·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Haziran 2019 17:46 ön not: biraz uzun olacak. aşağıya kitaptan alıntılar bıraktım, okuduğumda neler düşündüğümü ufak tefek not etmeden de duramadım maalesef. olay akışından bahsetmedim, spoiler içermiyordur herhalde. :)
uzun zaman sonra, bir kitabı birkaç günde bitirdim. okurken sıkılmadım ama kitabın sonu; kitabın genel coşkusuyla çok uyumsuz olmuş. sonlara doğru bir yükseliş, çatışma, atışma görmek isterken, kitap giderek sakinleşti. bu tıpkı sesler yükseldikten sonra "tamam sakinleşince konuşuruz" demek gibi bir şeydi. bence, okudum hayatım değişti kitabı değil, okudum ve biraz daha anladım kitabıdır. hayatınızı değiştiren kitaplar, elde ettiğiniz verileri eyleme dökmeyi gerektirir, bu kitap daha çok eylemleri anlamlandırmakla ilgili.
sayfa sayılarını bıraktığım için yayınevini de bırakmalıyım: ithaki yayınları.
28: amcam bir keresinde bir otobanda yavaş araba sürmüştü. saatte altmış beş kilometreyle gitti diye onu iki gün hapiste tuttular. bu hem komik, hem üzücü değil mi?
bu cümle, post-modern çağın -büyük çoğunluğu teknoloji tarafından sağlanan- hızıyla bütünleşmiş insanı konu ediniyor. yavaşlarsa tüm büyünün bozulacağını, sistemlerde aksamalar meydana geleceğini bu yüzden tek bir yanlış yapmamamız gerektiğini haykırıyor yüzümüze. devletler ve sistemler insanın yavaş yaşamasından korkar, çünkü koşarak bir yerlere yetişirken düşünmeye vaktiniz olmaz.
64: ve mildred ölürse ağlamayacağına emin olduğunu düşündüğünü hatırladı. çünkü bu bilmediği birinin, sokaktaki bir yüzün, gazetedeki bir fotoğrafta yer alan görüntünün ölümü olacaktı ve bu ansızın öyle yanlıştı ki montag ağlamaya başlamıştı, ölüm sebebiyle değil ölüme ağlamama düşüncesi sebebiyle ağlamıştı, aptal ve boş bir kadının yakınındaki aptal ve boş bir adamdı.
bu cümle için `chuck palahniuk `tarafından yazılan `gösteri peygamberi` kitabına dönüyoruz. o paragraf, sanki bu paragrafı açıklamak için yazılmış.
"otel denilen şey, içinde bir sürü insanın barındığı, yemek yediği ve uyuduğu ama kimsenin birbirini tanımadığı büyük bir evdir, dedi adam. adam'ın söylediğine göre, dışarıdaki ailelerin çoğunluğu bu tanıma uyuyordu."
73: seni rahat mı bırakayım! bu çok güzel, ama kendimi nasıl rahat bırakabilirim peki? rahat bırakılmamıza gerek yok. aslında arada sırada rahatsız edilmemiz gerek. en son ne zaman gerçekten rahatsız oldun? önemli bir, konuda gerçek bir konuda?
rahat mı batıyor diyor ve ayıplıyoruz ya. o rahatın batması lazım aslında. böyle bir devirde rahatlık mı? ancak sanal gerçeklik gözlüğü takılarak mümkün kılınabilir. belki de gerçeklikten o kadar uzaklaşmışızdır/koparılmışızdır ki gözlük takmamıza gerek bile kalmamıştır.
81: kalıtım ve ortam tuhaf şeylerdir. aykırı herkesten üç beş senede kurtulamazsın. okulda yapmaya çalıştığın şeyin büyük bölümü ev ortamında bozulabilir. anaokulu yaşını bu yüzden her sene azalttık; artık neredeyse beşikten alıyoruz onları.
bu cümle sadece içimi sıkıyor, ruhumu darlıyor. geçelim...
115: taraf değiştirdiğimde sadece ne yapacağımın söylenmesini istemiyorum. öyle olacaksa değişmem için sebep yok.
önünüze birkaç renkli çubuk koyuyorlar ve içlerinden birini seçerek satın almanızı istiyorlar. içlerinden birini seçtiğinizi ve hür iradenizle satın aldığınızı sanıyorsunuz ama bu satıcıyı zarara uğratmıyor. çünkü seçeneklerin her biri ona itaat ediyor. bizler bugün sadece renk seçebiliyoruz. neleri satın alacağımızı, neleri yapacağımızı, nasıl bir yol izleyeceğimizi değil. onlar bize birkaç yol gösteriyor ve biz sadece hangi yoldan gideceğimizi seçme şansına sahibiz. (buna benzer bir örneği yine bir yerlerde okumuştum, anımsamıyorum.)
128: cehaletini gizlersen kimse sana vurmaz ve asla öğrenmezsin.
artık kimse cehaletini gizlemiyor, ama değişime açık değiliz. bu yüzden öğrenmiyoruz da.
180: bu gece yollarda, terk edilmiş demiryolu hatlarında binlercemiz var... dışımız serseri, içimiz kütüphane.
son cümleyi nedense çok sevdim. ve kitap, ümit ışığını yakıp öyle bitiyor...