·336 syf.····Okunma: 20 Temmuz 2019 23:45 Beni isminin güzelliğiyle vuran, uzun zamandır okumayı düşündüğüm bir kitaptı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği. Şu an okumuş olmanın haklı mutluluğunu yaşıyorum.
Temelde Tomas-Tereza ilişkisi üzerinden yürüyen bir olay örgüsüne sahip. Arka planda Komünist Rusya'nın Çek Cumhuriyeti'ni işgal ettiği dönem yer alıyor. İşgalin ilk günleri gayet güzeldir, halk çok karamsar değildir. Sonra zaman geçtikçe halk, ayaklarının altındaki sağlam zeminin kaymaya başladığını fark eder. Aydınlar, sorumluluk bilinciyle harekete geçmeye çalışır. Özel hayat kamusal alanda sergilenmeye başlar. Onurlu bir varoluşu yeğ tutanlar düşüşler yaşar. Yanlış anlaşılmasın Kundera, bu atmosferi bir belgeselci gözüyle uzun uzadıya anlatmaz. Karakterlerin yaşamına denk düşen taraflarıyla anlatının içine bir güzel sindirir.
Ve her satırdan göz kırpan tatmin edici bir felsefe. Ne de olsa metnin sac ayakları felsefeyle yoğrulmuştur. Ama bu, felsefe yapma iddiasında olan bir yazarın kontrolsüz bir felsefesi değildir.
Karakterlerin çok güçlü çizildiğini de söylemek lazım.
Yazarın tanımlamasıyla 'epik çapkın' Tomas vardır. Kentin önde gelen bir cerrahı iken işgal karşısındaki duruşundan sonra kariyeri düşüşe geçer. Önce taşrada bir kilinikte çalışmaya başlar, ardından ev ev dolaşıp camları siler. Sonunda ise Tereza ile köy yaşantısının yolunu tutarlar. Hayatta sürekli zihnini meşgul eden bazı şeyler vardır: tek bir hayat yaşamamızdan dolayı karar verme eşiklerine geldiğimizde kararımızı kıyaslayacak başka yaşantılarımızın olmayışı, rastlantıların hayatımızı bu denli şekillendiriyor oluşu...
Tomas'ın ifadesiyle 'nehrin sepet içerisinde kendisine gönderdiği bir bebek' olan Tereza vardır. Tereza, kötü bir yazgıya sahip annesinin seçtiği günah keçisidir. Bu anne utanma duygusunu yerle bir etmeye çalışan, gençlikle güzelliği ucuzlaştırıp ruhu yok sayarak insan bedeninin tıpatıplığını vurgulamaya çalışan bir annedir. Ve Tereza, yaşamı boyunca tüm bunları bir mühür gibi ruhunda yaşayacaktır. Tomas ile Tereza'nın yaşamlarına değen başka karakterler de vardır. Sabina, Franz ve Tomas'ın ilk eşinden olma oğludur bunlar. Ve Tereza'nın köpeği Karenin vardır. Karenin üzerinden doğanın efendisi ve sahibi sayılan insan ile diğer canlıların -özellikle hayvanların- ilişkisini ele alır. İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavının, onun merhametine bırakılmışlara olan davranışlarında gizli olduğunu söyler. Kırbaçlanan atı görünce koşup ona sarılan ve gözyaşlarına boğulan Nietzsche'yi hatırlatır bize. Hele ki Karenin'in ölüme gittiği yolu anlatırken fazlasıyla dokunaklı olur metin.
Son olarak, ağdalı anlatıma yanaşmıyor Kundera. Akıp gidiyor cümleleri.
En son olarak; daha okunacak çok Kundera kitabı var ve bu mutluluk verici.