10/10
·308 syf.··
Beğendi
·
2019 22. kitabı
selim pusat'ın, o yorgun ruh adamın anısına... :') notumu düşeyim: bir yazarı veya kitabı nitelikleri bakımından değerlendirmek haddime değil. fazlasıyla beğendiğim bir kitap hakkında en azından yorumlarımı bırakarak şükranlarımı sunmuş olmak niyetindeyim. akıcılığı ve olayların sürükleyiciliği sayesinde birkaç günde okunabilecek bir `hüseyin nihal atsız` romanıdır. müellifin kaleminden çıktıktan sonra kitabın adı; atsız'ın lakabı olmuştur çünkü kitabın başkahramanı olan `selim pusat`, eserde; yazarın fikirlerini yansıtan bir sembol mahiyetindedir. atsız'ı tarihî ve siyasi yönüyle tanıyanlar ya da görüşleri sebebiyle eserlerinden uzak duranlar bu kitabını edebi bir eser olarak gönül rahatlığıyla okuyabilirler. nereden başlasam bilmiyorum, kitap üzerimde öyle büyülü bir etki bıraktı ki ne söylesem eksik kalacak. edebi yönüyle; romanda sembolizmle harmanlanmış, türkçe'nin de oldukça etkileyici kullanıldığı bir edebiyat söz konusu. gerek mazi ve gelecek, gerekse hayal ve gerçek arasındaki sürekli yolculuklar sebebiyle anlaşılması güç kısımlar var. mesela ben kitabın sonunu oturtamadım çünkü olaylar o kadar sürükleyiciydi ki sonuna geldiğimde dikkat etmem gereken kısımları ıskalamış, kitabın bittiğini bile anlamamıştım. ikinci kez okursam hem bu keyfi ikiye katlamış hem de olayları oturtmuş olabileceğimi düşünüyorum. karakterlerle ilgili; romanda neredeyse her karakterin dünyasına yakın bir mercekten bakabiliyoruz, her biri ayrı ayrı çok güçlü tasvir edilmiş. yani, romanda perde arkasında kalan bir karakteri çıkaracak olsak çok şey eksilir. o karakterlerden her birine bizden bir parça eklenmiş, hiçbirine yabancılık çekmiyor insan. şeref karakterine de ayrı bir yakınlık besledim. sadece ayşe karakterini sevemedim gitti. bilmiyorum bir yakınlaşamadım onunla. aramız düzelmeden kitap bitti. evet yaşadıklarını anladım ama bir yerlerde onunla aynı tarafta bulunmak istemedim. sürekli alttan alması, sürekli idare etmesi, sürekli empati kurmaya çalışması... "yeter artık yine mi eziklik ayşe!" diye bağırasım geldi. vur kapıyı çık be kızım diyesim geldi. bari kitaplarda böyle olmasın diye haykırasım geldi. sürekli susması, telafi etmeye çalışması sinirlerimi bozdu. sahiden... bari kitaplarda böyle olmasın hı? diyaloglar ve psikolojik tasvirler için; kitabın neredeyse hepsini çizdiğimi söylemem yeterli olur. hiç mi hoşuna gitmeyen yanı yok diyecekler için; atsız, edebiyattan çok fikir adamı olduğundan böylesine edebi bir romanında da şahsi fikirlerini görebilirsiniz. edebi eserlerde bu durumla karşılaşmayı pek sevmiyorum, neyse ki; bunları "şimdi sırası mıydı?" demeyeceğimiz şekilde işlemiş olduğundan asla boğmuyor. olay akışına dahil ediliyor, genelde diyaloglarda bir karakterin ağzından söyleniyor. ve devreye şu soru giriyor: kalemi tutanla; kalemden çıkanı ayrı tutmak mümkün müdür? takdir sizlerin. --- `spoiler` --- bir de selim pusat'ın tanrıyla olan mahkemesinin böyle basit bir sebep yüzünden olması tutarsızdı bence. evli olmasına rağmen birinden hoşlanmış olması bana yeterli gelmedi. karısı da böyle olmasını istiyordu sonra istemiyorum vazgeçtim moduna girdi. (yok ya ben ayşe'yi hiç sevemedim.) neyse, mahkeme için daha hakiki bir neden, ciddi bir suç aradım açıkçası. bunun için tanrı karşısında mahkemeye mi gidilir dedim. üstelik olayın henüz geri dönüşü vardı. belki de atsız bir ironi yapmak istemiş ve aşkı hafife alan, vatanına bu kadar düşkün birini aşkın ne denli zehirlediğini mübalağa ederek göstermek istemiştir. --- `spoiler` --- bu roman neden okunmalı; kitabı okuduğumda -ruhi bunalımları sebebiyle- içimde bir `selim pusat` yaşadığını fark ettim. belki de bugün hepimizin içinde bir tane vardır... düşünüp de söyleyemediklerimizi bu hayranı olunası başkahraman öyle güzel ifade ediyor ki, arada kitabı bırakıp düşüncelere, hülyalara dalıp uzaklaşıyorsunuz. okuyun, okutun. kim bilir belki siz de kendinizi bulursunuz. romandan birkaç alıntı bırakmasam olmaz, adettendir: yayınevi: ötüken sf. 13> edebiyat, hakikatların hayalle süslenmesidir. sf. 22> hayatlarının henüz baharında olan, dünyanın ve hayatın çirkefiyle temas etmemiş bulunan kızların da gönüllerinde vefadan iz kalmamış olması herhalde insanı üzecek bir şeydi. yaşlı insanlar hayatın kötülüklerini göre göre kötüleşiyorlar; gönül saflığını, insan duygusunun bütün iyi taraflarını kaybediyorlardı. bu belki normaldi ama yürekleri yalnız iyilikle çarpan, dünyada yalnız iyi şeyler bulunduğunu sanan genç kızların da kötü duygulara kapılmış olması korkunçtu. sf. 86> bir insan hakkındaki hüküm ancak tabutu geçtikten sonra verilebilir. (bana kalırsa tabutu geçtikten sonra da verilemez, ölümünden sonra pişmanlık duyup duymadığını bilemeyiz, herkesten özenle sakladığı yönlerini bilemeyiz, içindeki en çıplak insanı göremeyiz. hoş, bir şeyin değişip değişmeyeceği de tartışma konusu... belki de bir insan hakkında kesin hüküm vermek imkansızdır. sanırım, bu da tanrı'nın işlerinden biri.)
Edebiyat
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 201934bin okunma
·
26 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İçimdeki "SELİM PUSAT" 'ı bulmak ümidi ile bende okuyacağım bu kitabı. ELİNİZE SAĞLIK. GÜZEL BİR İNCELEME OLMUŞ. ☺️
raison
Gönderi Sahibi
teşekkür ederim. mutlaka okuyun, eminim siz de kendinizi bulacaksınız. oldukça güzel bir eser. keyifli okumalar o halde. :)