İNSAN DOĞAR, BÜYÜR ve EVLENİR
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2019 242. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Ağustos 2019 16:42
İnsanlar olarak içine doğduğumuz toplumun hakim kültürünün etkisinde büyüyoruz. Bunun birçok olumlu ve olumsuz etkileri mevcuttur. İnsanın kendi doğası gibi bunda da ikircikli bir durum söz konusudur. İnsanın doğasında bir yanda korunma ve zorluklar karşısında bir yere veya şeye sığınma ihtiyacı varken, diğer yanda kendini ispat etme ve güçlü olması isteği vardır. Bununla birlikte insanın varolussal sorunları olan yalnızlık ve anlamsızlik/anlam arayışı konuları da onun hayatı boyunca yanında taşıdığı konulardır. Tüm bu durumlar özellikle belli bir yaşa gelmiş insanları ortak bir adrese götürür: Evlilik. Tabi öncesinde aşk ve duruma göre flört aşamaları da vardır. Özellikle aşk, üzerine binlerce şiir, hikaye, roman yazılmış karmaşık bir olgudur. Kimisine göre hayatın anlamı, kimisine göre doğanın insana üremesi için oynadığı bir oyun kimisine göre yalnizliktan kaçış... Beklenilen sonraki aşama olan evlilik de bunlara ek olarak kimisine göre toplumsalligin gerekliliği kimisine göre ise cinselliğin meşruiyet kazanmasidir.(daha da uzayabilir) Yazar bu unsurlardan baktığımız gibi bir de modern yasalara göre evliliğe bakar ve "Evlilik, daha çok para ve mülkiyeti ilgilendiren yasal bir sözleşmedir." der. Evlendiginiz insanla hayatınızı paylasirsiniz ancak en çok da paranizi ve mülkiyetinizi paylaşırsiniz. Bir süre sonra bu durum çiftler arasında dengenin bozulmasına ve bir tarafın daha dominant diğer tarafın ise daha pasifize hale geldiği bir noktaya taşınır. Pasifize haldeki taraf, bu halinden duyduğu memnuniyetsizligi çeşitli yollarla diğer tarafa hissettirir. Dominant olan taraf çok sorumluluk aldığınız rahatsızlığı çeşitli yollarla hissettirir. Sonuçta kavgalar ve gürültüler birbiri ardına gelir. Atılan imza geri dönüşü imkansız bir yol olarak göründüğü için çoğu zaman, taraflar sorunu çözüyormus gibi yaparlar ta ki sorun daha da büyüyerek tekrar ortaya çıkana dek. Herkesin idealize edilmiş bir eş/sevgili imgesi bulunur. İlişkilerde de insanlar özellikle aşkın körleştirici etkisiyle sevgilisini bu imgeye uydurmaya çalışır ve bu imgeye uygun olabilecek özelliklerini büyüterek görür, bunun dışındaki özeliklerini yadsir. Eğer sevgililik aşamasında yadsidiklarini görmeye başlayıp rasyonel olarak değerlendirme yapabildiyse ne mutlu çifte ancak bu yadsimayi evliliğe taşıyıp cicim aylarının büyülü etkisinin geçmesine dek sürdürdülerse işte o noktada asıl sorunlar patlamaya başlayabilir. Tabiki herkes bu sorunları aşamayacak değildir hatta birçok çift bu sorunları aşar, bir uzlaşı sağlarlar. Ancak her uzlaşı kendinden, özgürlüğünden, birey olmaktan, kişiliğinin getirilerinden, hayallerinden, hobilerinden verdiğin birer tavizdir. Evlilik olmadan beraber yaşayan insanların kendilerini para ve mülkiyet paylaşımı ile bağlayan bir sözleşmeleri olmadigindan dolayi daha serbest olduklarını ve sorunlarını çözebilme noktasinda gerektiğinde birbirlerinden uzaklasabilmelerinin daha kolay olduğunu; aynı zamanda bu çiftlerin, evli çiftlerin ayrılma süreçlerinden çok daha kolay ve sorunsuz ayrilabildigini söyler yazar. "Boşandığınız kişi, evlendiginiz kişinin ta kendisidir; sadece daha fazla yanını görüyorsunuzdur." Yazar, dünyada bu kadar çocuk varken neden ısrarla çokça çocuk yapılır diye soruyor. Cevabı da neden evlenilir ki sorusunun cevabiyla aynıdır. Çocuk evliliğe göre insana daha büyük bir hayatta anlam bulma uğraşı olarak gözükür. Süresi de oldukça uzundur. Çocuğu muhtemelen kendimize benzeterek büyütmek isteriz ve çoğunlukla da istediğimiz idealize halden uzakta bir sonla süreç biter. Artık yaş kemale ermiştir ve bu sefer bir köpek veya kedi alınır. Evlilik deyince belki de bu konuda en saçma mevzu düğünlerdir. Şunu anlarım: Sevdiklerinle bu mutlu gününde eğlenmek istiyorsundur. Ancak günümüzde düğünler bunun için mi yapılıyor? Bence hayır. Zaten özellikle erkek tarafı(gerçi artık evlenen erkek ve kadın ortak olarak borca giriyor) büyük bir ekonomik borcun altına sokuluyor. O bir sene içinde toplasan beş kere görmediğin, gördüğündeyse zorunlu samimiyet kurduğun ve çoğunlukla üzerinde sinir bozucu etki bırakan akrabaların görkemli düğün ve eğlence beklentisini karşılamaya çalışır insan. Evlenen çiftin böyle bir isteği yoksa bile aileler bu yönde baskı uygularlar. Bir de teşvik sunarlar: Altın veya zarfta para