Allahım ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, kabul olunmayan duadan, fayda vermeyen ilimden sana sığınırım.”
Allahım ürpermeyen kalpten sana sığınıyorum. Hissetmeyen bir kalpten sana sığınıyorum. Güzellikleri fark edemeyen, acı duymayan, merhametsiz, yanlış yol üzere olan ama bunu fark edemeyen kalpten sana sığınıyorum. Kanıksanan haramlar yüzünden ürpermeyen bir kalpten sana sığınıyorum. Ve Allahım kalbi ürpermeden yalan söyleyebilen, art niyetli her türlü insandan ve onların düşüncelerinden, şerrinden de sana sığınıyorum.
Allahım doymayan nefisten sana sığınıyorum. Bizi israfın her türlüsünden koru. Maddî her türlü israftan, vakit israfından, fikir ve duygu israfından, ilim israfından sana sığınıyorum. Bize verdiğin her türlü nimeti, aklımızı, bedenimizi, sağlığımızı olması gerektiği şekilde kullanabilmemizi bize nasip et. Bu nimetlere karşı şükürsüzlük etmekten de koru bizi.
Allahım kabul olunmayan duadan sana sığınıyorum. Duanın da en güzelini, en hayırlısını doğru bir şekilde yapabilmeyi nasip et bize. Duasız geçen vakitleri, şükürsüz geçecek vakitleri, ziyanda geçecek vakitleri bizden uzak eyle.
Allahım fayda vermeyen ilimden de sana sığınıyorum. Belki şu an en çok da bundan sığınıyorum. Öğrendiğimiz şeyleri, bildiklerimizi senin rızan için kullanabilmenin yollarını göster bize. Bize güzel kapılar, hayırlı yollar aç. Ve bunlar aracılığı ile ümmete faydalı işler yapabilmemizi, ümmete faydalı insanlar olabilmemizi nasip eyle.
Allahım bizi doğru yoldan ayırma. Kendi içimizde ayrılığa düşmekten bizi koru. Her türlü iftiradan, şerden, haramdan ve musibetten sana sığınıyoruz. Bizi İslam üzere sabit kıl ve ahlakımızı güzelleştir, imanımızı kuvvetlendir. Bize dünyada da iyilik ve güzellik nasip eyle, ahirette de iyilik ve güzellik nasip eyle ve bizi cehennem azabından koru.
Abdullah bin Amr -radıyallâhu anh-’ın rivâyet ettiğine göre Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle duâ ederdi:
“Allâh’ım! Huşû duymayan kalpten, kabul olunmayan duâdan, doymayan nefisten ve fayda vermeyen ilimden Sana sığınırım. Bu dört şeyden Sana sığınırım.” (Tirmizî, Deavât, 68)
BİR MESAJ: “Huşû duymayan kalpten, kabul olunmayan duâdan, doymayan nefisten ve fayda vermeyen ilimden Allâh’a sığın!”
Ey Muhammed ümmeti! Dört şey ki dâimâOndan istiâze hem Rabbe ilticâ gerek:Fayda vermeyen ilim, dinlenilmeyen duâ,Doyma bilmeyen nefis, Hak’tan ürkmeyen yürek!
(Nazmen trc. Tâlî)
Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in dilinden günlük hayatında duâ hiç eksik olmazdı. O’nun yaptığı güzel ve mânâlı duâlardan biri de istiâze duâlarıydı. İstiâze, kısaca Allâh’a sığınmak anlamına gelir. Fahr-i Âlem Efendimiz; neticesi kötü olabilecek durumlardan hep Allâh’a sığınır, O’na duâ ederdi.
İşte bu istiâze duâlarından birinde şu dört şeyden Allâh’a sığınmıştır:
• Huşû Duymayan Kalp,
• Kabul Olunmayan Duâ,
• Doymayan Nefis,
• Fayda Vermeyen İlim.
Şimdi bunları sırasıyla ele almaya çalışalım:
Huşû Duymayan Kalp
Kalp, Cenâb-ı Hakk’ın insana lutfettiği en değerli nimetlerden biridir. Kalp; insanın maddî âleminin merkezi olduğu gibi, daha önemli bir şekilde mânevî âleminin de merkezidir. Dolayısıyla kalp, îmânın da merkezidir.
Bu bakımdan kalbin ne söylediği, nelere muhabbet beslediği, nelerle heyecan duyduğu vs. bütün bunlar, îmânımızın hangi noktada olduğunu işaret etmesi ve göstermesi bakımından çok mühimdir.
Onun için bir mü’minin kalbi, Kur’ân tilâvetiyle huzur bulur. Ezân-ı Muhammedî okunduğunda veya yüce Rabbimiz’in bir âyeti okunduğunda kalbi titrer. Nitekim Rabbimiz, bir âyet-i kerîmede gerçek mü’minlerin vasıflarından bahsederken;
Allâh’ın adı anıldığında o mü’minlerin kalplerinin titrediğini, Allâh’ın âyetleri kendilerine okunduğunda da bunun îmanlarını ziyadeleştirdiğini (el-Enfâl, 8/2) ifade buyurmaktadır.
