Merhaba dostlar. Bu kitabımızda Konya’da devam eden balayı tatilimize devam ediyoruz öncelikle. Tabii bu nasıl balayı diyeceksiniz, çünkü hep bir soruna odaklanma var. Sanırım öncelikle bahsetmemiz gereken konu da bu. Kılık kıyafet yönetmeliği. Bu yönetmeliğin sadece göstermelik olduğunu ve her şeyi değiştirdik bunu da değiştirelim anlayışı güttüğünü hangi yazar söylerse söylersin, gerekirse Mustafa Kemal Paşa gelsin (keşke) onunla bile tartışırım. Bazı şeyler vardır asla değişmez, hele ki her yazar bu konuda gerçek düşünceyi değil de salt kendi düşüncesini bir başkasının düşüncesi gibi kabul ettirmeye çalışırsa benim fikrim artık yanlış olsa bile kendi fikrimi tutturmaya devam ederim. Bu kılık kıyafet kanunuymuş, şapka kanunuymuş hani bunlar artık bana çok şart da ondan yapılmış gibi değil de her şeyi değiştirdik bu da değişsin inancıyla yapılmış geliyor. Sözün özü bu konuda fikrim değişmeyecek, madem özgür bir ülke herkes istediğini giyer. Ben papyon takıyorum öyle rahatım, bir arkadaş kravatsız dolaşmaz, başka bir arkadaş sarık takar, birine de tişört dışında hiçbir şeyi parasıyla giydiremezsiniz. Bunlar asla değişmez ve hepimiz özgürüz, birbirimize de saygı duyuyoruz. Teşekkürler.
Ardından meclisin gerçekten karışacağı bir olay olur. Mustafa Kemal’e karşı en sert muhalefeti ortaya koyan Trabzon Mebusu Ali Şükrü, 27 Mart 1923’te ortadan kaybolur. Bir türlü de hükumet bu adamı bulamaz. İş ya mecliste de Mustafa Kemal düşmanlığı çoktur. Paşanın üzerine yıkılmak istenir bu durum. Üstelik kendisine karşı gerçek manada bir muhalefet arayan Mustafa Kemal’in de Ali Şükrü Bey’i desteklediği, birbirleriyle danışıklı dövüşerek bir nevi daha ateşli bir ortam yaratmak istedikleri de bilinmektedir. Hal böyle olunca iş ta paşaya kadar varacaktır. Cinayeti işleyenin ise Atatürk’ün en yakın adamı ve koruması olan Topal Osman olması şüpheleri daha çok arttırsa da hem hakkında yazılan ve Giresun’da bir baskında öldürüldüğüne ilişkin yazıların hava cıva olduğunu hem de Atatürk’e yaranmak adına birileri tarafından bu iş için kullanıldığını gösteriyordu. Bu da hiç hoş olmadı haliyle. Burada işin gerçek ama kimilerine göre dalga da geçilecek bir boyutu var ki, fazla sevgi insanı mutlaka hataya sürükler, ölüme bile götürür. Bunu anlıyoruz. Topal Osman’ın Mustafa Kemal’e sevgisi bir oğulun babasına sevgisi gibidir.
İkinci ve asıl Lozan görüşmeleri sonrasında şöyle bir durum ortaya çıkar. Mustafa Kemal Paşa’nın inatla İsmet Paşa üzerinde diretmesi ve Paşanın etrafını sürekli dalkavukların sarması, paşanın da daha önceden yaptığı gibi yanında lider vasıflı insanlar yerine ikinci üçüncü kalite insanları istemesi ve mutlak hakimiyet düşüncesiyle beraber ona gerçek birer dost olmuş kişiler yavaş yavaş yanından uzaklaşıyor, Mustafa Kemal’in etrafını iyice dalkavuklar sarıyordu. Bu duruma en çok yakınanların başında o dönemin başbakanı Hüseyin Rauf geliyordu. Zaten bu duruma daha fazla dayanamayıp 4 Ağustos 1923 günü başbakanlıktan çekilecekti. Onunla aynı düşünceye sahip diğer kodamanlar ise Ali Fuat Paşa ve Kazım Karabekir Paşa idi. Sonra bunlara Rauf Orbay katılacaktı.
