İlk sayfalarda duygu yoğunluğu öyle güçlüydü ki sayfalar akıp gitti. Travma Sonrası Stres Bozukluğuna yakalanmış bir köpek ve polis memuru Scott. İkisi de ağır şeyler yaşamış geçmişte. Hem ruhsal hem bedenen çok yıpranmışlar.
Eski ortağını bir çatışmada kaybetmiş Scott, aylardır kâbus görmeye ve bu kabuslar zamanla, maskeli adamların kendisini kovaladığı paranoyak kâbuslere dönüşmüş ve hayatı zehir olmuştur. İlk polisliği bırakmayı düşünür. Sonra bir K-9 köpeğiyle çalışmaya karar verir. Böylelikle ortağı olmayacak, sadece köpek yanında olacak, onunla yalnız kalabilecektir. Kitabı Muhammed Tiryaki ile birlikte okuduk. İlk fikir ayrılığına düştük çünkü ben köpeğin sevimli hareketlerine odaklandığım için görmem gereken yerler gözümden kaçmış. Yazar asıl anlatması gereken yerden saparak köpek ve insan ilişkilerine çok fazla yer vermiş. Beraber yemek yiyor, alışverişe çıkıyor, oynuyor, antrenman yapıyor, yürüyorlar vs. Böylelikle konu dağılmaya başlıyor, gereksiz diyaloglar çoğunlukta oluyor, araştırma kısmından az bahsedilir oluyor, köpekle geçen saatler fazlaca ön plana çıkıyor. Okudukça kitabın cazibesi azaldı. Ne bir delil, ne bir şüpheli, ne bir hamle, ne de önemli bir gelişme. Yarıya kadar böyle. Bir deney faresi gibi dönüp durdum kitabın içinde. Sonrasında tek bir delil üzerinden ilerliyor ama sayfalarca. Son 100 sayfada olaylar hızlı bir şekilde ilerledi. Sonu da tahmin ettiğim gibi bitti.