gelecek. O zarflarin içinden çoğu zaman Cahit Arf veya Mimar Kemalettin çıkar zaten. Altınları da dişinizle isirin bence. Bir de o kadar borca girdikten sonra sizden zorla pişmiş kelle gibi siritarak oynamanizi beklerler. Bütün gece oynayacaksin. Belki oynamayı sevmiyor ciftlerden biri veya ikisi de. Yok, illa oynayacak. İnsanın sözde en mutlu gününü saçma sapan baskilarla zehire cevirebilirler. Genelde anneler der, kızımın düğününu gormeyeyim mi? Teyzecim böyle masrafa sokarsan kızının çok düğününu görürsün. Çünkü kızının evliliğe kafadan 5-0 geride başlamasına neden oluyorsun. Hani her genç kızın bir hayali beyaz gelinlik giymektir denir. Doğrudur olabilir, tabi bu da aslında toplumun sizi alistirdigi bir durum da. Giysin ama nikahinda giysin, illa düğünde giymesi şart mı. Düğünler gösteristir, saçma bir gelenektir. Ama altında şu yatar: İnsanlar yeni bir şeye adım attıklarını duyurmak isterler. Evlilik zaten toplumsal bir konu olduğundan dolayı da bunun topluma deklare edilmesi gerekir. Şahsen ben yılda iki gün bile doğru düzgün görmediğim ve görünce de zorunlu samimiyet gösterisine sahne olan akrabaların önünde bu geleneği yapmak için onlara daha sonra arkamdan bin türlü dedikodu döndürecekleri görkemli düğün yapacağıma, oynamayı sevmediğim halde beni zorla oynatacaklarina... sevdigim kadınla baş başa güzel bir yörede tatile çıkarım. Çok daha iyidir. Öncesinde gerçekten sevdiğim insanların bulunduğu küçük bir nikah töreni duzenleyebilirim veya bir yemek, illa oynamak isteyen varsa orda oynasin, bana ellemesin de. :) Son olarak yazarın da değindigi üzere, romantik aşk filmlerinden bize pompalandigi gibi zıt kutuplar birbirini çeker akımına kapılıp hayatınızı zehir edecek bir ilişkiye girmeyin. Sağlıklı bir ilişki dünya görüşü ve hayat felsefesi birbirleriyle uyumlu iki insan arasında ve bu insanların da birbirlerinin bireysel alanlarına, hobilerine, hayallerine, tercihlerine saygı duyduğu bir ilişkidir. Öyle paranoyak bir insan gibi eşinin veya sevgilinin her anını kontrol etmeye çalışmak en sağlıksız ilişkidir. Ayrıca kimse mükemmel değildir, siz de öyle. O yüzden ayağınızı sağlam yere basarak ve mantıklı davranın. Keyifli okumalar.
1000Kitap
Evliliğe KarşıGlenn Campbell · Geoaktif Kültür ve Yayıncılık · 2012116 okunma
··
15 Gösterim
4 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İnsanların “anne - baba olabilir” ehliyeti almadan çocuk sahibi olamayacağı bir dünya düşlüyorum.
Kaan
Gönderi Sahibi
👍👍
Sokrates bile içinden çıkamayıp, "İyi bir kadına düşerseniz mutlu olursunuz, kötü bir kadına düşerseniz filozof olursunuz." demişken bize artık söz düşmez:) Güzel inceleme, kalemine sağlık.
Kaan
Gönderi Sahibi
Sokrates'in efsane sözü :)) Teşekkür ederim.:)
Bence evlilik çocuğun büyüyebileceği en ideal ortam. Bir de kadının haklarının korunması meselesi var. Özellikle bizim gibi coğrafyalarda kadın evlenmediği ve sevdiği kişiyle sevgililik hayatı yaşadığı zaman toplumun belli bir kesimi tarafından dışlanıyor. İnsanlar devlet onayını almadan bir şeyler yaşamak istediğinde bazı bedelleri ödemeleri gerekiyor ki bunlar çok ağır olabiliyor. O yüzden her insan evlenmemeli ama çoğu insan evlenmeli :) Kiminle evlenmeli dersen son paragrafta gayet iyi açıklamışsın. Ömür boyu sohbet edebileceğin biriyle. Ellerine sağlık :)
Kaan
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim. :) Yazar, kendi içinde bulunduğu toplumun şartlarına göre yazıyor tabiki, yoksa bizim gibi toplumlarda evlilik senin degindigin hususlar nedeniyle gerekli bir unsur olarak gözüküyor. Zaten benim asıl önceledigim çocuk.. Halen çok bilincsizce ve çokça çocuk yapılıyor. Öyle aileler var ki, o ailelerde yetişen bir çocuğun sağlıklı olma ihtimali çok çok az.
Doğar, büyür ve ölür değil miydi o yaa... Gerçi ha evlilik ha ölüm ikisi de aynı şey:)) Sıkıntı şu ki çoğu insanın evlenme gerekçeleri aptalca. Yalnız kalma korkusu, aitlik hissi ihtiyacı hadi bunları anlarım da çocuk sahibi olmak, anne-baba baskısından kurtulmak, elalemin sorularından kaçmak ve daha nicesi. İnsanla ilgili hiçbir şey değişmeden günümüze ulaşmamış evlilik kurumu da öyle. Bazı insanlar eski anlayışla bu dönemde evliliğe bulaşıp kendileri daha büyümeden çocuk büyütmeye kalkıyor ve beklenen sona erişince de şaşırıyorlar. Baştan akıllılık edip evlenmemeyi kimse aklına getirmiyor..
Kaan
Gönderi Sahibi
Mevcut durumu çok başarılı şekilde ozetlemissin. :) Özellikle çocuk yapma kısmı çok önemli. Her önüne gelen çocuk yapmasa keşke.