Puan vermedi·400 syf.····Okunma: 20 Ocak 2020 16:54 HANGİ RUH HALİNDE OKUNMALI
- Kitabı bir ölümden etkilendiğiniz sırada okumak sizi büyüleyecektir.
KİMLERE HEDİYE EDİLMELİ
- Okuma kültürü zayıf olanlara
- Fotoğrafçılığa merak duyanlara
- İstanbul’a yeni taşınanlara
- Kafasını dağıtmak isteyenlere
YAZAR VE ESER HAKKINDA:- OKUMA HEYECANINI KAÇIRIR.
Çok iyi! Süperdi falan diyemeyeceğim. Kitap dikkatle okunursa mantık hatalarıyla dolu. Birazdan bunlardan sayfalarını vere vere bahsedeceğim.
Kitap ben diliyle yazılmış. Ki bana sorarsanız en amatör yazar üslübudur. Neyse... Edebi zevki korusun da, okuruz elbette. Bir kahramanın olan olayları anlattığı bir kurgu bu. Ama nasıl anlatmak... Ben kimseye önemli, oldukça önemli bir olayı anlatırken; “ertesi sabah yağmurlu bir güne açtım gözlerimi” demem. S:362 Yani demeye çalıştığım şey ayrıntıları daha öz cümlelerle betimlerim. Kitapta buna benzer yüzlerce paragraf yer alıyor ve 400 sayfalık kitabın ilk elli sayfasından sonra 230. sayfaya kadar saçma sapan şeyler okuyorsunuz. Konuyla ve kitabın sonuyla alakasız şeyler.
Sevgili Ahmet Ümit ara ara sizi Beyoğlu ansiklopedisine sokuyor. Oysa biz en başında üç kafadar arkadaşın anısını dinliyorduk.
Bir Katya karakteri karakteri okuyoruz ki dillere destan bir Türkçesi var. Ama yazar 108. sayfada bir anlık gaflete düşerek kahramanını ilk ve son kez “Kenan gelmiş olmak” diye konuşturuyor. Başka yerde hiçbir zaman Türkçesi bozulmuyor sevgili Rus Katya’nın.
Bir başka mantık hatası sayfa 149’un son paragrafında. Eşiyle iş seyahati dolayısıyla 9 gün uzak kalan kenan, bunu sekiz gün olarak çelişik hale getiriyor.
Çok abarttığımı düşünebilirsiniz. Ama ben her satıra gerekli dikkati vermeye çalışıyorum.
Devam edeyim.
Yazar rahatsız eden bir seviyede her aramada “numarayı tuşluyor.” Numara tuşlamak demek o numaraları ezbere bilmek demek. Bu hiç inandırıcı değil.
Cinayet romanlarını çokça okuyan ve Türkiye’de de bu alanı sahiplenmek isteyen yazar, cinayet işlenen bir evin polis tarafından mühürleneceğini göz ardı ederek cinayet yerinde arama yapıyor. elin kolunu sallayarak. Üstelik buradan bazı dergi ve kitapları da çekinmeden alıyor. Kahkaha atmıştım.
Devam edelim.
Okuyanlar bilir, kitabın bir yerinde cezaevindeki Yunus karakteriyle görüşme faslı vardır.
Bizim karakterler savcılık iznine falan gerek duymadan görüşüyorlar kader mahkumuyla.
Devam ediyoruz.
Sayfa 321’de komiser Cüneyt’ten azar yiyen Kenan 369’da Nihat karakteri oluveriyor. Yani Nihat’a değil, Kenan’a azar yedirildiği unutuluyor. Dönüp tekrar baktım.
Gelelim kitabın sonuna...
Şaşırtıcı...
Sebebi ne derseniz, sebebi cinayetler olay anlatılırken devam etmesine rağmen okura hiçbir zaman şüpheli bir tavır okutulmuyor. Bir defa Katya’ya sorulan öylesine bir soru dışında hiçbir cinayet şüphesi de verilmiyor. Biri bana şu an kardeşin katil dese ben de şaşırırım. Ama şaşırma sebebim bunu hiç hissedememek olur.
Hissedilmeyen her şey şaşırtır. Bence yazarın burada bir mahareti yok.
Biz yazarın yetenekli olduğunu kabul edeceksek, kendimizin de paranoyak olduğunu onaylamamız gerekiyor.
Yazar kitabın sondan bir önceki paragrafında şu güzel itirafı yaparak bizlerden helallik alıyor.
Bu romanı neden yazdığını yani aslında böyle bie itirafı niye yaptığını şöyle açıklıyor.
“Yanıt vermek mi? Hayır, tümüyle bilmediğim bir soruyu nasıl yanıtlayabilirim ki. Ben bu romanı Kenan’ı neden öldürdüğümü bulabilmek için yazdım,
- Bulamadı/