Doğduğumuz aile ve çevre hayatımıza direkt etki eder. Anne ve babamız, gözümüzü açar açmaz bağlandığımız kişilerdir. Yaşamımız onların bize bakmasına bağlıdır. Ve en önemlisi bir çocuk için anne ve baba demek “yaşam” demektir. Onların mutlu olması bir çocuk için, güvende olduğu anlamına gelir. Sevilmek, bakılmak, ilgilenilmek bir çocuk için çok önemlidir. Bunların yokluğu çocuk için ölüm ile eşdeğerdir. Çocukken ihtiyaçların karşılanmaması çocukta bir boşluk oluşturur ve çocuk, bir yetişkin haline dönüşse bile o boşluk asla dolmaz. İşin kötü yanı yetişkin olarak içimizde oluşan bu boşluktan çoğu zaman haberdar olmayız ya da olsak da adını bir türlü koyamayız. Bu boşluk bizi sağlıksız ilişkilere ya da sağlıksız şeylere yöneltir, alkol, yeme, uyuşturucu, sigara gibi...
Her şey bakıma muhtaç ve çaresiz olduğumuz çocukluk yıllarında başlar. İçimizde taşıdığımız tüm inançlar, anne ve babamızdan sorgulamadan aldığımız inançlardır. Sağlıksız bir aile içine doğmuşsanız ki çoğu aile bir çocuğun ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamamaktadır, hayat siz büyüdükçe zorlaşacaktır. Çünkü ailenizde terbiye adı altında aldığınız tüm o inançlar, büyüdüğünüzde içsel olarak sorgulanacak ve sorgulamanız sonucunda çıkan cevaplar ve öğretilen inançlar çatışacaktır. Bazıları inançlarını revize etme cesaretini gösterecek ancak çoğu kişi olanı sağlıksız olsa da olduğu gibi yaşamaya devam edecektir. Zira tersini yapmak içsel olarak suçluluk duygusu uyandıracaktır.
Bu kitap, ebeveynlerin fark etmeden çocuklarına bilinçaltı çarpık inançlarını nasıl aktarıp işlediğini anlatıyor. Bir çocuk için dayak yemek ne kadar travmatikse o çocuğu anlamamak, dinlememek, ilgilenmemek, kendisi olmasına müsade etmemek de o derece travmatiktir. Çünkü çocuğun güvenli olarak kendini var etmesi ilk olarak aile içinde olmalıdır. “Dur şimdi işim var!” deyip dinlemediğiniz bir çocuk bir müddet sonra; “her şey benden daha önemli” kodunu benimseyecektir. “Başkasının annesi olurum” dediğiniz çocuk; “benden her an vazgeçebilirler” kaygısını taşıyacaktır. Çocukların bilinçaltına kazınan bu inançlar ileride kendini ifade etmeye çekinen, özgüvensiz, değer algısı düşük yetişkinlere dönüşmelerine sebep olacaktır.
Küçücük şeylerde bile büyük hasar alabilen minik varlıklardır çocuklar. Hayatları anne babalarının gözlerinin içine bakarak geçer. Birçok kültürde, anne babaya saygılı davranmak ve sonsuz bir sevgiyle bağlılık öğüdü verilir. Yara almış bir çocuk, yetişkinliğinde çocukken yaşadığı acı geçmişi içinde taşırken ailesini sevme konusunda zorlanacaktır. Nefret etmek ile dininin, kültürünün öğütlediği sevmek zorunda olmak inancı ile çatışacaktır. Bu çatışma kişiyi ciddi hastalıklara bile sürükleyebilir. Genelde insanlar, anne babalarıyla ilgili kötü bir anılarını paylaştıklarında, ebeveynlerini kötüledikleri düşüncesiyle suçluluk duyar ve muhakkak cümlenin bir yerinde “aslında özünde iyi insanlardır” diye cümleyi yumuşatmak ihtiyacı hissederler. Anne ve baba olmak kusursuz olmak demek değildir, her şeyi en iyi bilen olmak demek değildir. Onlar da bilerek ya da bilmeyerek yanlış şeyler yapıp, çocuklarında hasara sebep olabilirler.
Hepimizin çocukluk geçmişinde yara aldığımız yerler vardır ve bu yaraları bize açanların ebeveynlerimiz olduğunu görmek, canımızın acıdığını kabul etmek ve bu acının hissedilmesine izin vermek durumundayız. Çünkü çocukken açılan her yara, o çocuğa göre ölümcüldür...!
Bu kitap sizden eski yaraları açmanızı, sebebini görmenizi, yaranın sorumlusunu fark etmenizi istiyor. Anne babalarımız kutsal ve sayılıp, sevilmeli... peki ya açtıkları yaralar çok derinse?! İçiniz öfke ve incinmişlik doluyken, bunları bastırıp kendimizi onları sevmeye zorlamak ne kadar samimi?
Bu kitabı okuyunuz...Ve içinizdeki çocuğa dönüp, nerde takılıp kaldığını fark ediniz. O çocuğu sadece siz anlayıp, yaralarını sarabilirsiniz. Kolay gelsin.