Barış Bıçakçı’nın 2004’te yayımlanan,2011 ‘de senaryolaştırılıp sinema filmi çekilmiş,hatıraların anlatıldığı mektup türünde bir kitap..
Kitapta üç ana karakter var;Ender,Çetin ve Nihal..
Ender’in bakış açısıyla ve onun kaleminden anlatılıyor geçmiş..
Tüm hatıralar neredeyse Ankara’da yaşanmış ve Ankara’nın parkları ,sokakları,caddeleri,yolları,havası dış mekan olarak geçiyor.Ankara ya bir merak ya da Ankara sevgisinin depreşmesine vesile olabilir bu kitap..
Hatıralar anlatılırken yeniden yaşanıyor okuyucunun gözünde de ve bolca iç diyaloglara yer verilmiş özellikle Ender’in duygu ve düşünceleri..
Gerçi kitap da Çetin neredeyse tamamen gözlemlenen ve davranışları anlatılan konumda..
Ender ,Çetin’le karşılaştırıldığında çok daha duygusal biri..
Kitabın konusu kısaca; Ender ve Çetin otuzların sonlarında aynı evi paylaşan ,kitaplarla araları çok iyi dosttan daha öte hayatı birleşik organizma gibi yaşayan iki orta yaşlı erkek,hayatlarının bir döneminde evlerinde iki yıllığına arkadaşları Fikret’in üvey kızkardeşi Nihal’i misafir etmeleri ve yaşanan gündelik olaylar konu alınmış..
Barış Bıçakçı’nın dili çok akıcı ve doğal bir anlatım var..Kitabın arka kapağında da yazdığı gibi Barış Bıçakçı kitaplarını nefes alır gibi su içer gibi yazıyor.
Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da benim görebildiğim Fizik sevgisiyle ilgili iki cümle buldum.
Biri avm içinde saatlerce vakit geçirdiklerinde statik elektrikle dolmaları ve birbirlerine aktarmaları..
Diğer;bilye nin yere düştüğünde giderek daha az yükselerek yerle beraber gitmeye başlaması..
Elektrik ve Kuvvet konusu yani..
Barış Bıçakçı’nın kahramanları hayatı hem içerden hem de dışardan yaşayabilenlerden..Ama daha çok içerden..Yani içinde yaşadıkları topluma hiç benzemeyip farklı alışkanlıklar ve davranışlar sergilerken aynı zamanda o toplum içinde gezip o insanların takıldığı mekanlarda zaman geçirebiliyorlar..
Kitabın konusu iki erkeğin bir kadına aşık olması diyebiliriz yani olağan bir konu..
İnsanın şu hayatta Ender ve Çetin ikisinden biri gibi bir dostu olmalı diye düşündüm kitabın tüm sayfalarında..
Okurken çok eğlendim yer yer hüzünlendim ama çoğunlukla durdum durdum kahkahalar attım..
Kitap bir toplu taşımada bence okunmaz,
Bir yaz günü kumsalda şemşiye altında şezlonga uzanmış soğuk bir içecek eşliğinde okunabilir..
Kitabı sinema izliyormuş gibi onudum kafamda Çağan Irmak bu kitabı film yapsa ne güzel olurdu diye düşünürken kitabın sonunda öğrendim ki zaten filmi çekilmiş..
Ben izlemiyeceğim filmi ,Barış Bıçakçı’yı esefle kınıyorum Çağan Irmak çekseydi bu kitabı güzel yorumlardı..
Kitaptan keyif almanız sizin kişiliğinize ,hayatla genelde kurmayı tercih ettiğiniz ciddi,komik bakış açısına göre değişir..
Eğer kendi acılarınızı evrene maletmeden hormonsuz olması gereken büyüklükte yaşayanlardansanız ve de sonunda hep sonunda gülmek,gülümseyebilmek,gülüp geçmek modunda bir tarzınız bakış açınız varsa bu kitap size sitcom izlerken karışık çerez yanında limonata içiyormuşsunuz tadı sunacaktır.
Ben böyle bir keyif aldım doğrusu..
Keyifli Okumalar..