bir konu konuşuyoruz, rahat bırak beni. Varoluşun aynı kaynağından gelen fikirler, harekette mutlaka bir gün birleşirler mi? Akilah, bu da ne demek şimdi! Neden bana bunları söylüyorsun. Hayır, hayır Aedenli kadın. Bana bunu yapamazsın. Buna hakkın yok. Çok biliyorsan Aeden’e git. Defol burdan. Dur, dur gitme! Özür dilerim. Gitme, sana ihtiyacımız var. Aeden olmuş. Biz ölmüşüz. Dünyanın bir Aedenliye ihtiyacı var Akilah. Anlat ona Azra, konuş onunla. Kohen zorluyor bunları söylemem için. Akilah, sana ihtiyacımız var. Parçalanmışların bir araya gelmesi için sana ihtiyacımız var. Ancak o zaman uyanışı gerçekleştirebiliriz...
Edebiyat
AedenAkilah Azra Kohen · Everest Yayınları · 201814,4bin okunma
·
88 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.