Öncelikle Lermontov'un hayatından kısaca bahsetmek istiyorum. Lermontov, küçükken her türlü maddi imkana sahip olmasına rağmen, babasıyla görüşmesi yasaklandığı için mutsuz bir çocukluk ve gençlik geçirdi. Sağlığı nedeniyle hem temiz havası hem de kaplıcaları için sık sık gittiği Kafkasya’da, dağlara karşı derin bir tutku geliştirdi. Moskova Üniversitesi’nde felsefe eğitimi almaya başladı. Ertesi yıl babasının ölümüyle ağır bir bunalım geçirdi ve intiharın eşiğine geldi. Şiir yazmaya bu yıllarda başladı. Dönemin siyasi ortamını eserlerinde yansıttı. Puşkin'in bir düello sonucu öldürülmesi onu derinden sarstı. Bu ölümün gerçek sorumlularını eleştiren bir şiir yazdı. Sonrasında "Puşkin'in Varisi" olarak nitelendirilmeye başlandı. Ancak ne yazık ki yıllar sonra kendisi de aynı kaderi yaşayacak ve bir düello sonucu henüz 27 yaşındayken öldürülecekti.
Yazarın hayatından bahsetmemin nedeni kitapta birçok otobiyografik unsurların bulunmasıdır. Özellikle Kafkasya coğrafyasını çok iyi anlattığını söyleyebilirim.
Roman, birçok açıdan postmodern özellikler taşıyordu. Anlatıcının hatıraları ve Peçorin'in günlüğü olmak üzere iki farklı teknik kullanılmış. Ayrıca anlatıcı bazen direkt olarak okurla konuşuyordu. Bu teknikler o dönem için az rastlanılan tekniklerdi. 1840'lı yıllarda yazılmış olmasına rağmen bir antikahraman Peçorin karakteri sanki günümüzden biri gibiydi. Bunalımları,kararsızlıkları, çürümüş ruhu bunu gösteriyordu. Nihilizm etkisiyle de oluşan inançsızlık onu bir boşluğa sürüklemişti. Ne gerçek bir dostluk kurabiliyordu ne de tamamen bir kadına aşık olabiliyordu. Hayatına giren insanları bir şekilde kendisinden uzaklaştırıyordu. Tevfik Fikret'in de dediği gibi:
"Bütün boşluk: Zemin boş, asuman boş, kalb ü vicdan boş"
Peçorin, içindeki bu boşluk ve duygusuzluk yüzünden insanlarla oynamaya, onların mutsuzluklarından zevk almaya başladı, bu yönüyle karakteri Dorian Gray'e benettim. Ama yine de bazı noktalarında vicdanlı davrandığını görürüz yani ne tam olarak kötü bir karakterdir ne de tam olarak iyi. Zaten yazarın da amacı hem iyi hem de kötü yönlerini göstererek karakteri anlatmak çünkü:" Biz anladığımız hemen her şeyi bağışlarız."(syf68)
O dönemde böyle bir antikahramanın eleştirileceğini bilen yazar ön sözde şunları söyler:"Bana bir insanın bu kadar kötü olamayacağını söyleyeceksiniz yine; ben de diyeceğim ki, madem bir sürü trajik ve romantik haydutun varlığına inandınız, neden Peçorin gerçeğine inanmıyorsunuz?... Yoksa bu kişideki gerçek payı sizin istediğinizden daha mı fazla?"
"Başkalarının mutsuz olmasına sebep oluyorsam,bilin ki ben onlardan daha az mutsuz değilim." syf 46
"Şu anlamsız dünya ruhumu bozmuş; kafam tedirgin, yüreğim doymak bilmiyor; hiçbir şeyle yetinmiyorum; zevke nasıl alıştıysam acıya da öyle alışıyorum, hayatım gittikçe boşalıyor; bir tek çare kaldı benim için: yolculuk etmek." syf 47
"Herkes, yüzümde kötü eğilimlerin belirtilerini arardı- aslında olmayan ama onlarca olması gereken eğilimleri: Sonunda dilekleri gerçekleşti. Alçak gönüllüydüm; beni hesaplılıkla suçluyorlardı: Sonunda hiç konuşmaz hale geldim. İyilikle kötülüğü ayırt edebiliyordum; anlamıyorlardı beni, herkes kırıyordu: Kin gütmeye başladım. İçime kapanık bir çocuktum, başkaları gibi şen, konuşkan değildim; onlardan üstün görüyordum kendimi ama herkes beni beni onlardan aşağı tutmakta söz birliği etmişti: Kıskanç oldum. Bütün dünyayı sevmeye hazırdım; değerlendiren çıkmadı: Böylelikle de nefret etmeyi öğrendim"syf127
Bu gibi alıntılarda da görüyoruz ki yazar, karakterin bu halinin sebebini dünyaya ve insanlara yoruyor.
Son olarak; Ülke Tamer'in çevirisi harikaydı. Yazar, daha fazla yaşasaydı daha iyi, daha olgun eserler verebilirdi..