Puan vermedi·248 syf.··
2019 58. kitabı
Herkes hayattan bir şey almak ister fakat ona bir şey vermek istemez.. 1898 yılında yazdığı kitaptan sonra kilise tarafından rahat bırakılmamış ve sonrasında Rusya’dan Yugoslavya topraklarına sürgün edilmiş Grigory Spiridonoviç Petrov’un Finlandiya ziyaretleri sırasında gördüklerini kaleme alıp Saraybosna’ da bastırdığı kitap: “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” 600 yıl boyunca İsveç krallığı altında, daha sonra Sovyet rejimine bağlı yaşamış bir milletin, 1919’da -tam 100 yıl önce- ilan ettiği anayasası ile başlayan uyanışı ve bu temellerin nasıl atıldığını anlatan deneme tarzı bir eser. Petrov kitabında bu yeniden doğuşun sadece düşünsel boyutunu anlatılmış olsa da bu düşünce boyutunun ispatlandığı ve bu bakış açısı ile yükselebilineceğini kanıtlayan birçok örnek ortaya koymuş. Bu düşünsel boyut içindeki gözlemler o kadar yerinde ki 100 yıl önce yapılan bu tespitlerin doğruluğu, bugün Finlandiya’nın refah seviyesiyle tüm dünyaya zaten gösterilmiş durumda. Ama asıl önemli olan bu kitabı okumak değil, okuduktan sonra şu soruyu sormaktır: Bataklık halindeki bu topraklar ne oldu da “Beyaz Zambaklar Ülkesi” haline geldi? Bu soruyu cevaplamaya başlayınca durum yavaş yavaş içler acısı bir hal almaya başlayacak. Neden mi? Çünkü kıyaslayacaksınız.. 600 yıl başka bir devletin tahakkümü altında yaşamış bir ülkenin bugün gelmiş olduğu nokta ile 600 yıl birçok devlete tahakküm kurmuş bir devletin (Osmanlı) bugünkü durumunu kıyaslayacaksınız ve içiniz acıyacak. Gelişme, sanayileşme, üretim, eğitim, bilim, sanat ve teknolojide ilerleme adına yapılması gereken hiçbir doğru hamle olmaz mı? Diye soracaksınız.. Ama olmamış işte. 100 yıllık Finlandiya bugün dünyanın en iyi eğitim sistemine sahipken biz eğitim konusunda neden bitik bir durumdayız? Bilim, sanat, teknolojide neden ortaya koyulan hiçbir şey yok, neden üretim yok? Diyeceksiniz.. Sonra bu soruya bizim ülkemizde bazı kesimler ki -bana göre bir adım ileri gidemememizin en büyük sebepleri onlardır- coğrafya kaderdir diye zırvalıklarla cevap verdiklerini göreceksiniz. İşte bu kitap bu tezin ne kadar saçma olduğunun en büyük ispatıdır. Bunu artık kabul etmeliyiz coğrafya kader filan değildir. Eğer coğrafya kader olsaydı bugün Güney Kore ile Kuzey Kore arasında 100 yıllık fark olmazdı. Meksika ile Amerika resmen farklı çağları yaşamazdı. Coğrafya hayvanların kaderidir. İnsan doğaya mahkûm değildir: Ne iklim ne de coğrafya insanı yapacaklarından alıkoyamaz. Benzer coğrafya şartlarında yaşayan insanlar birbirlerini andıran tepkiler gösterecek diye bir şey yoktur. Bilim, bu tür yaklaşımları kabul etmez. Bilim, gözleme ve deneye dayanır. Doğru yönetim bir ülkeyi ileri götürürken yanlış yönetim geriye götürür. Bunun kaderle bir ilgisi yoktur. Kader, beceriksizliğin, çalışmamanın, yeterince mücadele etmemenin suçu üzerinden atmanın yoludur. Varoluşcuların en başında gelen Sartre bile “var oluşumuza karışamayız ama ondan sonrasının sorumluluğu, kaderi oluşturmanın yükümlülüğü bize aittir” der. Coğrafya kaderdir felsefesi antik çağda ortaya atılmış ve orada kalması gereken bir düşüncedir. “Coğrafya kaderdir” ifadesi tembelliğin bahanesidir. Kitabın konusu gereği başta Finlandiya olmak üzere dünyanın refah düzeyi en yüksek 10-15 ülkesine bir bakın, araştırın. Eğitimi, bilime, sanata ayrılan bütçeleri ölçün biçin. Çocukların ve gençlerin uğraşlarını bir inceleyin. Tv programlarında ülkelerin aydınlarının tartıştıkları konuları sorun soruşturun. Finlandiya Norveç Kanada Amerika İngiltere Yeni Zelanda Avustralya Almanya İsveç ... Acaba kaç tanesi Hristiyancılık ideolojisi üzerine temellerini atıp bugünlere gelmiş. Şu saydığım ülke vatandaşlarının neredeyse yüzde 70’i herhangi bir dine mensup değil. Ya da “Fin”cilik, “Amerikan”cılık, “Kanada”cılık, “Alman”cılık vs vs vs ideolojileri ile milliyetçilik akımı üzerinden ilerleme kaydeden gördünüz mü? Tüm bu ideolojilerin dışında ortaya koyduğu tüm fikirleri herhangi bir kişinin, liderin arkasına sığınarak gerçekleştiren var mı? Acaba bu ülkelerde de fen bilimlerinden daha çok rahip, rahibe, papaz yetiştiren okullar mı var? Buradaki gençlerde acaba okumak, kendini geliştirmek ve ortaya bir şeyler koymaya çalışmak yerine İsveç halk evlerine ya da Hollanda ülkü ocaklarına ne bileyim İtalyan manastırlarına gidip goygoy mu yapıyorlar? Neyse daha bunlar gibi sayısız örnek verilebilir... Eee deveye sormuşlar boynun neden eğri, nerem doğru ki demiş... Adamlar 17. yy da rönesans ı tamamladı kilise çöktü ve bu sayede çağ atladılar bizde hala islamcılık diye geziniyorlar. Fransız ihtilali oldu bitti 1 milyondan fazla insan öldü, çok uluslu devletler yıkıldı. Neredeyse dünyanın tüm milletleri devletlerini kurdu. Koskoca Nazi Almanya’sı çöktü.. Ama 2020 yılında bizde hala milliyetçilik üzerinden siyaset yapıp memleketi bir yerlere getireceğini sananlar var. Kraliyetle yönetilen ülkelerde kurucu kralların soyundan gelenler babasının adıyla siyaset yapamaz oldu bizde hala Kemalistler kol geziyor. Piyasada tarikatı cemaati şeyhi müridi saçma sapan bir sürü oluşum bir sürü din tüccarı bitmek bilmiyor.. Ülkede okuma oranı desen yüzde 1, onun yüzde 70’de saçma sapan kitaplar... Neyse uzun lafın kısası ve işin özü şu: eğitim, eğitim ve yine eğitim... Ve bu eğitimle inşaallah gelecek, bizim çocuklarımız için daha güzel olur.. Herkese iyi okumalar
Edebiyat
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Beyazıt Kitabevi Yayınları · 2018124,7bin okunma
·
16 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.