sembolik kısımları kenara bırakırsak, ruh adam'a başladığımda, başarılı bir edebiyat öğretmeni olan ayşe pusat'ın tüm nahifliğine ve sadakatine karşı, eşi selim pusat'ın duvar gibi, kaba, kibirli, hırçın tavırları ciddi ciddi sinirlendirmişti beni. ve ayşe pusat'a acımıştım. ancak kitap bittiğinde asıl acınması gerekenin selim pusat olduğuna karar verdim. selim pusat'ın yalnızlığı, yalnızlığın bile kalbini çatlatacak derecedeydi. üstüne bir de sevmekle kınandı. insan için, sevmekle kınanmaktan daha acı bir durumun var olduğunu düşünmüyorum.
ram ol bana, ruhun yeni bir aleme girsin..
yazmış kaderin: aşkıma ömrünce esirsin!
aklınla, şuurunla, hayalinle bilirsin;
mutlak seveceksin beni bundan kaçamazsın. / selim pusat
ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu. / selim pusat
youtu.be/CZfCicAioEo
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 201934bin okunma
Selim'in yalnızlığı, evliyken karısının öğrencisi olan bir liseli kıza olan aşkını masum mu gösterdi? Ve bu kınaması garipsenen bir aşk mı cidden? Bundan acısı o aşka sahip olmak olabilir...