Kuyucaklı Yusuf'u okulda hocaların zorunlu kılmasıyla okumuştum. Ama tam aksine zoraki okuduğum bir kitap değil, ilk sayfasındaki ilk kelimeden itibaren beni yakamdan tutup içine çeken bir hikayeydi.
Yusuf'un hayatı, muazzez, Ali ve diğer karakterler... Her bir karakterin ayrı bi trajik hikayesi vardı. Neden bilmiyorum ama kitabın sonlarına doğru olaylar iyice kötüleşse de kendimi mutlu ve tekdüze bir sona hazırlamıştım. Ne yazık ki hayal kırıklığından başka bir şey elde edemedim.
(Spoi içerir)
Ali'nin yaptığı o fedakarlıklar... Acaba gerçekten de dostu için sevdiğinden vazgeçecek insanlar var mıdır? Peki biz dostumuz için sevdiğimizden vazgeçebilir miyiz?
Özellikle son sayfalarında ne olduğunu anlayamadan Muazzez öldürüldü. Cidden şok geçirdim! Ah hele o Yusuf'un Muazzez öldükten sonra -epeyce- tepkisizliği beni iyice karmaşık duygulara sürükledi. Ne bir ağlama ne bir feryat... Evet kitabın başından beri pek fazla duygularını gösteren bir karakter olmadı. Ama senin sevdiğin kız ölmüş ve sen öylece oraya gömüp gidiyorsun. Sonu benim için cidden çok kötüydü. Sabahattin Ali sonu neden böyle yazdı diye düşünmüyor da değilim.
Kitabın sonu her ne kadar, bir süre boş boş duvarı seyretmeme neden olsa da kitap okunması gerekenler listemde. Bence okumaya tereddüt etmeyin.
Hoşçakalın, kitaplarla kalın.