Puan vermedi·88 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Aralık 2019 21:42 Ziya Gökalp 1876-1924 yılları arasında yaşamış, dönemin getirdiği kargaşanın içinde ‘ülke nasıl kurtarılır, vatan, millet nedir?’ gibi sorulara cevap aramıştır. Türk toplumunu anlamaya ve geliştirmeye yönelik bu çabası onu Türk sosyolojisinin öncü isimlerinden biri haline getirmiştir. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere çağdaşı olan pek çok isme fikir vermiş, kendisinden sonraki nesillerin düşünce dünyalarının oluşumuna katkıda bulunmuştur. Eserlerinde hars, medeniyet, millet, mefkûre kavramlarını tanımlamış, Türkçülük, İslamcılık akımları ve bu akımların nasıl gerçekleştirilebileceği üzerinde durmuştur. Muasırlaşmak nedir, nasıl gerçekleştirilir?, milli lisanın önemi gibi konular üzerinde durarak Türk toplumunun mevcut durumunu incelemiş, tespitlerde bulunmuş ve çözümler üretmiştir.
Üç Cereyan
Ziya Gökalp yaşadığı dönemde sıklıkla tartışılan akımlar içerisinde üç cereyan adını verdiği Türkçülük, İslamcılık ve Batıcılık üzerinde durmuştur. Genel kanının aksine bu üç akımın birbirine zıt olmadığını, tam aksine birbirini desteklediğini savunmuştur. İlk olarak Türkçülüğü Türk milletini yükseltmek olarak tanımlayan Gökalp millet kavramı ve Türkçülüğün çeşitleri üzerinde durmuştur. Ona göre millet: ’Lisanca, dince, ahlakça, bediiyatça müşterek olan yeni aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bulunan bir zümredir.’ Millet kavramı ırktan, kavmiyetten, coğrafyadan, fertlerin isteklerinden bağımsızdır. Çünkü bunların hiçbiri toplumsal davranış ve olaylarda tek başına belirleyici değildir. Bir toplumda yetişen bireylerin ortak bir lisan ve kültürü kazanarak ulaştıkları nokta millet olma noktasıdır. Millet olma milli vicdanın uyandığı aşamadır.
Gökalp’in millet kavramını tanımlaması ‘mefkûre’ kavramını da ortaya koyar.’ Bir millet felakete uğradığı zaman fertler kendi hürriyetlerini değil milletin istiklalini düşünür. İşte bu düşünce mefkûredir.’Demek ki millet olmanın en önemli yanlarından biri ortak bir mefkureye sahip olmak ve bu uğurda mücadele etmektir. Gökalp’in yaşadığı dönemde özellikle gençlerin böyle bir mefkûreye ihtiyaçları oldukları açıktır. Cemiyetler kurup, dergi ve gazeteler etrafında birleşerek çeşitli fikir arayışları içinde olmaları esasen toplumdaki bu mefkûre arayışının bir göstergesidir. Milliyet mefkûresinin gayrimüslimlerde, Arnavutluk ve Balkanlarda canlanmasının Osmanlı’nın yıkılışına neden olduğunu belirten Gökalp, Türk milletinin bu fikri geç idrak ettiğinden bahseder. Ayrıca Türk milletinin tüm maddi imkansızlıklara rağmen cephelerdeki başarısının arkasında da bu manevi güç olduğunu savunur. Gökalp’in tanımladığı mefkûre Turan’dır. Turan’ı en çarpıcı olarak tanımladığı şiirinin son iki dizesi şöyledir:’ Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan/Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan’ Demek ki Turan yalnızca sınırları belirli bir toprak parçası değil, Türklerin oturduğu ve Türkçe’nin konuşulduğu bütün yerlerin toplamıdır.
İslamlaşmak
İkinci olarak İslamlaşmak, Gökalp’e göre Türkleşmekten ayrı düşünülemez. Muasır bir İslam Türklüğü icat etmek gerektiğini savunan Gökalp bu noktada kültür ve medeniyet kavramları üzerinde durmuş ve Şark medeniyetinin sanılanın aksine İslam medeniyeti olmadığını daha evvelden Akdeniz medeniyetinin var olduğunu, ardından Yunan medeniyetinin meydana geldiği, sonrasında Roma medeniyetinin oluştuğu ve Şark ve Garp medeniyetlerinin Roma medeniyetinden meydana geldiği düşüncesindedir. Böylece İslam medeniyetinin kapsamında sayılan birtakım özelliklerden sıyrılarak İslam ile beraber Garp medeniyetine dahil olmak gerekmektedir
Muasırlaşmak
Son olarak Muasırlaşmak Gökalp için kesinlikle gereklidir. Fakat bahsettiği Muasırlaşmak Avrupalılar gibi giyinmek, şekilce onlara benzemek değildir. Fen, teknik gibi hususları almak ve geliştirmektir. Yani Muasırlaşmak esasen Avrupa’ya ihtiyaç duymamaktır. Gökalp Tanzimatçıları bu noktada hataya düşmekler eleştirir. Çünkü onların Garp’tan yalnızca tüketimi(beslenme, giyim vb.) aldığını halbuki üretimi almadan bu tarz bir Batılılaşmanın başarısızlığa mahkum olduğunu savunur.
Ziya Gökalp’in üzerinde durduğu en önemli noktalardan biri de hars ve medeniyet kavramlarıdır. Hars kavramı bugünkü kültür kavramına karşılık gelir. Hars millidir, her millete özgüdür. Bir milleti millet yapan değerlerdir. Bunun içerisinde dil, ahlak, adet kaideleri, efsaneler, masallar sayılabilir. Hars tabiidir, duygulardan oluşur. Medeniyet ise beynelmileldir(evrensel). Fertlerin iradeleri ile meydana gelir. Ekonomi, ticaret, bilim, fen vb. milletten millete geçebilir. Tanzimatçıları bu noktada Osmanlı ve Garp medeniyetlerini birleştirmeye çalışmaları bakımından eleştirir. ‘İki dinli bir fert olamayacağı gibi iki medeniyetli bir millet de olamaz.’ Demek ki bir milletin edinebileceği tek bir medeniyettir. Bu bağlamda Türkçülüğün gayesi bir Türk harsı oluşturmaktır. Gökalp’e göre ideal olan Türk milletin harsını koruyarak Avrupa medeniyetine girebilmesidir.
Not: Kitap dil olarak bugün sık kullanmadığımız kelimeleri içerse de benim okuduğum karbon kitaplar basımında sayfanın hemen altında anlamlarının yazılı oluşu okumaya yardımcıydı. Gökalp'in fikirlerini anlamak açısından kısa ve dolu dolu bir eser, keyifli okumalar dilerim.