208 syf.
·Beğendi·10/10
Bir hasta, hastalığı ile yüzleşip kabul etmedikçe; bir tabipten şifa dilemedikçe nasıl iyileşebilir? Bir doktor ona nasıl teşhis koyup, detaylı tetkikleri yapıp, onu sağlığına nasıl kavuşturabilir?

Cehalet de tıpkı böyle değil midir? Bir insan bilgisizliğini, eksikliğini kabul edip yüzleşmedikçe, sorgulamadıkça nasıl kendini geliştirmeye yönelebilir?
Bu yüzden kişinin öncelikle kendini sorgulayıp, analiz edip, ona göre bilgiyi talep etmesi gerekmez midir? Talebe sözcüğünün anlamının "talep eden" olması da buna dayanmakta değil midir?

İnsan, ömrünün her anında talebe olmalıdır. Bilgiyi arayan, sorgulayan ve haz alan, "bizden geçti" klişelerini bırakıp eksikliğinin farkına varmalıdır.

Neil Postman'ın da dediği gibi: "Cehalet daima düzeltilebilir bir durumdur. Ancak cehaleti bilgi olarak kabul ettiğimiz zaman ne yapabiliriz?"

Bununla birlikte, bilgiye ilgi duymayan ve öğrenmeyi sevmeyen, buna karşın en iyi mesleklere, sırf "yüksek kazanç getirisi" ya da "yüksek prestij" düşüncesiyle imrenerek bakan gençlerle dolu artık etrafımız...

İcra edeceği mesleğe katabileceği hiçbir şey bulunmayan, bunun için bir çaba sarfetmeyen, sadece konfor ve kazanç elde etmek isteyen bir kitle oluştu.

Ailelerin de bu durumun oluşmasında payı yok değil: "Hayatı kurtulur; ömür boyu rahat eder; nereden baksan şu kadar maaşı var; oturduğu yerden para kazanacak; garanti meslek..." gibi konfora ve rahatlığa yaptıkları vurgular, "çalışmak" olgusunun özsel amacının aslında, bir yolunu bulup "çalışmadan kazanmak" mış gibi görünmesine sebep olmaktadır. "Oysa ki mesleğine değer katmak","Yeni bir soluk ve bakış açısı getirmek","kendi özgünlüğü ve gayretiyle rol model olmak" gibi yüce sebepleri gençlere aşılamıyoruz.

İki satır kitap okumaktan kıyım kıyım kaçan, hiçbir şey okumadan, araştırmadan, çok şey bilebilme arzusu duyan, sayfalarca ansiklopedik bilgiyi başka türlü nasıl öğrenebileceğine dair fikri bulunmayan tuhaf bir nesille karşı karşıya kaldık.

Şimdi artık gerçekten şunları ve daha nicelerini sormamız gerekiyor:
"Başarıyı mı istiyoruz, başarının getirdiği yüksek saygınlığı mı?"
"Meslek mı istiyoruz, mesleğin getirdiği yüksek kazancı mı?"
"Üst düzey bir kişilik mi istiyoruz, yoksa üst düzey bir konfor mu?"