"Aşk bir insanı olduğu gibi kabullenmek değil de nedir?"
Puan vermedi·368 syf.··
2019 64. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 28 Ekim 2019 02:01
(Spoiler içerir) Bu kitap, Dostoyevski’nin okuduğum dördüncü kitabı. Beni derinden etkileyen bu hikaye ile ilgili içimden geçenleri, bu müthiş hikayenin uyandırdıklarını sizinle paylaşmak istiyorum. Romanın isminden de anlaşıldığı üzere maddi zorluklar ile mücadele eden, sağlık ile ilgili problemleri bulunan, zengin ve “üst kesim” diye nitelendirilen kişiler tarafından, hakları yenen, ezilen insanların hikayesi bu. O kadar gerçek bir hikaye ile karşı karşıyasınız ki, sanki birisi size biyografisini anlatıyor da onu dinliyorsunuz gibi. Zaten Dostoyevski’nin kendi yaşamından, yaşadıkları birtakım olaylardan da izler taşıyor gibi bu hikaye. (Belki de tamamen öyle, bilemiyorum). Kitapta, insanlığı, hem nasıl böyle yüce gönüllü ve muhteşem varlıklar olabileceğini hem de ne derece alçalabildiğini gördüğümüz, üzerinde çokça düşünülmesi, konuşulması, kafa yorulması gereken o kadar fazla şey var ki, muhtemelen bir incelemeye sığmaz :) Bunun için benim daha çok üzerinde duracağım konu, hikayemizdeki kahramanların farklı farklı aşkları olacak. Nasıl başlayacağımı bilemiyorum, çocukluktan beri aynı evde yetişen Vanya ve Nataşa’mız var ilk olarak. Nataşa çok kibar, güzel ve bilgili bir kız, Vanya’yı kardeşi gibi seviyor, yakın bir dostu gibi. Vanya’nın onu kardeş gibi sevmediğinin farkında, ama gönlü babası ile büyük bir kavga sonucu yolları ayrılan Prens’in oğlunda. Üstelik onu öylesine seviyor ki, gözünü karartıp, ailesini karşısına alıp ona kaçacak kadar. Tabi böyle çok sevdiği Prens’in oğlu Alyoşa’sı onu ne kadar seviyor, aşkına ne derece layık göreceğiz… Alyoşa, genç bir delikanlı, Nataşa’yı deliler gibi sevdiğini iddia eden onsuz yaşayamayacağını sürekli dile getiren, babasının ve babasının onu evlendirmek istediği kızın karşısına çıkarak, Nataşa ile evleneceğini söyleyen, aslında pek çocukça, pek havai ve dediklerinin bir türlü nereye varacağını bilemeyen bir yapıya sahip. Bunların dışında Bir Nely’miz bir de Alyoşa’nın evlenmesinin daha uygun görüldüğü Katya’mız var. Nely, küçük bir “büyük yürek”. Annesinin sevdiği adam ile kaçması sonucu başına birçok olaylar gelen, kızıyla birlikte geri döndüklerinde dedesinin onları kabul etmemesi sonucu annesi verem yüzünden hayata veda edince, bir şekilde Vanya ile yolları kesişen tatlı kız. (Kısaca bahsediyorum görüşlerimi yazdığımda rahatça anlaşılsın diye) Katya ise Prens’in oğlunu evlendirmek istediği zengin, genç, gençliğine rağmen oldukça olgun, son derece anlayışlı ve bilgili, güzel bir kız. Baktığınızda aşk ile ilgili birçok tanıma rastlarsınız. Kimisi için her şeyin ötesinde saf ve en hakiki duygu iken kimine göre ise hata, yanlış, belli bir amaca ulaşmada bir ön koşul gibi algılanmakta olduğunu görürüz. Bu kitapta yaşanan aşkları ve bunların getirilerini okudukça bir hayli ikilemlere düştüm. Nataşa’nın Alyoşa’ya karşı duyduğu aşk, aşktan ziyade sanki bir annenin çocuğuna karşı sevgisi, ilgisi gibi. Öyle ki, Alyoşa’nın başka bir kadına gitmiş olmasından onun, eğlenmiş olabileceğini düşünerek neredeyse mutluluk duyacak kadar  Ben böyle bir aşkla sever miydim? Ya da bu duruma aşk der miydim? Bir hayli düşündüm, sonucunda bunun çok da sağlıklı olmadığına, aşkın özünün böyle bir şey olamayacağına kanaat getirdim. Aynı şekilde Katya’nın Alyoşa’ya duyduğu aşkta da böyle bir izlenim aldım. Alyoşa’nın çokça çocuk ruhlu olması, içinde hiç kötülük saklamaması, dürüst ve içten olması bu iki kadını, Alyoşa’ya karşı anaç bir şefkatle dolduruyor. Kısacası Nataşa ve Katya’nın aşkı bana, çocuklarına karşı şefkat besleyen bir annenin sevgisi olarak göründü. Alyoşa’nın bu iki kadına olan aşkına gelecek olursak zaten baştaki hata aşkın iki kişiye aynı anda duyulabilen bir his olabileceğini düşünme durumudur Alyoşa, çocukluktan çıkamamış, her şeyi evcilik sanan saf bir genç. İki kadını da seviyor, Nataşa’ya tapıyor gibi hatta fakat aşkın anlamını kavrayamadığı ve gerçek anlamda bir aşk hissinde olmadığından gönlü çabucak kayabiliyor. Ne yazık ki Alyoşa’nın aşkı da gerçek bir aşk değil gözümde (hatta içlerinde en olmayacak aşk bu). Zavallı Nely’nin hayatında hiç onu seven birisi olmadığı için ona yakın olan, onu koruyup kollayan Vanya’ya hayran kalması hiç de şaşılacak şey değil. Nely’nin yüce gönlü ve hayran bir kalbi var, tabi ki aşk değil.. Ve Vanya’nın sarsılmaz, hazin aşkı.. Bilmiyorum ki Vanya gibi bir insan yaşamış mıdır, yaşıyor mu, yaşayacak mı? Benim kitaptaki tek gerçek aşk onun aşkıdır. Sevdiği kadın omuzunda başka bir adama ağlarken bile onu düşünen, teselli eden, her zaman yanı başında olup onu destekleyen, hatta “mektuplarınızı bile taşırım yeter ki evden kaçma” diyebilecek kadar düşünceli, benzeri bulunamaz bir aşık. Ona hayran olmamak elde değil. Ne sahip olma, kavuşma gibi bir beklentiyle seviyor, ne de bir acıma, üzülme ile… Sadece o olduğu için, sadece Nataşa olduğu için. Sadece mutluluğunu isteyerek… Vanya’ya kelimeler kifayetsiz kalıyor. Bana müthiş anlamda iyi bakış açıları kazandırdı bu kitap ve tabi ki Vanya… Okuduğunuz için teşekkür ederim, İyi okumalar dilerim…
Edebiyat
EzilenlerFyodor Dostoyevski · İskele Yayıncılık · 201823,8bin okunma
··
9 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İncelemen çok güzel olmuş. Düşüncelerimiz hemen hemen aynı kitabı daha önce okuyacakken bırakıp budalayı okumaya karar vermiştim sonrasında ezilenleri okumak fırsat olmadı ama incelemenden sonra bu anlattıklarını kendim okumak istedim. Aşk hakkında son zamanlarda çok farklı fikirlere sahip olmaya başladım bu kitabı da en çok onun için merak ettim sanırım. Eline sağlık :)
Tuğba
Gönderi Sahibi
😊🙏🏻😍