·558 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Nisan 2016 00:00 Ahmet Ümit bu son romanında alışık olduğumuz cinayet/esrar türünden biraz - belki de oldukça - uzaklaşıyor.
Yıl 1926'dır. Genç Cumhuriyet yıllar süren savaşların yıkımından toparlanmaya ve kendine dünyada bir yer bulmaya çalışmaktadır. İttihat Terakki Cemiyeti'nin gizli örgütü Teşkilat-i Mahsusa üyesi Şehsuvar Sami büyük maceralarla ve düşkırıklıklarıyla dolu yaşamının son aşamasında yalnızca sakin bir yaşam sürmeyi düşlemekte, gençlik tutkusu olan yazarlığa geçmek ve biriktirdiklerini yazmak istemektedir. Ancak İzmir Suikastı'nın hemen ardından gelen o günlerde ülkede İttihatçı avına çıkılmıştır ve eski İttihatçılar birer birer öldürülmektedir. Kendi canından korkan Şehsuvar Sami evinden ayrılmış ve Pera Palas'ta en azından insanların gözleri önünde ölmeyi - eğer öldürülürse - tercih etmiştir. Bir yandan eski İttihatçı arkadaşları, bir yandan yeni hükümetin görevlileri sürekli onunla temasa geçmek istemektedirler. Bu ortamda Şehsuvar Sami, komitacılığa başladığı günlerdeki sevgilisi Ester'e yazdığı mektuplarda hem 1908'den beri başından geçenleri, hem de 1926'da olan günlük olayları anlatmaya başlar. Her ne kadar Ester'den herhangi bir yanıt gelmezse de bu mektuplar sayesinde rahatlamakta ve bir çoğunu belki yalnızca kendinin bildiği gerçekleri kaydetmektedir.
Ahmet Ümit belli ki Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemine damgasını vuran bu örgüt hakkında epeyce araştırma yapmış (romanı yazarken Avrupa'da bir kaç yeri gezdiğini ve incelemeler yaptığını biliyorum) ve her ne kadar roman anlatıcısının üslubunu taşısa da örgüt hakkında neler düşündüğünü dolaylı olarak anlatmış. Ben de çok iyi bilmediğim bir dönem hakkında onun yaklaşımını ve anlatımını beğenerek okudum. Ama Ahmet Ümit tiryakisi olarak romanın arka planındaki cinayet/esrar kurgusu beni çok tatmin etmedi. Yani Şehsuvar Sami'nin başına gelenler, onun mektuplarında anlattığı - belki 20 yıldan fazla bir sürede oluşan - olaylara nazaran pek de bir şey ifade etmiyor. Bu her ne kadar romanın değerini azaltmıyorsa da Ümit'in bu belki de tek ciddi Türk cinayet romanı yazarı olma özelliğinin çok vurgulanmadığı yapıtı cinayet romanı tiryakisi okurun bir nebze daha az sevmesine yol açabiliyor. Yine de Ümit'in bu romanı yazarken aklında mutlaka günümüze kadar uzanan siyasal süreçte devletin içine sızan gizli örgütlenmelerin ve onların yaptıklarının da olduğunu tahmin etmek zor değil.