İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisi içerisinde okumuş olduğum 13. kitap oldu. Seri içerisinde ise 49. sırada kendine yer bulmuş ve dilimizdeki yayın tarihi (İthaki'den) hemen hemen 2 ay öncesine dayanan taptaze bir kitap. Yazar Walter M. Miller, 2. Dünya Savaşı esnasında Amerikan Ordusu'nda görev yapmış ve bunun etkilerini üzerinden uzun bir zaman atamamış. İncelemesini yapmaya çalıştığım bu eseri ise yazarın son eseri olarak yerini almış.
Kitabın ana temasına gelecek olursak; Fahrenheit 451'i herhalde kitaplarla hemhal olan birçok okur elden geçirmiştir. İncelememin başlığında da belirttiğim gibi Fahrenheit'ta itfaiyeciler nasıl bir görev üstleniyorlarsa Leibowitz Tarikatının müntesipleri bu görevin zıttında yer alan bir görevi üstleniyorlar: Yok olmaya yüz tutmuş tüm yazılı ve görsel metinleri kayıt altına alıp saklamak! Neden böylesi bir ihtiyaç hasıl oluyor diye soracak olursak; Nükleer bir savaş sonrasında dünyadaki yaşam hemen hemen yok olmaya yüz tutmuş ve Leibowitz Tarikatı bu noktada kitapları saklamış, çoğaltmış ve zaman zaman da ezberleme yoluna gitmiştir. Tarikata ismini veren Isaac Edward Leibowitz bu hareketin öncüsü olmuş ve kendisinden sonra gelip kendisine tabii olanlar Kardeşlik şeklinde isimlendirebileceğimiz bir anlayışı ortaya koymuşlardır.
Kitap yukarıda anlattığım temayı 3 ayrı bölümde inceliyor. Bu bölümler her ne kadar birbirinin devamı şeklinde betimlense de bana oldukça kopuk oldukları şeklinde bir düşünce hasıl oldu. İlk bölümde Francis Kardeş'in hikayesi ele alınıyor. Francis kilisiden uzakta inzivaya çekilmiş ve Büyük Perhiz Orucu adı verilen ibadeti gerçekleştirirken şans eseri yaşlı bir adamla karşılaşmıştır. Yaşlı adamla yaşadıklarının hemen ardında hasbel kader radyoaktif sızıntıdan korunma amaçlı yapıldığı anlaşılan ve yerin altında kalan bir odayı keşfeder. Odada yer alan materyaller arasında tarikatın kurucusu kabul edilen Isaac Edward Leibowitz'e ait olduğunu düşündüğü bir dizi yazılı materyal bulmuş ve bu yazılı materyallerle uzun bir serüvenin ardından hristiyan çevrelerde büyük bir sükse yaratmıştır. Yazılı metnin ardından yaptığı o büyük yürüyüşte Papa'nın huzuruna kadar çıkmış ancak yolda haydutlarla yaşadığı bir dizi sıkıntıdan sonra alnından okla vurularak hayata veda etmiştir ilk bölümün kahramanı Francis Kardeş.
İkinci bölümde ise Francis Kardeş'in ölümünden sonraki dönemde tarikatın geçirdiği bir evrim konu ediliyor. Buradaki kahramanlarımız da Dekan Taddeo, Hannegan ve Claret Kardeş. Kahramanlarımızın etrafında gerçekleşen olaylar silsilesi bizi bir dizi insanın bilimsel gelişmelere kapalılığı ve bir dizi insanın da bilimsel gelişmelere olan olumlu eğilimiyle karşı karşıya bırakıyor. Epey uzun bir süre karanlığın bir kabus gibi çöktüğü ve radyoaktif maddelerin kullanıldığı bir savaşın etkilerinin devam ettiği bu boğucu ortamı Dekan Taddeo ekibiyle beraber ışığın yeniden keşfedilmesiyle aydınlatmış oluyor.
Üçüncü bölüm ise 3781 yılı sonrasını ele alan kitaptaki son bölüm. Burada tabiri caizse yılların ilerlediğini ancak anlayışın iyice geriye gittiğini görüyoruz. Yüzlerce hatta binlerce yıl önce radyoaktif maddeler kullanarak yeryüzünü karanlığa gömen anlayışın birden hortladığına şahit oluyoruz. Dünya yine kutuplaşmış ve nükleer denemelerle birbirlerine göz dağı veren iki büyük süper güç karşı karşıya gelmiştir. Uzun süren sancıların sonucunda bu iki süper güç birbirlerini eritmiş ve yeryüzünü tekrardan karanlığa boğmuştur.
İncelemiş olduğum kitaba puanım 10 üzerinde 7 oldu. Konusunu, mantığını ve vermek istediği mesajı oldukça anlamlı bulmuş olmakla beraber üslubundan ve içeriğinde fazlaca İncil'den, Kiliselerde ve ayinlerde söylenen şarkılardan bahsettiği için ve bunlarla okuyucuyu gereksiz ayrıntılarla boğduğu için 3 puanı eksiltmiş bulunuyorum.