Bunun dışında Lozan sonrası İngilizlerin gitmesiyle antlaşmadan (24 Temmuz 1923) birkaç ay sonra 6 Ekim 1923’te İstanbul yeniden Türklerin oluyordu. Hemen bunun ardından çok daha güzel bir şey olacak. Bir ülke düşünelim. Son 250 yılını savaşarak geçirmiş ve tabiri caizse bu savaşlarda kaşıkla aldığı yerleri bir sonraki savaşta kepçe ile dağıtmış. En son küçüle küçüle bir Anadolu kalmış elinde. Sonra bu Anadolu’dan bir kişi çıkmış ve yaptıklarını da seven sevmeyen herkes görmüş. Bu adam en son demiş ki, şimdi öyle bir şey yapmalıyım ki, ülke bugünkü durumunda kararsız bir biçimin bunalımıyla karşı karşıya kalmasın. Bunu düşünerek ve dost düşman her meclis üyesiyle konuşarak bir kararı ilan etmiş ve şöyle söylemiş: Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz! 29 Ekim 1923’te de söylediğini yapmış bu büyük adam Mustafa Kemal’den başkası değildir. Haydi bir de benden size güzellik bak bunu herkes yazmaz. O gün bu konuşmadan sonra Yunanlılardan ganimet olarak ele geçirdiği Ford T modeli arabayı da sizlerle paylaşacağım. 1923 model. Altta bir de 1920 modelini paylaşıyorum. Çünkü emin olamadım ama 1920 model olan daha afilli gibi.
i.hizliresim.com/lQVZqQ.jpgi.hizliresim.com/p5Ln5o.jpg
=> Fazladan bir bilgi olarak ilk Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün oyların tamamını alarak meclisten seçildiğini belirtmek isterim. Toplam 158 oy yapar ki bu da o gün şartlarında mecliste 158 kişinin olduğunu gösterir.
=> 3 Mart 1924 – Tevhidi Tedrisat Kanunu ile medreseler tarihe karıştı. Eğitim birliği kabul edildi.
=> 3 Mart 1924 – Halifelik kaldırıldı.
=> 3 Mart 1924 – Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Böylelikle her önüne gelen hoca olduğunu iddia edemeyip bu iş bir merkeze bağlandı ki böylesi daha iyi oldu. Bu konuda çok yakınlarımdan da büyüklerimin yakın zamana kadar muhalefeti. Şu son olaylar ve Fetöşçülerin ortaya çıkmasıyla onları da yola getirmiş olduk.
Şöyle bir son söz olarak konuşacak olursak, düşünüyorum da ya gerçekten hasta oldum ya da çok fazla yalnız kalıyorum. 650 sayfanın başka bir açıklamasını bulamıyorum çünkü. Hele bir de Tarih kitabı olunca onun bitmezliği ayrıdır. Kendimden şüphelenmeye başlıyorum bazen. Şaka bir yana şöyle bir ciddiyetle baktığımızda çok dolu bir kitap olduğunu söyleyemeyeceğim. Hani güzel bilgiler var ama 650 sayfanın 250 sayfasını doldurur. Kalan 400 sayfa bildiğiniz dedikodu gibi anlatılıyor yani. Bunu sevmedim ama mecbur seriyi bitireceğim bir şekilde. Hesaplarıma göre bir engel çıkmazsa haftaya Perşembe ya da Cuma bu seri de bitmiş olacak. Bana ne kattığına bakıyorum. Zaten anlamsızlıklar dünyasında kaldık iyice, bari kitaplarımız buna bir anlam kazandırsın, bize bir şeyler katsın gözüyle bakıyorum. Keyifli okumalar iyi akşamlar diliyorum..
Kutsal Barış 2Hasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 199637 okunma