Genç bir yazarın yaşadığı huzur dolu çocukluğundan erken çıkıp son beş senede yaşadığı hayat beşiğinde bir yandan ninni gibi gelen hayalleri ve umutları ile sarılırken, erken ve boğucu gelen yıkımlarla sallanması...
Yazarın hülyalara dalması, umutları ve beklentileri ve zihin ve kalbinin saflığı...
Diğer yandan hülyalı bulutların kapladığı puslardan dolayı, gelecek felaketleri görememesinin verdiği yıkımlar silsilesi...
Mai gece derken Van Gogh yıldızlı gece tablosu aklıma geldi.... Evren ve yıldızlar ölmeyen bir ümit ile dönüyor... Hayat ve evren ümitlerin ile seni özel bir dansa, musikiye çağırıyor... Mai hayaller...
Siyah gece derken Monet tablosu aklıma geldi... Yaşanmışların kasveti ve yıkımında deniz ve gece seni bir tabut gibi içine çağırıyor... Son bir umut olmadığını düşündüğün anda ilahi bir ses geliyor... Siyah acılar...
Yazarın empresyonizm tarzında bir betimleme tekniği var... Resim ve yazı aynı kelime için kullanılabilir mi? fikrim yok... Doğadaki unsurların kişinin içinde oluşturduğu izlenimleri, duygusal izleri yansıtmayı hedefleyen sanat akımını çok net hissettim... Belki bir fırsat olsaydı... Halid Ziya Uşaklıgil Monet ve Van gogh eserlerini en iyi yazı olarak yorumlayan yazar olabilirdi. Ya da tam tersi... yazı bir şekilde resime dönebilirdi....