Gönderi

10/10
·769 syf.··
Beğendi
·
2019 13. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2019 18:11
Dostoyevski’nin “Kumarbaz”dan sonra yazmaya başladığı ve 1868 yılında yayınladığı romanı “Budala” bize İsa’vari bir iyilik timsali olan Prens Mişkin’in hikayesini anlatır. Kahramanımız Prens Mışkin küçük yaşında öksüz ve yetim kalmış, babasının zengin bir arkadaşı tarafından okutulmuş, psikolojik rahatsızlığı nedeniyle yıllar boyu İsviçre’de bir dağ köyündeki klinikte yaşamıştır. Koruyucusunun ölmesi ve masraflarının karşılanmaması nedeniyle beş parasız St Petersburg’a dönmek zorunda kalan Mışkin kendini hiç bilmediği hareketli, heyecanlı, entrikalı bir dünyanın içinde bulur. Ama ilk kez gördüğü bu hareketli yaşama özenmek ve diğerlerine benzemeye çalışmak yerine, kendi ahlakından hiç ödün vermeyecek ve sürekli aşağılanması, kandırılması ve dalga geçilmesine karşın mutlak ve karşılıksız iyiliğin yeryüzündeki temsilcisi olmayı sürdürecektir. Prens Mışkin, yani “Budala”, Hz. İsa’nın yeryüzüne yansımış hali gibidir, yazarın deyimiyle “bütünüyle iyi bir insan”dır. Hristiyan öğretisine paralel şekilde Mışkin insanları yargılamaz, ayıplamaz, aşağılamaz; tersine herkesi sever, anlamaya çalışır ve affeder. Hristiyan azizleri gibi günahların ortaya çıkmasındaki rolünü sorgular, insanların günahlarını da üstlenir ve onlar adına bu günahların cezasını çekmeye talip olur. Ancak Prens iyilik ve doğruluk çıtasını o kadar ulaşılmaz bir noktaya çıkarmıştır ki, entrikanın ve dedikodunun hayatın tadı tuzu olduğu bu ortamda artık hiç kimsenin kendinden memnun olma imkanı yoktur. Romanın başlangıcında Prens Mışkin’in ağzından bir idam mahkumunun son dakikalarının tasviri, yazarın idamdan son anda kurtulmasının, yani o büyük travmasının müthiş bir betimlemesi olduğu gibi bu zamana kadar okuduğum en başarılı idam eleştirilerinden biridir. Romanın ilerleyen kısımlarında ortaya çıkan veremli İppolit ve yalancı, iftiracı, çapulcu arkadaşları dönemin aristokrasiye karşı çıkan nihilist-özgürlükçü kesimlerini temsil ederler ki bu grubun büyük kısmı sonraki dönemlerde komünizm-sosyalizm taraftarlarına evrilecektir; görünüşleri ve üslupları bayağıdır, Dostoyevski’nin kendilerinden hiç hoşlanmadığı ve tavırlarının yazarın kutsadığı Rus ülküsüne zarar vereceğinden endişelendiği açıktır. Ama öte yandan İppolit romandaki en gerçekçi kişidir; süslü kıyafetlerin ya da güzel sözlerin arkasına saklanmadan tehlikeleri Mışkin’e sert ve kaba bir dille açıkça haber veren ve budalalığının kendisini ve çevresini yıkıma sürükleyeceğini öngörebilen de odur.
1000Kitap
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma
·
42 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.