Hayatı seyretme hastalığı,
Hayatı yaşama hastalığı
Ve hayattan saklanma hastalığının romanı.
-Çöküş içe doğrudur, bu yüzden tamamlanana kadar kimse fark etmez.
2020 nin en güzel romanını okuduğumu düşünüyorum. Çok geçmeden ardından bir öykü kitabı daha çıkmasın mı çıksın tabiki, çıktı da zaten. En kısa zamanda onu da okumam lazım.
Güray süngünün dili anlatma biçimi yaklaşımı bizi olaya hem çok yakın hemde çok uzak hissettiriyor. Olay çok tanıdık gözümün önünde gibi ama hissettiklerimiz dünyanın öbür ucunda...
Pek çok şeyi yarım bıraktı, çünkü zaten hiçbir şey tam değildi.
Osman kendi evinde kendi hayatında yabancıydı sonra ne oldu gitti (kaçtı kendinden kaçtı) kafasının içinden kaçtı ülke değiştirdi. Başka ülkede yabacı olduğu biryerde bir eşyası mülkü olmayan, biryerde kendini evinde hissetti Osman. Yalnız olmamak etrafında seni anlayan insanlar varsa yalnız olmamaktır. Osman ailesinin yanında yalnızlık hisset....
Gözlerle değil de fıtratla görmek!?
Her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi....
Ama insan nereye gitse kendini de götürüyor.
“İnsan yaşadığı histe esirdir”
Esir miyiz gerçekten ? Mutluluk bile esir olabilir mi? Olabilir evet zorunlu hissetmek başlı başına bir esirlik herkesin bildiği de budur zaten. Kimi zaman kendimizi esir alsınlar diye boynumuza ipi biz takıyoruz yalan değil.
Yaşamak başka yol almak başka demiş Güray süngü. Bunu biliyoruz ama bide cümlenin başında demiş ki “bir şeyi inceden anladım.” Dikkat edilmesi gereken şey o inceden değil mi? Herkes bi zaman sonra birşeyleri inceden anlıyor.
Osman onca gitmesine karşı aslında kaçmasına karşı mutsuzluk dememişti ki. Ben hayatı seviyordum ki zaten dedi. Sevmesem kırar dizimi otururdum diyo bana biçilen hayata uyardım diyo. Osman hayatı seviyordu da kendi hayatını mı sevmiyordu? Çünkü mülksüz yabancı olduğu bir hayatta anahtarın bile yok ama evin gibi hissediyorsun Osman.
Ne bileyim ne kadar döndü dünya başım dünyadan çok döndü sayamadım. Osman Osman tebessüm edecem edemiyorum Osman. Birde denizler okyanuslar kaç ton muhabbeti var:)
Ben bakarken dünyaya içinden, kendime tepemden dedin Osman.
İşte insan sahiden de kendine kızmaktan vazgeçinde kızacak başka şeyler arıyor.
İnsanlar genellikle inanmayı seçer.
Çünkü red savaş gerektirir. Dedin bi kaç sayfa öncesinde de.
Oysa akletmeye başlayınca insan anlardı ki zaten. İnsanlar akletmiyorlar düşünmüyorlar, merak etmiyorlar, bilmiyorlar.
Kendi içinde cevapları var gibi değil mi?
Şimdi...
Seni bir yere ait kılan ne?
Sorusuna cevaplar aradık...
Güray süngü nün kitaplarında farklı bir ruh haline bürünüyorum. İbrahim beni derin etkilemişti şimdi de Osman... ya ben farklı halde okuyorum bilemedim İbrahim’i anlatmaya başlamadım bile anlatmaya başlayacak cümlemi bitirmeye doğru kuracağım son cümle seçimim olsun seçemedim ama bir çok kişiye alıp okuttum. Yakın arkadaşım anlıyordu demek istediğimi... çizdiğim yerlerde hissettiklerimi anlattım toplu bi anlatış değil de bölük bi anlatış yaptım en azından. Çünkü değişik bir hale bürünüp durdum bi halim bi halimi tutmadı o an ne desem gri olurdu belki de. Hala anarım İbrahim seni...