7/10
·310 syf.··
Beğendi
·
2019 27. kitabı
“Hani o bırakıp giderken seni  Bu öksüz tavrını takmayacaktın?  Alnına koyarken veda buseni  Yüzüne bu türlü bakmayacaktın?” Bodrum’a gittiniz mi? Ya da orada yaşadınız mı? İkisi arasında sanki elinizi uzatınca tuacakmış gibi görünen bir ay, yürüyerek beş dakika sürecekmiş gibi görünen ama aslında bir dağın zirvesi kadar uzak yollar kadar fark var. Hissetmek. Neyi hissetmek? Aşkı, hasreti, yalnızlığı, kıyıya vuran her bir dalganın muhteviyatında sakladığı sırları, dostluğu, huzurun kokusunu ve... Bodrum bir başka memleket. Milyonlarca yerli yabancı turistin kısa süreliğine gelerek eğlenip, sarhoş oldukları ve en ahlaksızca günahları kimsenin bilmediğini zannedip, bilse de umursamadan işlediği bir yer değil. Bodrum akşamları, gece kulüplerinde eğlenerek, kadınlı erkekli grupların çiftleşmek için koklaştığı, kadehlerin tokuşturulduğu, şişelerin birinin boşalıp diğerinin getirildiği bir yer de değil. Bodrum sadece zenginlerin eğlenebildiği, koylarda yatlarıyla turlar atan Arap şeyhlerinin Türk kızlarını kucaklarından indirmediği ve barlar sokağında toplumca dışlanan trans bireylerin hayatlarını kazanmaya çalıştığı bir yer de değil. Kürt mafya gruplarının Doğuda kaçakçılıktan kazandıkları paralarla açtıkları gece kulüpleri ile saygın birer iş adamı oldukları ya da polisin bedava geçinebilmek için bazı hususlara sesini çıkarmadığı bir yer de değil. Daha yazacak çok şey var. Ama Bodrum... Bodrum begonvil kokan, kızlarının güzelliğiyle dillere destan, aşk kokusunun denizden gelen rüzgarlara karışarak taaaa Yunan adalarına gittiği, müslümanın veya başka bir dine inananın değil de insanların huzurla sokaklarında rahatça dolaştığı, güzel kızlarının güneşiyle kavrulmuş esmer tenli vücutlarını tuzlu ve dibi görünen berrak sularında sırları barındıran dalgalarına bıraktığı, yaşlıların ve emekliliklerin huzuru koklayarak yaşadıkları, bembeyaz evleriyle askeri ama lakayt bir disiplini sergileyen, sokaklarında yürümüş ve sularında yüzmüş Halikarnas Balıkçısını çıkarmış, eşsiz tarihiyle sizi geçmişte yaşamış hissine sürükleyen bir yarım ada. Diyorum ya Bodrum bir başka memleket. Hikayemiz de burada, bu begonvil kokan memleket Bodrum’da geçiyor. Merve Dağlı yazarımız, Bodrum kokan kız. Gitmiş, gezmiş buraları, iyi biliyor. Bodrum’u hissettiriyor. Uzun zaman oldu gitmedim, özledim. Bir insan bir şehri özler mi? Bir insan bir şehirden nefret edebiliyorsa, başka bir şehri de sevebilir. Sevebilir ve özleyebilir. Bodrum bir de kardeşim. Sevilmez mi hiç. Başkasına sorsalar deniz, gece hayatı, seksi kızlarla ateşli bir gece ilk aklına gelenler olur. Benim aklıma gelmiyor. Az yukarıda saydıklarım var ya hani; onlar geliyor. Ne bilim duygusal adamız belki ondan, belki başka bir şeyden. Bilmiyorum. Bodrum’a gidince aşkı yaşayın, aşkın önce o yakıcı ateşiyle yanıp sonra buz gibi sularıyla serinleyin. Berrak ve soğuk sularında dizlerinize kadar girin, gözlerinizi kapatın ve düşünün; denizi koklayın. Rüzgarı hissedin. Titremeye başlayan bedeninizi rahat bırakın, gevşeyin. Zihninizi