Kemal Bilbaşar daha çok Doğu Anadolu’daki dağ köylülerin cumhuriyet sonrası yaşadığı ağa zulmünü konu edinen Cemo ve Cemo’nun devamı Memo romanlarıyla tanınıyor. Şüphesiz ki Cemo ve Memo dâhil Kemal Bilbaşar’ın neredeyse tüm roman ve öyküleri toplumcu gerçekçi çizgide yer alıyor. Ancak bu toplumcu gerçekçi romanların dışında onun öyle bir aykırı romanı var ki, belki de Türk Edebiyatı’nın özgün örneklerinden biri: Denizin Çağırışı.
Denizin Çağırışı, beş yıldır Anadolu’nun ücra bir kasabasından öğretmenlik yapan yalnız bir adamın, tamda taşra sıkıntısını en derinden hissettiği bir sırada, kasaba doktorunun ‘Bırak buraları çek git’ çağırısına kulak verip hiç bilmediği bir şehir olan İzmir’e gelmesiyle başlayan kimlik bunalımı ve yaşadığı ruhsal karmaşanın perspektifini yetkin bir üslup ve temiz bir Türkçeyle ele alıyor.
Denizin Çağırışı şimdilerde ne yazık ki kıyıda köşede kalmış bir roman olmasına karşın edebiyatımızda kendine özgü ve önemli bir yere sahip. Çünkü yazdığı yıl olan 1941 yılının çok ötesinde bir roman. Neden derseniz, edebiyatımızda bireyin yabancılaşmasını ve varoluşsal açmazlarını konu edinen ilk kitap Denizin Çağırışı. O yıllarda edebiyatımızın hemen hepsi toplumcu gerçekçi eserlerden oluşuyordu. Çünkü ülke yeni bir yönetim şekline geçmiş ve bunun sonucunda sancılı bir dönüşüm geçiriyor, toplumsal meseleler çözüm bekliyordu. O yüzden bireye odaklanmak, bu toplumsal değişimin bireyin iç dünyasındaki yansımalarına neşter vurmak çok sonraları oldu; ancak Denizin Çağırışı bireyi merkeze alan varoluşsal romanlarımızın mihenk taşı oldu.
Tüm bunların yanı sıra Denizin Çağırışını bireyin yabancılaşmasını ele alırken psikanalizden de yararlandığını söylemek mümkün. Özellikle bilinçaltı ve çocukluğa yapılan atıflar Freud’u, karakterin yaşadığı kimliksel kargaşa ise Carl Jung’un dört arketipinden ikisi ‘gölge’ ve ‘persona’yı akla getirdiğini söyleyebilirim.
Velhasıl kelam, Denizin Çağırışı iyi ki okudum dediğim bir kitaplardan biri oldu. (Not: Okurken sık sık Denizin Çağırışı, keşke Nuri Bile Ceylan'ın elinde senaryoya dökülüp enfes bir sinema filmine dönüşse dedim. Kitap sanatsal açıdan ciddi bir potansiyele sahip.)