öncelikle. hayatım boyunca pek çok kitap okudum fakat bu beni -şuan da içinde bulunduğum durumdan ötürü de olabilir- en sarsan ve etkileyenlerden birisi oldu. Nasıl anlatsam bilmiyorum, bu kitap tüm kapıları açıp daha sonra o kapıları örtmeden aralık bırakmış gibiydi. Birbirinin aynısı ama tamamen zıt karakterli iki insanın önce ihtişamlı bir şekilde sosyopatik deliliğinin daha sonra tamamen zıt, keskin iki yola ayrılışının resmedilişi vardı sayfalarda. Hakan Günday kelimeleri o kadar doğru seçmiş ki oluşturmuş olduğu her cümle altı çizilecek türdendi. insanların kendi saçmalıklarıyla oluşturmuş olduğu tüm aptal toplum kurallarını, bireysel rolleri acımasızca aşağılayan acımasız bir kitaptı. yolları değerlendirecek olursak; Kayra dostoyevski’nin yeraltı adamıdır. kendi varlığını bile reddeden, tamamiyle duygulardan arınmış ve içindeki canavarın –kendisini insanlıktan çıkaran canavarın- söylediklerine kulak vererek tüm soruların yanıtlarını arayan bir ‘’insan’’ Kinyas için ise fazla bir şey söylemeye gerek yok, hiçbir zaman tam anlamıyla insanlıktan çıkamamış, sürekli ikilemleri olan, gerçek duygulardan koptuğunu sanacak kadar ahmak, tüm cani eylemlerini kayra’nın üstüne yükleyecek kadar da alçak… ‘’normal’’ denilen tanıma uymak için tüm omurgasızlıkları yapan ve bunu da yaparken önüne gelecek her insanı harcayacak bir alçak, üstelik artık duyguları olduğunu vurgularken. yeniden doğduğunu sanarken asıl ölümü gerçekleşen de kinyas oldu, kayra değil.