Cuma günüydü.. Aile WhatsApp grubuna bir mesaj düşmüştü. Bir konum daha doğrusu. Hayvan Hastanesi yazıyordu. İlk başta neler olduğunu bilmediğim için; konuya esprili bir dille yaklaşıp; "kardeşim, babam bize sosyal mesaj veriyor." diye saçma bir cümle yazmıştım.
Olanların farkına sonradan varacağımı bilmeksizindi üstelik bu mesaj.
Oradan kardeşim devreye girip; abi, Osman felç olmuş dediğinde, bir hayvan için bu denli üzüleceğimi kestiremezdim.
Sanki ailemden birisine bir şey olmuş gibi; merakla Annemi aradığım da, koca kadının gözyaşlarıyla telefona sarıldığını uzaklardan hissetmiştim. Benim yüzümden oldu. Evde Melek ile kavga ediyorlar diye, O’nu sokağa saldım, gece eve gelmedi; inip aşağıdan O’nu almadım yakarışlarından başka bir şey gelmiyordu kulağıma.
Herhangi bir olay olduğun da ve bu olayın sonuçları kötüye gittiğinde; her zaman suçlayacak birilerini ararız. Annem de böyle yapmıştı belli ki. Suçlayacak birilerini aramaktansa; kendini suçlu ilan etmişti.
Cuma günü benim için bitmek bilmedi. Akşamına da, ailemin yanına gitmek üzere yola çıkmıştım zaten.
Eve ulaştığım da, gördüğüm manzara karşısında; şoka girmiştim. Osmanın arka ayakları tutmuyor, sürünüyor; acı çekiyordu. Acı çekmesinin sebebi, ayaklarının cama sıkışıp da sinirlerinin zedelenmesinden ziyade; tuvaletini altına kaçırmasıydı belli ki. Çünkü hayvanların da bir onuru olduğuna inanırım. Her şeyi tek başına yapabilen bu canlıların, birisinin eline düşmektense; kendi canlarına kıyabileceğini bilirim.
Mamasına sürünerek gidiyor, su içmeye sürünerek gidiyor ve tuvaletini her fırsatta kumuna değil de altına yapıyordu. O sürece şahit olmak; yeterince acı verebiliyordu insana. Bir hayvan da olsa, o evin bireyi konumuna gelmişti. Onunla yatıyor, onunla kalkıyor, onun yaramazlıklarından keyif alıyor, hepsinden öte ondan uzaklaştığımız da, onu özlüyorduk.
Peki ne olmuştu Osman’a ? Her zaman ki gibi dışarıya çıkmış, çocuklarının yanına gitmiş, onlarla oynamış ve akşamına da eve gelmek istemişti. Çünkü bir evi olduğunu biliyordu. Daire kapısına kadar gelebildiği; çıkarttığı sesler ile bize kapıyı açtırabilecek kadar da akıllıydı. Fakat, apartman kapısının kapalı olmasından dolayı içeri girememiş; yarım açık olan camdan atlamak istemişti.
Tam da o esnada, yarım açık olan cama takılmış bedeni, mücadele ettikçe daha çok sıkışmıştı. Onu görenler olmuştu elbette, fakat onun bu mücadelesine kayıtsız kalmışlardı. Biz ise bunları çok sonradan öğrenecektik. Bir süre mücadele ettiğinden dolayı da, pencereye sıkışan arka ayaklarında sinir ezilmesi olmuş ve bu yüzden kısmi olarak felç geçirmişti.
Onun o ayaklarını sürüyen, acı çeken; kendi işini kendisi halledemeyen halini görmek bile bütün bir ailenin sinir sisteminin çökmesine yetmişti. Sevgi; insanı hayata bağlayan önemli bir unsurdur. Sevginin olmadığı yerde; vicdan da olmaz.
Yaklaşık 3 hafta süren tedavi sürecinden sonra Osman’ın da gayreti ile bu hastalık süreci başarıyla atlatıldı. Şu anda gayet sağlıklı bir şekilde hayatını sürdürüyor. Arka ayakları yere daha sağlam basıyor. Sadece eski performansına kavuşması için birazcık daha zamana ihtiyacı var.
Onu hayata bağlayan da, sevgi oldu.
Bir insan, bir hayvan ya da bir bitki; hiç fark etmez. Sevgi her şeyi yeşertir..