Gönderi

Sürreal Düzlemde Trajediler
Puan vermedi·540 syf.··
2019 58. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 12 Ağustos 2019 22:35
Kazuo Ishiguro, 2017 yılında Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmüş Japon kökenli ancak küçük yaştan itibaren İngiltere’de bulunmuş, orada büyüyüp, eğitimini orada tamamlamış halen de İngiltere’de yaşayan bir yazar. Anlatımı, hayatta küçük ve önemsiz görülen anlar ve hikayeler üzerine gördüğüm kadarıyla. Üslubuysa; zarif, mütevazi ve gösterişsiz. Gürültüde kaybolan ince seslerin peşinde. Hayatın sıradan görünen akışındaki küçük ve sessiz anlara odaklanarak, o anlardaki büyüklüğü göstermek istiyor adeta. Bir hayatın roman ya da hikâye edilebilmesi için ciddi kırılmalar veya savrulmalar içermesi gerektiğini düşünmüyor. Üslubu da görüntüsü gibi: sakin ve kırılgan, ancak bir vakar ve gururun da işaretleri var. Dolayısıyla sansasyon ve sarsılmaya alışık, artık zor şaşıran günümüz insanına ‘etkisiz’ gelebilir anlatımı ve anlattıkları. Kitlesi özel sanatçılar vardır, Ishiguro da onlardan. Herkesin sevip de çok etkileneceğini düşünmüyorum. Avunamayanlar, absürtlükler içeren tuhaf bir yaşam kurgusunu anlatıyor. Temelinde derin trajediler var ancak yine bunlar Ishiguro’nun üslubuyla, yani kısık sesle ve sakin, gösterişsiz bir biçimde söyleniyor. İletişim ve sevgi sorunu derin trajedilerin odağında yer alıyor anlatılan kurguda. Anne-çocuk, baba- çocuk, kadın-erkek arasındaki iletişim sorunu, sevme beceriksizliği ya da sevdiğini gösterememe… Kendi hayal kırıklıklarını çocuklarında büyüten, çocuklarına inanmayı, güvenmeyi başaramayan anne-babalar… “Yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceğini” hesap edemeyen, gittikçe sevgisi katılaşan çiftler… Bir de yanındayken özlemek trajedisi. Yani yakınında yaşayıp uzağında olmak… Bunu yaklaşık iki dakikalık şu video çok güzel bir biçimde anlatıyor: youtu.be/5MtWOpQPbIQ?t=656 Kırılanı olduğu yerde bırakmak, onu o zaman iyileştirmemek, derdi daha da devasız hale getiriyor, sonrasında o yara kapanır mı? Çok zor. Şair “söylenmemiş sevda sözleri eksiltir ömrü” demiş, sadece eksiltmez, buruk da kılar. Merceği büyütüp bireysel bazda romana bakarsak; kendine yabancılaşma, topluma yabancılaşma, bencillik ve hızla-telaşla geçen modern hayatı görebiliriz. Sonuca dair, çıkarımsal bir yaklaşımla bakarsak; herkesi memnun etmeye çalışanın kimseye yaranamayacağı, yaptıklarının hep eksik ve yetersiz kalacağını, sonrasında da yine en çok kendinin mutsuz ve tamamlanmamış olacağını da görebiliriz. Bu da bir sürü yapacağımız çıkarımdan sadece birisi. Bencilliğe, sevgisizliğe dair çok başka sonuçlar da çıkarılıyor. Kurgu çok boyutlu olduğu için bir sürü çıkarıma ve gözleme müsait. Anlatıma bakarsak; Ishiguro, mekanla çok ilgilenmiyor. Karakteri soktuğu sıkışık durumla okuru yorarken belki de daha fazla boğmamak adına yolu kısaltıp mekanları saçma ya da fazla rastlantısal olarak birbirine bağlıyor. Böylelikle bir yerin arka kapısı alakasız bir şekilde “aa işe bak” dercesine başka, o an gidilmesi gereken yere çıkabiliyor. Böyle olmasa, uzun bir yol olsa, o an sıkıntılı bir hale gelen karakterle birlikte biz de fenalık geçirebilirdik. Normal bir kurgu olsa, burada daha makul, rahatlatıcı bağlantılar görebilirdik. Karakterin yazar tarafından elinin mantıklı gerekçelerle rahatlatılması, bir nevi yazarın, karakterine, işini biraz daha kolaylaştırarak yardım etmesi gibi. Ancak biz sürekli karakteri tuhaf durumların, enteresan rastlantıların ve yazar tarafından karaktere yapılmış garip kasti yardımların içinde buluyoruz. Ishiguro çok boyutlu kurgusunu, post-modern çizgiye daha fazla yaklaştırıp, yeni bir kurmacayı zorlayarak, alışılmış ve makul olanın ötesine geçip absürde bolca temas ediyor. Arka kapakta bundan dolayı baş karakter için: “Kendini olaylara ve çevresindeki insanlara teslim eden belleksiz piyanist, geçmişin ve geleceğin kırılgan bir şimdiki anda çakıştığı sürreal bir dünyaya savrulur” diyor. Kitap kapağına da bu açıdan bakarsak, kapak oldukça anlam kazanıyor. Romanın arka fonundaki piyano ve belleksiz gibi hareket eden, absürtlüğe maruz kalan piyanistin, zaman zaman geçmişi de çağıran hülyalı bakışı… DOSTÇA: Ne durumdasın? dersen; 100-120 dakika olması gerektiğini düşündüğün 180 dakikalık bir filmi izledikten sonra “Ya aslında… acaba…?” diyor durumdayım.
AvunamayanlarKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 2019553 okunma
··
2.015 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kitabı okudum ama yazarın bu kadar ‘uzun okutması/uzatması’ gerekli miydi bilemedim açıkçası. -sizin tabirinizle- ‘vay be’ diyemedim ben yani :), bilmiyorum belki de şu sıralar yaşadığım mod düşüklüğü kitaba da yansıdığı için, gözüme ekstra tatsız geldi kitap. Sizde de çok etki bırakmamış gibi? Kitap hakkında en sade ve anlatılmak isteneni en öz şekilde belirten durumu siz şu ifadelerle belirtmişsiniz zaten, o yüzden ben fazla bir yorum yapmayacağım :) “Sonuca dair, çıkarımsal bir yaklaşımla bakarsak; herkesi memnun etmeye çalışanın kimseye yaranamayacağı, yaptıklarının hep eksik ve yetersiz kalacağını, sonrasında da yine en çok kendinin mutsuz ve tamamlanmamış olacağını da görebiliriz. Bu da bir sürü yapacağımız çıkarımdan sadece birisi. Bencilliğe, sevgisizliğe dair çok başka sonuçlar da çıkarılıyor. Kurgu çok boyutlu olduğu için bir sürü çıkarıma ve gözleme müsait.” Özellikle; kaba tabirle, herkes herkesi kendi için kullanıyor ama kimse kimsenin umrunda değil misali kimi örnekler etkin olarak göze çarpanlardan bir parçaydı. Saflığın/iyi niyetin yaşanan olaylardaki etkilerini gözlemlemek de yine huzursuz edici bir etki oluşturan noktalardandı bence. Ki sizinde dediğiniz gibi derinlemesine inilse daha birçok farklı değinilecek nokta da var elbette, ama uzamaması için diğer kimi çıkarımlarımı kendime saklıyorum artık :) Son olarak da incelemeniz gayet güzeldi ama özellikli olarak beğenerek alıntıladığım kısım şu oldu : “Kırılanı olduğu yerde bırakmak, onu o zaman iyileştirmemek derdi daha da devasız hale getiriyor, sonrasında o yara kapanır mı? Çok zor. Şair “söylenmemiş sevda sözleri eksiltir ömrü” demiş, sadece eksiltmez, buruk da kılar.” İki üç kez okumuş olabilirim bu cümleleri ve ne güzel ifade bulmuş cümleler dedim okurken. Kitap tat bırakmasa da, incelemeniz telafisini sağladı sanırım. :) Tavsiyeniz için teşekkür ederim tekrardan. Sizde etkisi ne olur bilemiyorum ama bu kitapla artık yazar şansını bende yitirmiş oldu diyebilirim :) Yine de ilginizi çeken/ tat bırakan başka kitaplar olursa tavsiyenizi almak isterim. Neyse uzatmak istemezken fazla uzadı, kusura bakmayın. :) Ellerinize, emeğinize, düşüncelerinize sağlık. Nice iyi/istifadeli okumalarınız olsun. :)
Emin K.
Gönderi Sahibi
Ishiguro darbe vuruyor ama hafif kalıyor yani ona dair şöyle baktığımda hep 'eksik' buluyorum. Şiddeti az olan darbe gibi, ya da doyurmayan yemek gibi, her seferinde 'ya tamam ama bir şeyler eksik kaldı' dedim. Bu kitabı okuduğum kitapları içerisinde en katmanlı ve darbesi şiddetli olanıydı. Çok boyutlu bir kurgu ve yorumlara açık olması, farklı çıkarımlara müsait olması bence en güzel kısmıydı. Ancak okurun sabrını sınayan bir yanının olduğu da muhakkak. O yüzden uzun buldum zaten. Özellikle sonunda o doyuruculuğu bulamamam iyi olmadı. Kötü bir deneyim değildi. Kendimce çıkarımlarım oldu benim de. Çok boyutlu oluşu iyi tarafı ama Ishiguro'ya ben de burada nokta koyuyorum. En azından okuduklarım içinde iyi bir noktada bırakıyorum gibime geliyor :) İçinde birkaç defa tekrar okunacak yerlerin olduğu bir metin yazmış olduğuma sevindim. En azından tavsiye eder gibi heyecanlandırdığım bir kitabın incelemesinde sözüm yere düşmemiş oldu galiba, siz de öyle söylemişsiniz :) Zaman ayırıp okuduğunuz için ben teşekkür ediyorum. Elbette, beğendiğim bir kitap olduğunda ya da dikkate değer bir kitapla karşılaştığımda kayıtsız kalamıyorum zaten. Böyle olduğunda görürsünüz muhtemelen. Size de verimli okumalar diliyorum.