Merhaba, iyi kalpli dostlarım! Melih Cevdet, adını uzun zaman duyduğum ama bir türlü başlamaya fırsat bulamadığım bir yazardı. Kısmet bugüne imiş. Biliyor musunuz bunu söylemeden edemeyeceğim, acayip derecede psikolojik olarak etkiledi beni kitap. Saat başına 20 sayfa bile okuyamadan ilerledim kitapta. Aşırı derecede yordu beni. Bu yorgunluk dilinin ağırlığından, yazının kalitesizliğinden gibi sebepler içermiyor ayrıca. Hikaye o kadar ağır ki, burada da ilerlemesinden bahsetmiyorum, sizi içine hapsederek içinden çıkılmaz bir raddeye getiriyor. Çıkamıyorsunuz da zaten işin aslı.
Bir de işin en can alıcı noktası ne biliyor musunuz arkadaşlar? 1975 yılından beridir yapılan bütün basımlarda ve kitap arkası yazı geleneğinde hep Dayı ve Yeğen arasında bir çatışma gösterilmiş ama bunun oldukça yanlış olduğunu düşünüyorum. Asıl çatışma nerede biliyor musunuz? Kitapta (gayet ciddiyim, şaka yapmıyorum) bildiğiniz MAL rolü oynatılan bir kadın karakter Vedia var. Bir de kitabı KAHRAMAN BAKIŞ AÇISI kullanarak anlatan kişimiz yani Dayı denilen karakterin köye gelen Yeğeni var. Bu ikisi baştan sona çatışıyorlar aslında. Bütün olay bunların arasında bitiyor ama bu kolay kolay verilmiyor kitaba da.
Bir diğer farklı durum ne diyebiliriz? Köy hayatı ve köy insanları denilince aklımıza ne gelir? İşte köy yemekleridir efendim yayladır, temiz havva, soğuk su falan diyecek olursanız bunlar değildir. Köylük yerde öncelik nedir biliyor musunuz? Dedikodu. Çünkü köyde yaşayan insanlarımız o kadar tutucudur ki insan kendi kuzenleriyle bile yaşı büyüdükçe köyde çok fazla konuşamaz duruma gelir. Anında Dedikodu çıkarmaya hazır BOŞ bir kitle mutlaka vardır orada. Kitapta ise bu iki KUZEN rolü verilmeye çalışılan insan birbiriyle çok fazla yakınlaştıkları halde bunda bir sorun görülmüyor, Müslüman mahallesinde Salyangoz satılma çabaları yapılıyor. Çok farklı bir ortam yaratılmaya çalışarak bu ortamın karakterlerini normalin tam tersinde ve çok farklı duygularla değerlendirerek bunları okuyan okuyucuyu yormak amaçlanıyor.
Peki son olarak bir konuya daha değinip bitirelim. Geçenlerde sizlere (en son o kitapta bahsettiğim için oradan örnek vereceğim) Jules Verne kitabında bir cümle kurmuştum. Yalan olduğunu bildiğiniz bir şeyin bile inandırıcı olması ile ilgili. İşte bu kitapta da o geçerli, yani neye ne kadar inandığınız o kitap hakkında da fikirlerinizi belirliyor ve tüm dediklerime rağmen sizce fikrim ne? HİÇ. Evet, koca bir HİÇ. Diyorum ya o kadar psikolojik olarak yordu ki beni, Psikoloji ile ilgilenen hatta onu okuyan ya da o alanda çalışan arkadaşlarımız varsa kitabı onlara da göndermek ve fikirlerini almak istiyorum. Normal bir okuyucunun (ben) okuyup da anlayamayacağı, bu işi yapan kişilerin daha iyi anlam yükleyebilecekleri çok fazla unsur olduğunu düşünüyorum ben. En azından açık sözlü olduğumu düşünüyorum. Diyeceklerimin hepsi bu kadar, mutlu geceler ve iyi okumalar dilerim..