520 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
"Sevgi neydi? Sevgi emekti.
Uçuşan yaprak, boş bir salıncak.
Senden başka, yok hiç kimse
Düşerim dara, içim yara.
Gelirim ardı sıra, dön bak bana."

Evet böyle diyordu Jehan Barbur o güzel şarkıda.

Aşk; sevginin ötesinde bir şeydir. Sevgide tek değişken vardır. Aşk ise emek ve fedakarlık gerektirir. Çünkü iki değişken vardır aşkta, iki insan. Biri değişim geçirirken öteki kayıtsız kalamaz buna. Biri emek harcıyorsa öteki fedakarlık yapmalıdır. Vals gibidir; biri sağ ayağını atmışsa öteki sol ayağını atar, biri itiyorken öteki çekiyordur aslında. Ömürlük aşklara baktığınız zaman hep bu valsi görürsünüz.
Hayat insanı ister istemez değiştirir. Aşk içindeki değişkenlerin biri sabit kalmakta ayak direrse şayet bütün büyü bozulur, müzik susar, dans biter. İlahi aşk başkadır ama, orda tek değişken yani tek insan vardır. Haliyle daha kolaydır, ancak daha yoğundur çoğu zaman.

Biz kitaba dönelim...

Martin Eden, kendi sınıfından birinin erişemeyeceği, kendinden yaşça büyük ve edebiyat fakültesinde okuyan zengin bir ailenin kızına vurulur. Dışardan bakılınca imkansıza yakın gözüken birşey gibi durur. Ancak Martin, sevdasının gereğini yerine getirir. Kıza layık olmak, onun sevgisini kazanmak için elinden geleni yapar. Nezaketi, konuşmayı öğrenir, sürekli okur, kendini geliştirir. Martin, Ruth'un seviyesine gelmek için entelektüel birikimini artırır, hatta onu da geride bırakır. İdealleri vardır, yazar olacak ve ekmeğini ordan kazanacaktır. Ruth ise onun ilköğretimi dahi bitirmediği gerçeğini görmekte ve bir an önce düzenli bir maaşı olmasını istemekte, hatta Martin'in ideallerine erişemeyeceğini düşünmektedir. Bu sebeple sürekli onu bir kalıba sokmaya, üzerinde tahakküm kurmaya çalışır.
Martin bir yandan aşkı için mücadele verirken bir yandan da sosyokültürel olarak atladığı her basamaktaki insanların yozlaşması ve ahlaki çürümesi ile yüzleşmek zorundadır.

Bir Alman atasözü der ki: "Sadece bir kadınla erkek evlenmez. Tarlayla tarla, bağla bağ, sürüyle sürü de evlenir."

Kitap 'zengin kız, fakir oğlan' klişesinin çok ötesinde bu atasözünü de sorguluyor.

Aşk için hayaller, beklentiler, sahip olunan değerler örtüşmeli midir? Toplumsal değerler iki gencin hayatına yön verebilecek kadar 'değer'li midir? Taraflar arasında ideolojilerin ve ideallerin uyumu elzem midir? Üstün gözükenin diğeri üzerinde tahakküm kurmaya hakkı var mıdır?
Çiftler evlenirken ailelerle de mi evlenmektedir? "Uyumlu çift" nedir? Karşısındakini idealindeki kalıplara oturtmak, onu olmakta olduğu gibi kabullenmemek sevda bağlamı ile örtüşür mü? Bütün bunları sorgulatıyor.

Sadece sosyokültürel farklılık olarak düşünmeyin kitabı. Zamanla ideolojik farklılıklar da giriyor devreye. Peki biz daha geniş bir perspektifle bakalım olaya: farklı ırklar, farklı din ve mezhepler, farklı kültürler, farklı ideolojiler arasında aşk yaşanabilir mi? Yani iki farklı zeminde duran insanlar birlikte vals yapabilir mi?
Kitabı bitirince bir de bunları düşünün derim. Keyifli okumalar :)