Nuri Pakdil’den okuduğum bu yeni kitap tiyatro türünde yazılmış.
İşte kitaptan altını çizdiğim yerler:
“-niçin gök hâlâ üstümüze çökmemekte: insanlar her gün ölü eti yemekte.”
“ay kırıla kırıla incelmiştir: güneşte yorgunluk belirtileri görülmektedir: belki de gizli bir hastalığa yakalanmıştır: rengi biraz atmıştır: balıklar, ikisi arasında sürekli gidip gelmektedirler: sayısız bir yıl: tarihçiler de unutmuşlardır: belki bu yıldır: belki bitmiştir: belki hiç olmamıştır: belki yakınlardadır: çoğunluk, anladığımız kanısında değiliz: büyük, çok büyük bir tutukevi olmasın zaman! : kuşkusuz, büyük bir oyuncudur.”
“niçin! : bir soru: her gün akşam olmakta, her gün sabah olmakta: insanlardan bir buket oluşmakta: insanlar işlerine gitmekte, insanlar işlerinden gelmekte: torbalarda, çantalarda, ya da başka bir şeyin içinde evlerine bir şeyler götürmekte…”
“hep kahverengidir baktığı yerler: kahverengidir elleri, aktır, gene kahverengidir: bastığı yerlerden çikolata biter: yeryüzünde bir kent hep kelebektir: geceyse, bir de karanlıksa, yürüyorsa durur durmaz kelebekler toplanır…”
“yeryüzünü, biraz da kent olarak algılamaktadır: kent yoksa yeryüzü de yoktur: sürekli duyar: kalp atışları, kentlerin alan saatlerinin vuruşları gibi, biraz seslicedir: öğünür: ataları da, çokluk, aynı görevi yüklenmişlerdir…”
Çok yaşlı bir erkek: “-dayandım be! Üçüncü yaşayışım bu: gider gelirim gözümü kapayınca: yakın: uzak içine doğru yürüdüm toprağın: kimi karanlık kimi ışıklı mezarların.”
Çok yaşlı bir kadın: “-ana olmak kolaydı: iyiydi de: zorlaştı sonra: durdu: birini gömdüler mi, bir yanımı da gömerlerdi.”