Per Petterson'ın hayranlıkla okuduğum ikinci kitabı, At Çalmaya Gidiyoruz, çok güzel ve etkileyici bir roman. Hayatının son döneminde, geçmişini ardında bırakabilmek için Norveç ormanlarında inzivaya çekilen Trond’un öyküsü İsveç sınırındaki köyde edindiği arkadaşı ile birlikte “At çalmaya giderken” yaşadığı olay, onu ömrünün sonuna kadar etkisi altında bırakıyor bu sebepten Doğayla baş başa bir yaşamaktır tüm isteği Ama derinlerde Trond’un ne yaparsan yapsın geçmişinden bir türlü kurtulamadığına tanık oluruz. Bir diğer olayı ise Eşini kötü bir trafik kazasında kaybetmesi bunların hepsi ile hesaplaşmak amacıyla değil, aksine kendisine bir türlü huzur vermeyen geçmişinden bir an önce kurtulmak için kaçtığını görüyoruz ve kaçmanın artık bir yerde fayda etmediğini üzerine yapışmış bir parazit ( bu arada parazit flimini'de izleyin derim) gibi kendi ile yaşamaya başladığını acı bir gerçeğidir.Peki şu soru akla geliyor “canımızın ne zaman acıyacağına gerçekten kendimiz mi karar veririz”?
Okuyucuyu kitabın içine hapseden bir anlatım tarzı olduğuna eminim bende bıraktığı izlenim bu tıpkı diğer kitabı gibi ve güzel bir haber benim ve bu yazarla tanışmak isteyenler için
yeni çevrilen kitabı ''Benim Durumundaki Erkekler'' yakında çıkıyor .. iyi okumalar