boşaltın. Yürüyün, sular sizi aşana kadar yürüyün. Bırakın su sizi ele geçirsin. Karşı koymayın, sular yutsun sizi, Bodrum’un sularına gömülün. Bırakın Bodrum alsın sizi; geri verirse parçalanırsınız ve insanüstü olursunuz. Geri vermezse Bodrum’un sularında birer dalga olur, çarptığınız her bedenin sırlarına sahip olursunuz. Böyle bir şehirde aşk yaşanmaz da nerede yaşanır sorarım size! Begonvil kokan memleket Bodrum. Her aşk kendi masalını yaratır elbet ama bu hikayede aşk bir masal gibi değil, yürek burkan bir dram filmi. Delibal demiştim bir kere, bu hikaye de aynı öyle. Girişte veda busesinden birkaç dize yazmıştım. Bilir misiniz o şarkının hikayesini. Anlatayım; Veda Busesi sözleri itibariyle iki aşığın birbirine yazdiği şiir olarak algılanmıştır hep. Fakat Veda Busesi adlı şiir Orhan Seyfi Orhon'un kanserden ölen kızına yazdığı bir eserdir. Bu ünlü şiirin hikayesi şöyle anlatılmaktadır; Babası kızının kapısını açarken biraz duraksadı. Sessizce kapının kolunu aşağı indirdi, kızının bugün daha iyi olması için dua etti. Gün boyunca kızına doyasıya sarılmayı düşünüyordu . O yüzden bütün işlerini iptal etmiş, akşama kadar onun yanında oturmayı planlamıştı. Uyuyup uyumadığını kontrol etmek için usulca yatağın üstüne eğildi. Kızı perişan halde görünüyordu. Gözleri hemen yaşaran baba, kızının bu halini görmesini istemediği için usulca eğildi ve dudaklarını kızının alnına koydu. Öpmedi çünkü öpmek çok kısa bir andı. Öylece durdu ve derin derin nefes alarak kızının kokusunu içine çekti. Kız eliyle babasının kolunu tuttu. Ancak baba kızının alnında öylece durdu. Biraz daha dursaydı gözyaşları kızının yüzüne damlayacaktı, ağladığı anlaşılacaktı. Yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. Kız o kadar bitkin düşmüştü ki çok kısık bir sesle, "babacığım, annemin öldüğü günü hatırlıyorum, günlerce çok ağlamıştın. Şu son anlarımda senden bir şey istiyorum babacığım, dedi. Ben öldükten sonra hiç ağlamıyacaksın, gözünden bir damla yaş bile düşmeyecek, anlaştık mı?" dedi . Baba imkansızı isteyen kızına baktı, ağlamaklı halini bastırarak başını hafifçe salladı. Kızı çok zor nefes alıyordu. Birkaç saniye içinde nefes alışverişleri kesildi, başı yana düştü. Hıçkırıklar içinde kızını kucağına aldı. Kızının cansız bedeni hala ateşler içindeydi. Buna rağmen kızı üşümesin diye battaniyeyle sardı bahçeye çıkardı. Kızını sandalyeye oturtup, yere çöktü, başını kızının kucağına koydu, hıçkırıklarla ağlamaya başladı. İşte o an dilinden bu ölümsüz mısralar döküldü…Ama Bodrum kokan kösün yazdığı bu hikayede nedense ben en başından beri hep Cem’in tarafını tuttum. Bilmiyorum, doğru veya değil ama Cem daha çok kendine yakın hissettirdi. Hayatınızda bir kere olsun Bodrum’a gidin. Ama dediklerimi unutmayın, Bodrum başka memleket azizim başka memleket! “Gelse de en acı sözler dilime Uçacak sanırım birkaç kelime... Bir alev halinde düştün elime Hani ey gözyaşım akmayacaktın?”
Edebiyat
Begonvil KokusuMerve Dağlı · Gece Kitaplığı · 201711 okunma
·
148 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.