Bu mânâda Allâh’ın âyetleri okunduğunda kalbinde bir ürperti hissetmeyen veya ezân-ı Muhammedî okunduğunda kalbinde bir tesir oluşmayan bir mü’minin kalbi, gerçekten Allâh’a sığınılacak bir kalptir.
Bu öyle bir kalptir ki; yüce Allâh’ın kapısına kilit vurduğu kalptir. Artık kişinin o kalpten, hak ve hakikate yol bulması çok zordur. Bu öyle bir kalptir ki; Kur’ân’ın ifadesiyle taştan bile katı bir kalptir. Zira nice taşlar vardır ki, yukarıdan aşağı yuvarlanırken Allâh’ın adını zikrederek yuvarlanır. Yine nice taşlar vardır ki içinden su kaynar; bir başka deyişle hayat vardır, hassâsiyet vardır bu taşlarda. Ama katı kalplerde böyle bir hassâsiyeti bulamayız. Çünkü bu kalpler, gaflete dalmış kalplerdir.
Allâh’ım! Huşû duymayan kalpten Sana sığınırız!
Kabul Olunmayan Duâ
Duâ, mü’mini huzura erdiren çıkış kapılarından biridir. Duâ; mü’minin aracı olmadan Rabbine ulaşabildiği bir vasıta, aynı zamanda emniyetli bir sığınaktır. Cenâb-ı Hak, mü’minin başka kapıya değil de kendi katına gelmesinden çok hoşnut oluyor. Duâ, mü’mini önemli kılan bir husus. Nitekim âyet-i kerimede;
“Duânız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!..” buyurulmaktadır. (el-Furkān, 25/77)
Yine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz;
“Allah Teâlâ katında duâdan daha kıymetli bir şey yoktur.” (Tirmizî, Deavât, 1) buyurarak duânın Allah katında ne denli mühim olduğunu vurgulamıştır.
Allah -celle celâlühû-, duâları kabul edendir. Ancak şu kadar var ki âyet ve hadislerde belirtildiği üzere, bazı duâlar kabul görmemektedir. Meselâ dünya hayatının belki de en büyük mânevî hastalığı gaflet ile yapılan duâlar kabul edilmemektedir. Yine midesinde haram olan veya kazancında haram olan bir mü’minin duâsının kabul görmeyeceği belirtilmektedir.
Buna göre duâsı kabul olmayan mü’min; kulluk nazarından kendinin bir muhasebesini yapmalı; «Nerede hata yapıyorum?» diye inceden inceye düşünmelidir.
Allâh’ım! Kabul olmayan duâdan Sana sığınırız!
Doymayan Nefis
Her insanda bir nefis vardır ve bu nefis, daima kötülükleri emreder. Nefis, bir türlü doymak bilmez. Bitmek tükenmek bilmeyen arzular, istekler… Onun gözünü ancak toprak doyurur. Nitekim Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; Âdemoğlunun gözünü ancak toprağın yani ölümün doyuracağını ifade etmektedir. Yeryüzü; doymak bilmeyen nefis sahibi insanların hırsları yüzünden, fesada uğramıştır.
Nefse fırsat vermeye gelmez. Fahr-i Kâinât Efendimiz, sık sık;
“Allâh’ım! Göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsime fırsat verme!” diye duâ ederdi.
Onun için nefis tezkiyesi zarurîdir, nefsi terbiye etmek elzemdir.
Allâh’ım! Doymayan nefisten Sana sığınırız!
Fayda Vermeyen İlim
Yüce dînimiz İslâm’da ilmin fazîlet ve üstünlüğü vardır. Amel ve irfanla bezenmiş ilim, mü’minin cennet yolunu kolaylaştırır. Zira Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
“İlim elde etmek isteyen kişiye Allah, cennete giden yolda kolaylık gösterir.” (Buhârî, İlim, 10) İlme talip olan mü’min, Allah yolundadır. Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:
“İlim talebi için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır.” (Tirmizî, İlim, 2)
İlim, yücedir; ilim, mübârektir; ilim, mukaddestir. Ama bütün bu özelliklere sahip olan ilim, mü’minin dünya ve âhireti için faydalı olan ve rızâ-yı ilâhîye muvâfık olan ilimdir. Yoksa incir çekirdeğini bile dolduramayacak kadar lüzumsuz, değersiz bilgiler değil.
Ne hazindir ki günümüz dünyasında yaşayan müslümanlardan niceleri; beyinlerini öyle lüzumsuz bilgilerle doldurdular ki beyinleri, bilgi çöplüğüne döndü. Yine kalplerine Allah ve Rasûlü’nün dışında para, makam, şehvet gibi öyle lüzumsuz sevgileri yerleştirdiler ki kalpleri, sevgi çöplüğüne dönüştü.
Allâh’ım! Fayda vermeyen ilimden Sana sığınırız!..
Ne mutlu insanı helâke götüren bu dört husustan Allâh’a sığınanlara!..
Allâh’ım! Huşû duymayan kalpten, kabul olunmayan duâdan, doymak bilmeyen nefisten ve fayda vermeyen ilimden Sana sığınırız!..
Âmîn…