207 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
İncelemem kitabın içerisindeki ruh haline aittir ve spoiler içeirir.

Burası dahil bir çok forumda okuyucuların Ahmet Arif'in nasıl tutku ile aşık olduğuna ve bu aşkını nasıl muhteşem betimlemeler ve şiirler ile sevdiğine aktardığına dair alıntılar yorumlar okudum. Açıkçası ben de bu kitabı büyük bir aşk ve aşkın emsalsiz anlatımının tadını almak için elime aldım. Ancak tekrar tekrar okudukça bu büyük tutkulu aşk ve aşkın yazıya dökülüşü kadar, Ahmet Arif'in içine düştüğü karmaşa, aşkındaki karşılıksızlık, bu karşılıksızlık karşısında yaşadığı büyük acı, öfkesi, inadı, gelgitleri, bunalımı, kendine biçtiği olumsuz yakıştırmaları, gururu, gururuna karşı aşkına tutunuşu beni benden etti.

Kitabın içeriğine dair yeterince inceleme mevcut. O dönemin yazarları siyasi ortamı, yayın evlerinin durumu vs, bir çok konuda yazılar tespitler bulak mümkün. Bunları tekrar etmek gereksiz diye düşünüyorum. Kitaba dair bir ayrıntı dikkatimi çekti, Kitap başındaki kronoloji ile mektuplardaki kronolojide bazı uyuşmayan noktalar mevcut.

Ayrıca Leyla Erbil ile Ahmet Arif'in bir araya gelip gelmedikleri aklıma takılmıştı, çok net olmasa da ikisinin başlangıçta bir araya geldiklerine dair mektupların bir kaç yerinde bilgi var. Ahmet Arif'in Leyla Erbil'e ne zaman hangi ortamda aşık olduğu tam net olmasa da mektuplarda var.

Ahmet Arif'in mektuplarını tam anlamıyla anlayabilmek için Leyla Erbil'in cevaplarını da okumak gerektiği fikrine ben de katılıyorum ancak bir çok yerde hem Ahmet Arif'in yaptığı alıntılardan hem de verdiği cevaplardan Leyla Erbil'in ne yazdığında dair fikir edinmek mümkün, Ahmet Arif'in kızdığında özellikle verdiği cevaplardan Leyla Erbil'in ne dediği bazen çok net anlaşılıyor, bazen de Leyla Erbil ne dedi de Ahmet Arif bunu dedi ki demeden durulamuyor. Net bir şey var ki, Ahmet Arif ile Leyla Erbil duygusal anlamda çok başka yerlerdeler. Girişte Leyla Erbil "bende aşk yoktu, bendeki dostluktu" diyor, bunu okumak çok acı. Çünkü Ahmet Arif bu fikirle yıllarca mücadele ediyor, yer yer bunu red ediyor, yer yer umutlanıyor, yer yer hayaller kuruyor, gerçekliği kaybediyor, bazen öfkesinden kuduruyor, "sen beni hiç sevmedin" diye haykırıyor. Ahmet Arif'in doruklarda gezen aşk nağmelerine, tutkusuna karşı Leyla Erbil gerçekten sadece dost kalarak hiç bir şey hissetmeden cevap vermeye devam etmesi, eğer Leyla Erbil gerçekten sadece dost ise, insanda "neden buna devam edip adamı süründürdün be kadın" dedirtiyor. Belki Leyla Erbil başlarda bir şeyler hissetti ve devam edişi belki kde bundandı, belki o kadar ısrarı karşısında cevap vermemeyi çok acımasız buldu bilemiyorum.

Bir çok yerde Ahmet Arif ısrarla cevap bekliyor ve onsuz hayatın anlamının olmadığını ve ölmek istediğini söylüyor. Leyla Erbil Ahmet Arif'e acıdığı ve onun kendine zarar vereceğinden korktuğu için geri dönmüş olabilir diye insan düşünmeden edemiyor. Ama böyle ise bu Ahmet Arif'e büyük haksızlık. Acıdığı ve kendine zarar verdiği için dönmüş olmasını Ahmet Arif'de fark ederek öfkesinden kuduruyor, çok ağır laflar ediyor. Bir kahve yüzünden ona "İT" bile diyebiliyor. Bunu okuyan Leyla Erbil nasıl geri dönebiliyor, sadece acımak ve dostluk bu geri dönüşe nasıl yetiyor insan anlayamıyor. Her ne olursa olsun Ahmet Arif sevdasından ya da sevdasına tutunmaktan geri durmuyor.

Yaşayan bilir. Bazen çok seversin, öyle seversin ki gururunu bir tarafa bırakma anın gelir, Aşkta gurur yoktur denebilir ama bence görünüşte yoktur. İçte gururla sevdanın savaşı sürer gider, hele de duygularda, kişilik detaylarında, yaşta, yaşanmışlıklarda farklılık varsa içinizde gurur ile tutkunuz gırtlak gırtlağa bir birine girer. Kimi zaman gurur galip gelir ve arkanızı döner gidersiniz, kolayca "bitti, istemiyorum" dersiniz, sonrası artık ne getirirse. Aşkınız kazanırsa, herşeyi riske edip, tekrar tekrar, sabırla son nefesinize kadar, hayatınızı da riske ederek Ahmet Arif gibi sevdanızı haykırmaya devam edersiniz. Ahmet Arif uzun bir süre bu ikinciyi yaşamış gibi. Ama sonra oda pes etmiş ve haykırmayı bir tarafa bırakıp rutini yaşamaya dönmüş. Dönmüş ama şiir üretmesi de sona ermiş.

Leyla Erbil'in bir çok an bıktığı, bunaldığı bariz belli oluyor. Bu bıkkınlığını Ahmet Arif'de anlıyor ve "seni bıktırdım biliyorum" diyor. Ama bir türlü bu karşılılıksızlığı kabullenemiyor. İnsanın "Bıktırdığını düşündüysen bir dur be Ahmet!" diyesi geliyor. Ama seven bilir nasıl durulabilir ki. Hele de uzaksan, kaybetme korkun doruklardaysa nasıl durulabilir ki? Hatta nasıl nefes alınabilir ki?

Ahmet Arif bıktırdığını düşündüğü anlarda konuyu şiire, edebiyata, yayın evlerine ve o dönemin özellikle de Leyla Erbil'in yakın çevresindeki yazarlara kaydırarak iletişimde kalmaya devam etmek istiyor. Ama bu çok kısa sürüyor ve sevdasını pervasızca haykırmaktan geri duramıyor.

Leyla Erbil konuyu nereden cinselliğe getiriyorsa Ahmet Arif cinsel organını kesip atabilmeyi bile teklif edecek kadar öfkeleniyor. Ama ne kadar öfkelenirse öfkelensin aklına beton döküp yine sevdasını kelimelere döküyor.

Mektuplar içerisinde 31 Aralık 1956 tarihli mektup mektupların özeti bence. Çok güzel tespitler var.

Leyla Erbil'in "Mektup Aşkları" kitabının bu kitaptan önce okunması gerekliliğine dair fikirler mevcut. Böyle de okunabilir. Ben tersten gideceğim.

Daha yazacak o kadar şey var ki. Tüm mektupları tek tek analiz edesim var. Ama susmak lazım bu noktada, okumak lazım.

Aşkın muhteşemliği ve bunu dile gelişi kadar Ahmet Arif'in ruh haline dikkat ederek ve Leyla Erbil'in ne demiş olabileceğine dair fikirler yürütülerek okunması temennilerimle iyi okumalar dilerim.