Hiçbir şey katıksız olmuyor ve bütünü kavrama arzusu asla yerine gelmiyor; çünkü belki de sahte bir arzu o. Hiçbir şey eksiksiz bir bütün değil, yekpare değil, her şey kırılgan ve ağulu, savaşın bedeninde yatışma damarları dolaşıyor, nefret aşkların ve acımaların içine sızıyor, kurşunlu çamur deryasının ortasında ateşkes ve coşkuların ortasında mermi, hiçbir şeyin ne tek kalmaya, ne baskın çıkmaya ve egemen olmaya tahammülü var ve her şey birtakım çatlaklar, yarıklar gereksiniyor, ya da var olduğu anda o varlığının yadsınmasını. Durum böyle olunca da hiçbir şey kesinkes bilinemiyor, her şey ancak eğretilemelerle anlatılıyor.